Şahsiyetli bir nesil için...

... Değerler Kulübü

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Tehlike Büyük:

e-Posta Yazdır

Tehlike büyük: Peygambersiz, mezhepsiz, âmentüsüz bir İslâm icat etmek istiyorlar!

Adım adım “geliyorum!” diyen bir felâket var: Peygambersiz, mezhepsiz ve âmentüsüz bir İslâm icat etmek istiyorlar!

Burada söyleyeceklerim hayâtî: Özelde müslümanların, genelde insanlığın geleceğiyle ilgili.

EZBERLERİN YÜKÜ VE TARİHÎ YÜKÜMLÜLÜK
Ezberlerle bir yere gidemeyeceğimizi anlamakla ve anlatmakla yükümlüyüz.

Yük olmayacaksınız, “yük”ü, tarihî bir yükümlülük bilinciyle kuşanarak taşımaya soyunacaksınız. Yoksa, yükün altında ezileceğinizi ve yok olmaktan kurtulamayacağınızı unutmayacaksınız!

Türkiye, herhangi bir yer değil. Bin yıldır insanlık tarihinin yapıldığı, tarihin şekillendirildiği, bize tarihî bir yük yüklediği dinamik bir yer: Ya bu yükü hakkıyla taşıyacağız ya da yükü taşımaya soyunmazsak, bu yükün altında kalacağız, un ufak olacağız.

Ezberlerimizi terkedemediğimiz sürece kendimize gelemeyeceğimizi bilmiyoruz bile. Bu ülke sömürgeleştirilemediği hâlde, kendi-kendini sömürgeleştiren, kaç kuşak çocuklarını kültürel intiharın eşiğine sürükleyen dünyanın en traji-komik ülkesi!

İSLÂM'DAN SÖZETMEK, GELECEKTEN SÖZETMEKTİR
İslâm'dan, İslâm medeniyetinden, İslâm tarihinden sözetmek, gelecekten sözetmektir.

İnsanlığın susuzluğunu giderecek ruh aşısı yapmak, yaralanan insanı, tarûmâr edilen tabiatı ve savaşlardan bîtap düşen dünyayı darusselâma / barış yurdu'na buyur etmektir.

İnsanlığın adalete, hakkaniyete, sulh ve selâmete şiddetle, ekmek kadar, su kadar ihtiyaç hissettiği şu dondurucu kış mevsiminde insanlığı bahara, umuda ve hakikat medeniyeti ufkuna davet etmektir.

İslâm medeniyeti, hakikati, erdemi ve fazileti yüceltti; bütün medeniyetlerle temasa geçti, hiçbirini yok etmedi; hepsinden beslendi, hepsini besledi ve en önemlisi de insanlığın binlerce yıllık çürümeye terkedilmiş medeniyet birikimini aldı, korudu, yaşattı, aştı ve bütün insanlığa ulaştırdı.

BATILILAR, GÜCÜ KUTSADILAR, İNSANLIĞA KAN KUSTURDULAR!
Batılılar, ne yaptılar, peki?

Gücü kutsadılar, insanlığa kan kusturdular. Dünyayı kutsadılar, insanı dünyanın tutsağı yaptılar.

 

Bir çocuk neden cep telefonu olmak ister?

e-Posta Yazdır

Karı-koca akşam yemeklerini yedikten sonra, yorgun argın oturma odasına geçerler.

Kadın ilkokul öğretmenidir. Öğrencilerine verdiği 'ne olmak istersiniz' başlıklı kompozisyon ödevini notlandırmak için masaya geçer. Kocası da eline cep telefonunu alıp, koltuğuna yerleşir. Nihayet yorgun bir günün ardından dinlenebilecektir.

Kadın, tüm kompozisyonları notlandırıp işinin bittiğini düşünürken, kenarda kalmış bir ödevin gözünden kaçtığını fark eder ve not vermek için okumaya başlar.

