DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Türk'ün kimlik belgesi: Türkçe

Yazdır

Türk'ün kimlik belgesi: Türkçe

Türk demek, Türkçe demektir. Türk milleti şuurlu, uyumlu, tarihe hatıralarıyla, geleceğine tahayyül ve tasavvurlarıyla bağlı, iradeli bir millet olarak var olacaksa, bu öncelikle kimlik dili ve millî kültür şifresi demek olan Türkçesine sahip çıkmakla mümkün olacaktır. Türkçeye sahip çıkmak demek, onu korumak, geliştirmek ve yaymak demektir. Dünyanın dengesini sağlayan ve dünyaya nizam veren bir millet oluşumuzdan rahatsız olan modern haçlı cepheleri ve onların yerli işbirlikçileri, öncelikle ve ağırlıklı olarak millet kimliğimiz olan Türkçemizi yok etmeye çalışıyorlar. Türkçemizi bizim duygu, düşünce ve hayal dünyamızı ifade eden bir dil olmaktan çıkarmakla Türk millet bütünlüğünü çözmüş olacaklardır. 

Dili yaşamayan, insanlararası dolaşımda olmayan, kültür, sanat, medeniyet, bilim, siyaset, ticaret alanlarını ifade eden bir kurum olmaktan çıkan bir millet, yok olmuş demektir. Eğitim kurumlarımızda Türkçe yerine İngilizceyi hâkim kılma çabaları, Türkçemizin yapısını bozma, yabancı dillerden pek çok söz varlığı alma, iş yerleri ve diğer kurumlara yabancı isimler verme denemeleri, yeni Anayasa çalışmaları kapsamında Türkçemizi tek resmî ve eğitim dili olmaktan çıkarıp başka dilleri ortak etme teşebbüsleri, hep Türkçemiz üzerinden Türk millet varlığını çözüp tasfiye etme projeleridir. 
 
Bu bağlamda öncelikle Yrd. Doç. Dr. Nazlı Rânâ Gürel'in Türkçemizin şuurunu veren bir şiirini alalım ve onun üzerinden Türkçe hassasiyetimizi vurgulamaya devam edelim: 
 
TÜRKÇEM Türkçe sevdâlısı gençlerimize 
 

Sıkıntılar karşısında tıkanıp ümitsizliğe düşme, yılgınlık gösterip kenara çekilme!..

Yazdır
 
Rasûlullah (sav) buyuruyor:

"İnsanların arasına karışıp onların sıkıntılarına katlanan Müslüman, insanlardan uzak durup onların sıkıntılarına katlanmayandan daha hayırlıdır." Tirmizi, Kıyamet, 55
 

“Hakk’a Adanmış GENÇLİK” adlı eser ile verilmek istenen mesaj:

Yazdır

Efendim; “Hakk’a Adanmış GENÇLİK” adlı eserinizde vermek istediğiniz mesaj nedir? Bu eserin yazılış gâyesini kısaca îzah eder misiniz?

İnsanoğlu, ilâhî imtihana tâbî bir varlık olduğu için, hayra da şerre de istîdatlı olarak yaratılmıştır. Yani hepimizin fıtratında, “fücûr”a da “takvâ”ya da (iyiliğe de kötülüğe de) meyil vardır. Hazret-i Mevlânâ bunu şu teşbihle îzah eder:

“Ey Hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan; Mûsâ da, Firavun da ölmediler; bugün senin içinde yaşıyorlar, senin varlığına gizlenmişler, senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar! Bu sebeple birbirine düşman olan bu iki kişiyi kendinde araman gerekir!”

Dolayısıyla insanın iç âlemi, iyilik ve kötülüğün, rûhâniyet ve nefsâniyetin mücâdelesine sahne olan bir harp sahası gibidir. Bu harpte takvânın fücûra gâlip gelebilmesi, kişinin güzel bir mânevî terbiyeden geçmesine bağlıdır. Bunun içindir ki Rabbimiz, insanlık tarihindeki en büyük insan terbiyecileri olan peygamberleri göndermiştir.

İnsan, hayatına rehberlik edecek olan ilâhî hakîkatlerin kendisine bildirilmesine ve hatırlatılmasına, yaratılışı bakımından muhtaç olduğu içindir ki; “Din, nasihattir.” buyrulmuştur. (Müslim, Îmân, 95) Bütün peygamberler ve peygamber vârisi âlim ve ârif zâtlar, tebliğ ve irşadlarıyla, insanı maddî-mânevî kötülüklerden arındırarak onu ebedî hüsrâna uğramaktan kurtarmaya çalışmışlardır.

İnsan ömründe bu nasihatlerin en fazla gerekli olduğu devir ise hiç şüphesiz ki “gençlik”tir. Zira gençlik, nefsânî arzuların âdeta tuğyan hâlinde bulunduğu bir mevsimdir. Ayrıca hayata yön vermek için de en müsait dönem, yine gençliktir. Bu gerçekten dolayı ecdâdımız; “Ağaç yaş iken eğilir.” demişlerdir.