Kağıtta yazansa şudur:

'Benim dileğim, akıllı bir telefona dönüşmektir. Dileğim bu çünkü annem ve babam telefonlarını gerçekten çok seviyorlar. Annem ve babam sadece telefonlarına dikkat gösterirler, hatta bazen de beni unuttukları olur. Annem ve babam işten yorgun döndüklerinde, vakitlerini telefonlarıyla geçirirler, benle değil. Önemli bir işle meşgul olsalar dahi, eğer telefonları çalarsa, anında yanıt verirler. Ama aynısını benim için yapmazlar, ağlasam bile... Annem ve babam cep telefonlarında oyun oynarlar, benimle değil. Telefonda konuşurken, heyecanla yanlarına gidip bir şey paylaşmak istesem, hemen beni susturup, yanlarından gönderirler.

Bu yüzden cep telefonu olmaktır, dileğim. Çünkü belki de ancak o zaman beni telefonları kadar severler.'

 

Hak Din İSLAM

e-Posta Yazdır

Ömür; beşik ile teneşir orasında bir zaman tüneli… Üzerinde metrajı yazmayan bir makara gibi, ne zaman kopacağı meçhul.. Hayat ise; kundak ile kefen arasında med-cezir ve sürprizlerle dolu kısa bir yolculuk.

Bu cihan, her köşesi ayrı bir İlâhî kudret tecellîsinin mâkesi olan, üzerinde tefekkür edildiğinde insana Cenâb-ı Hakk’ın azametini hatırlatan bir İmtihan dershânesi…

Burada her şey fânî, Cenâb-ı Hak dışında her şey yok olmaya mahkûm. Bu sebeple, hayat şartlan ne olursa olsun bütün insanlık, ölüm karşısında müşterek bir ürperti içinde. Hayat yollarının döne dolaşa ölüm ufuklarında kayboluşu, gönülleri derinden derine sızlatmakta. Zihinlerde âdeta zehirli bir yılan gibi çöreklenen ve kımıldadıkça insanı tedirgin kılan “ölüm” ve “sonrası”na dâir meçhuller, öteden beri insanoğlunun zihnini ve kalbini en çok meşgul eden meselelerden biri…

 

TÜRKİYE'NİN EN TEMEL SORUNU EĞİTİM SORUNU!

e-Posta Yazdır

 

Ruhumuzu, geleceğimizi, hayallerimizi, rüyalarımızı yok ediyorlar...

 

Kendi çocuklarımız, elimizden kayıp gidiyor…

 

Çocuklarımızı bizden koparıyorlar…



Çocuklarımıza hiçbir heyecan, coşku ve ufuk sunamayan ruhsuz eğitim sistemi; hiçbir gelecek vaat etmeyen kör ve kötürüm kültür hayatı; hayal göremeyen, rüyaları olmayan, bütün sermayesini daha çok "köşe döndürecek” bön ve berbat projelere yatıran sarsak ve asalak medya rejimi çocuklarımızı gözümüzün içine baka baka elimizden alıyor; bizden, bizi biz yapan her şeyden koparıyor el ele, kol kola, omuz omuza vererek…

TÜRKİYE'NİN EN TEMEL SORUNU EĞİTİM SORUNU!
Türkiye'nin en temel sorunu eğitim sorunudur. Türkiye'de sömürgeci ülkelerin yapamayacakları, yapmaya cesaret edemeyecekleri kadar çocuklarımızı kendi değerlerimizden, kendi dünyamızdan, kendi rüyalarımızdan uzaklaştıran, bütün iddialarını yitirmiş, bütün ideallerini kaybetmiş ilkel, ruhsuz, ufuksuz bir eğitim sistemi, yoz ve sığ bir kültür hayatı, yabancılaştırıcı ve her şeyi banalleştirici bir medya rejimi var…

Aberlard'ı, Racine'i, Lizts'i, Voltaire'i, Rousseau'yu, Balzac'ı, Descartes'i, Bergson'u, Derrida'yı, Godard'ı, Truffaut'yu öğretmeyen, bu kurucu figürlerin ürettiği ruhu solutmayan, gördükleri rüyaları her daim yeniden üretmeyen bir Fransız eğitim sisteminden, kültür ve düşünce hayatından, medya rejiminden söz edilebilir mi?

 

HİZMETTE FREKANS UYUMU

e-Posta Yazdır
HİZMETTE FREKANS UYUMU
Hayrın olduğu yere, şeytan gelir kurulur.
Sevgi ve hakkâniyet hissedenler korunur.
 
Sesin perdesini belirleyen sayısal değere frekans denir. Frekansların uyuşmadığı yerde ton bozuk, cızırtı çok olur. Nedir cızırtı? Aşınmadan kaynaklanan ve kulak tırmalayan gürültü. Bir de insan ilişkilerindeki aşınmadan kaynaklanan ve gönül tırmalayan durum var ki biz ondan bahsedeceğiz. 

Birkaç kişinin bir araya gelerek, hayırlı bir işi ortaklaşa yürütmeye çalıştığı yerlerde, frekans uyumu son derece önemlidir. Lâkin frekans uyuşmazlığından kaynaklı cızırtılar, bilhassa Allah rızâsı için hizmet edilen her yerde kısmen hâzırdır ve şeytanın tezâhüratıyla sürekli sahadadır. Fıtratların farklılığı ve nefislerin kabarıklığı tarafından da körüklenince, bir ateşe dönüşür ve hayırları yakmaya başlar. Yangın çıkan yerde de huzur kalmaz.
Kimileri sert, kimileri pamuk, kimileri taş, kimileri sırça gibiyken… Duyarlısı, duyarsızı, sorumlusu, sorumsuzu, çalışkanı, tembeli, acemisi, ustası, biliri, bilmezi, dertlisi dertsizi, zengini fakiri hizmet etmek isterken… Herkesin yarası bir başka yerden açık ve herkes bir başka tavırdan alınmaktayken… Alı, moru, karası, beyazı rengârenk onlarca karakter, yüzlerce farklı ton varken… Kimileri bağırarak, kimileri susarak dövmekteyken… Kimileri gülerek kimileri kaş çatarak sevmekteyken… Yani insan sayısınca usûl, nefisler sayısınca ses varken, bu frekans uyumu nasıl yakalanır?
 

Vecihi Hürkuş

e-Posta Yazdır

6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul'da doğdu. I. Dünya Savaşı'na katıldı. Yaralanınca İstanbul'a dönerek Yeşilköy'deki Tayyare Mektebi'ne girerek Pilot Astsubay olarak mezun oldu. Birinci Dünya savaşı sırasında pilot brövesi alarak 7. Tayyare Bölüğü'nde Ruslara karşı harekata katılan Vecihi Bey başarılı keşif ve bombardıman uçuşları yapmış ve bu arada girdiği bir hava muharebesinde bir Rus uçağını indirdi.

Vecihi Hürkuş, uçak düşüren ilk Türk tayyarecidir. Daha sonra Ruslara esir düşen Vecihi Bey Hazar Denizinde bulunan Nargin Adasından yüzerek İran üzerinden kaçmayı başardı ve yurda dönerek 1918 yılı yaz başında Yeşilköy'de konuşlanmış bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü'nde görev aldı.

Bu bölükte görevli iken bir av uçağı tasarımı yapan Vecihi Bey'in bu projesi Mondros ateşkes anlaşmasının imzalanması ile yarım kaldı. Kurtuluş Savaşı'na katılan Vecihi Bey, özellikle İnönü ve Sakarya savaşı sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yaptığı gibi bir Yunan uçağını da indirdi.

Vecihi Bey'e kırmızı şeritli İstiklal Madalyası sahibidir. Ayrıca TBMM tarafından üç kez Takdirname aldı. Üç takdirname verilen tek kişidir.

Savaştan sonra İzmir'de yeni tayyarecileri eğitmeye başladı. Edirne'ye yanlışlıkla inen bir yolcu uçağını almakla görevlendirildi. Hizmeti karşılığı uçağa "Vecihi" adı verilince, uçak inşa etmek düşünceleri canlandı. İzmir Seydiköy Hava Mektebi'nde -bugünkü Gaziemir Hava Teknik Okullar Komutanlığı- uçak yapımı projesine devam etti. 1924'te ganimet olarak Yunanlılardan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal etti. 28 Ocak 1925'de "VECİHİ K-VI"adını verdiği uçağını uçurdu.