Genç nesiller, mensubu oldukları milletlerin âdeta istikbâlini gösteren bir ayna gibidir. Zira her devrin gençliği, kendi karakterine uygun, enerjisini harcayabileceği ayrı bir heyecan iklîminde yaşar. Yani her millet, gençliğinin his ve fikir dünyasına göre şekil alır.

 

ALLAH İÇİN SEVMEK

Yazdır
Elif dikkatle okuduğu kitabı yavaşça yere bıraktı. Son okuduğunu daha iyi anlayabilmek için gözlerini bir yere dikmiş, hareketsiz donuk bir şekilde düşüncelere daldı.

Uzun süre bu şekilde düşündükten sonra hızla kitabı alıp son okuduğu yeri dikkatli bir şekilde bir daha okudu. Her okuduğunda yüzü biraz daha asılıyor, iyice anlamaya çalışıyordu.

“Kişi sevdiği ile beraber haşrolur”

Bu hadisi okuduktan sonra, sevdikleri ve sevmedikleri hanesini bir kez daha gözden geçirmesi gerektiğini düşündü. Sürekli bir arada olduğu insanlarla, alış verişte bulunduklarıyla, komşularıyla, akrabasıyla, kan bağı olanlarla ve ya bir şeklide ticari ilişkisi olanlarla da değil Sevdikleriyle beraber haşrolunmak.
 
Sonra bir başka hadisi hatırladı.

“Allah için sevin ve Allah için buğzedin”

Bu iki hadisi bir arada düşündüğünde biraz daha şekillendi kafasında.

“Allah için sevdiklerimizle beraber haşrolacağız” diye geçirdi içinden. Kendisinin ve çevresindeki insanların sevdiklerini ve sevme nedenlerini düşündü bir bir. Sevdiği insanlar kimlerdi ve neden seviyordu onları?

Akşamki haberlerde gördüğü bir olay geldi aklına. Bir pop star kendisini seyretmeye gelen gençlerin çılgınca katılımları arasında ve bir sunucunun onlara yaklaşarak;

- Sahnedeki şarkıcı için ne düşünüyorsunuz. Çok mu seviyorsunuz, sorusuna hep bir ağızdan;

- Sevmek ne kelime biz ona tapıyoruz. Onun için ölürüz.

Cevaplarını düşündü. Tapmak ve uğruna ölmek, bir beşer için yapılamayacak şeylerdi bunlar. Yaradan için söylenmesi gereken bu sözler bir beşer için sarf edilmişti.
 

UMUT

Yazdır

 

Gel seni karşıya geçireyim evladım!

Yazdır

 

Bu küçük hizmet ve merhametimden dolayı!

Yazdır
İstanbul Aksaray'daki Vâlide Câmii'ni yaptırmış olan Pertevniyâl Vâlide Sultan vefat ettiğinde, kendisini sâlih bir kimse rüyâsında güzel bir makâmda gördü ve sordu:

"- Yaptırdığın mâbed dolayısıyla mı Allâh seni bu makama yükseltti?"

Pertevniyâl Vâlide Sultan:

"- Hayır." dedi.

O sâlih zât şaşırarak:

"- O hâlde hangi amelinle bu mertebeye ulaştın?" diye sordu.

Vâlide Sultân şu ibretli cevabı verdi: 

"- Çok yağmurlu bir havaydı. Eyüb Sultan Câmii'ne ziyârete gidiyorduk. Yol üzerinde kaldırım kenarında oluşan su birikintisi içinde cılız bir kedi yavrusunun çırpındığını gördüm. Faytonu durdurdum; yanımdaki bacıya: 

"- Git, şu kediciği al; yoksa zavallı boğulacak!.." dedim.

Bacı ise: 

"- Aman Sultânım! Senin de benim de üstümüz kirlenir." deyip getirmek istemedi. 

Ben de onu kırmamak için arabadan kendim inip çamurun içine girdim ve o kedi yavrusunu kurtardım. Kedicik titriyordu. Acıdım ve onu kucağıma alıp, iyice ısıttım. Çok geçmeden zavallıcık canlanıverdi. 
 
Diğer Makaleler...


Sayfa 6 / 7

Düşündüren Söz

Sakladığın sır senin esirindir, açığa vurursan, esiri olursun.

Dur! Ey Yolcu

Ey Yolcu Ey bu dünya kapısından içeri adımını atmış yolcu Nereye, nereye gidiyorsun? Sağına ve soluna bakınmadan, Etrafında yaşanan hadiseleri tanımadan Görmeden nereye gidiyorsun? Nereye gittiğini zannediyorsun? Nedir bu telaşın ey yolcu? Dur! Biraz dertleşelim.

Kİmler Sİtede?

Şu anda 68 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

İstatİstİk

Üyeler : 118
İçerik : 4460
Web Bağlantıları : 98
İçerik Tıklama Görünümü : 9043047

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.” (Âl-i İmrân, 118)