Daha sonra askeri havacılıktan ayrılarak uçak tasarımı ve yapımı çalışmalarına devam etti. Havacılığa gönül veren Tayyareci Vecihi Hürkuş da sadece Türk havacılık tarihinin değil, belki de tüm Türkiye tarihinin en ilginç simalarındandır.

 

 

“Hakk’a Adanmış GENÇLİK” adlı eser ile verilmek istenen mesaj:

e-Posta Yazdır

Efendim; “Hakk’a Adanmış GENÇLİK” adlı eserinizde vermek istediğiniz mesaj nedir? Bu eserin yazılış gâyesini kısaca îzah eder misiniz?

İnsanoğlu, ilâhî imtihana tâbî bir varlık olduğu için, hayra da şerre de istîdatlı olarak yaratılmıştır. Yani hepimizin fıtratında, “fücûr”a da “takvâ”ya da (iyiliğe de kötülüğe de) meyil vardır. Hazret-i Mevlânâ bunu şu teşbihle îzah eder:

“Ey Hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan; Mûsâ da, Firavun da ölmediler; bugün senin içinde yaşıyorlar, senin varlığına gizlenmişler, senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar! Bu sebeple birbirine düşman olan bu iki kişiyi kendinde araman gerekir!”

Dolayısıyla insanın iç âlemi, iyilik ve kötülüğün, rûhâniyet ve nefsâniyetin mücâdelesine sahne olan bir harp sahası gibidir. Bu harpte takvânın fücûra gâlip gelebilmesi, kişinin güzel bir mânevî terbiyeden geçmesine bağlıdır. Bunun içindir ki Rabbimiz, insanlık tarihindeki en büyük insan terbiyecileri olan peygamberleri göndermiştir.

İnsan, hayatına rehberlik edecek olan ilâhî hakîkatlerin kendisine bildirilmesine ve hatırlatılmasına, yaratılışı bakımından muhtaç olduğu içindir ki; “Din, nasihattir.” buyrulmuştur. (Müslim, Îmân, 95) Bütün peygamberler ve peygamber vârisi âlim ve ârif zâtlar, tebliğ ve irşadlarıyla, insanı maddî-mânevî kötülüklerden arındırarak onu ebedî hüsrâna uğramaktan kurtarmaya çalışmışlardır.

İnsan ömründe bu nasihatlerin en fazla gerekli olduğu devir ise hiç şüphesiz ki “gençlik”tir. Zira gençlik, nefsânî arzuların âdeta tuğyan hâlinde bulunduğu bir mevsimdir. Ayrıca hayata yön vermek için de en müsait dönem, yine gençliktir. Bu gerçekten dolayı ecdâdımız; “Ağaç yaş iken eğilir.” demişlerdir.

Genç nesiller, mensubu oldukları milletlerin âdeta istikbâlini gösteren bir ayna gibidir. Zira her devrin gençliği, kendi karakterine uygun, enerjisini harcayabileceği ayrı bir heyecan iklîminde yaşar. Yani her millet, gençliğinin his ve fikir dünyasına göre şekil alır.

 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 / 7

Dur! Ey Yolcu

Ey Yolcu Ey bu dünya kapısından içeri adımını atmış yolcu Nereye, nereye gidiyorsun? Sağına ve soluna bakınmadan, Etrafında yaşanan hadiseleri tanımadan Görmeden nereye gidiyorsun? Nereye gittiğini zannediyorsun? Nedir bu telaşın ey yolcu? Dur! Biraz dertleşelim.

Teşekkür Ediyoruz

Kİmler Sİtede?

Şu anda 38 konuk çevrimiçi

Düşündüren Söz

Doğru sarsılır, ama yıkılmaz.

Son Yorumlar

İstatİstİk

Üyeler : 118
İçerik : 4383
Web Bağlantıları : 100
İçerik Tıklama Görünümü : 7040793

Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;  "Kim bana bir kitapta/yazıda salâvat-ı şerife getirirse benim ismim bu kitapta/ yazıda olduğu müddetçe melekler ona istiğfar getirmekten hiç ayrılmazlar."