DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Dosya Konuları Hz. Mevlana (k.s) Şems Hz.'nin Yokluğunda Mevlana'nın Hasreti

Şems Hz.'nin Yokluğunda Mevlana'nın Hasreti

Yazdır

Mevlana Hz.leri Şems Hz.nin ayrılışından sonra sabır ve tahammül eder bir hali kalmamış, gün geçtikce Şems Hz.nin ayrılık hasreti aşk ve muhabbeti bağrını delip bir yerde karar edemez hale gelmişti. Şems Hz.nin hasretinden her yerde Şems... Şems... diyerek şu gazelleri göz yaşları ile söylemeye başlamıştır...

Ey Münadi, nerede bir topluluk görürsen bağır,
Ey Müslümanlar, hiç kaçmış bir kul gördünüz mü?
O'ndan bir nişane bildirene,
O'ndan bir nükte söyleyene,
Müjde olarak canımı vereceğim...
Gel.. gel ki, ayrılığınla ne akıl kaldı bende ne din.
Şu yoksul gönülden karar'da gitti sabır da...
Yüzümün sararmasını, gönlümün derdini, can evimdeki yanışı sorma.
Çünkü anlatmaya sığacak şey değil bunlar, gel de gözünle gör...
Senin sıcaklığınla pişmiş bir somun gibi al, aldı yüzüm.
Şimdi bayat ekmek gibi ufalanmış, yerlere saçılmışım...
Gel de yollardaki topraklardan topla beni...
Ayna gibi yüzünden hayaller toplardım,
Şimdi ise, bak da gör yüzümü nasıl sapsarı, nasıl bumburuşuk...
Aşk padişahı, her zaman binlerce saltanat, binlerce ülke bağışlamada.
Fakat, Cemalinden başka bir dileğim yok.
O'ndan... yüzünden başka bir şey istemiyorum.
Sevgisinin kemeri, aşkının külahı iki alemde de yeter bana.
Külahım düşerse ne çıkar, kemerin olmasa ne gam.
Sevgilisi, bir seher çağı hasta gönlümü öyle bir yere götürdü ki...
Geceden de geçtim gündüzden de, seherden de yok bir haberim artık.
Aşk delidir amma, biz delinin de delisiyiz.
Nefis kötülükler emreder amma, biz onu çoktan buyruğumuz altına almışız.
Ey Tebrizli Şems bu seferden dön gel Allah aşkına
Biz bir tek aşka, senin aşkına tutulmuşuz...
O aşkla oyalanmadayız.
Aşk geldi adeta damarlarımda derimde kan kesildi...
Beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu.
Bedenimin bütün zerrelerini sevgili kapladı.
Benden kalan bir ad, ondan ötesi hep O...

***

Şemsi Tebrizi Hz. bir mecliste nasihat ederken :Mümin olanlara  şükretmek lazımdır ki kafir olmamışlar. Kafir olanlarada şükretmek lazımdır ki münafık olmamışlar. Çünkü Kuran-ı Kerimde, Münafıklar dilleri ile inandıklarını söyleyerek kalplerinde ki küfrü gizlemek sureti ile akıllarınca Cenab-ı Allah’a hile yapmak isterler. Cenab-ı Allah’ta hilelerini başlarına geçirir. Onlar namaza kalktıkları zaman istemeye istemeye kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Cenab-ı Allah’ı pek az anarlar, (S.Nisa A.146) buyurulmuştur. İşte böyle olan bu münafıkların hakkında da;

Muhakkak münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadır. Asla onları azaptan kurtaracak bir yardımcı bulamassın” (S.Nisa A.145) buyurulmuştur.

Şeyh Şemseddin Tebrizi Hz.ne sormuşlar:

Ya Şems falanca şeyh altmış sene karpuz yememiş. Sebebi soruduğunda, Peygamber Efendimizin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için sünnete muhalefet ederim, demiş.

Bunun hikmeti nedir? Şems Hz. şöyle cevap vermiş:
O şeyhin perdesi açılmamış. Zira bir kimse Peygamber Efendimiz (s.a.v) karpuzu nasıl ne türlü yediğini bilmez ise o kimse Rasulullah’ın sırlarına nasıl vasıl olur, O’nun sırlarına ne türlü ulaşır?

Şems’i Tebriz-i Hz.ne  sorarlar:
İnsanların azizi kimdir?
Şems Hz. cevap verir:
İnsanların azizi 4 zümre dir:
Şükredici gani,
Kanaat ve sabır ediçi fakir,
Hem günahkar hemde korkusuz olmayıp günahlarından korkan kimse,
Perhiz  edici olan alim.

Bütün alem halkının ulusu ve alası nedir?
Şems Hz., onlarada şu cevabı verir :
Birincisi ilim, ikincisi hilimdir, der.

O’ na hikmet nedir diye soranlara da şu cevabı verir. 
Hikmet üç kısımdır:

1- (Hikmet-i güftar ), sözün, kelamın hikmetidir ki: ilim ile olur.
2- (Hikmet-i girdar), iş, amel hikmetidir ki ibadet ile olur.
3- (Hikmet-i didar), rüyeti Cemal hikmetidir ki marifet ile olur.

Bir defasında, Alaaddin tepesinin kuzeyinde, Karatay Medresesinin tamamlandığı gün, medreseni yaptıran hayır sahibi Emir Celaleddin Karatay Hazretleri, yaptırmış olduğu bu renk renk çinilerle süslenmiş medresede büyük bir toplantı yapmış, şehrin ileri gelen bütün emirlerini, bilginlerini, şeyhlerini davet etmişti. Şems ve Mevana da bu toplantıya davet edilmişlerdi. Şems Hazretleri, medresenin eşiğine oturmuş huzara dalmıştı.


Mecliste sohbet bir hayli devam etmiş, muhtelif meseleler konuşulmuş.. bir ara;
Baş köşe neresidir? Sorusuna gelince.
Mevlana Hazretleri:

Bilginlerin baş köşesi sofranın ortasıdır. Ariflerin başköşesi bir zaviyenin herhangi bir köşesidir. Sofilerin başköşesi ise sofranın kenarı.. ama, aşıkların mezhebinde başköşe dostun canının yanıdır,diyerek yerinden kalktı, halkın hayret dolu bakışları altında gidip Şems Hazretlerinin yanına oturdu. Bu hareketiyle Şemse olan sevgisini, aşk ve muhabbetle bağlılığını göstermiş oldu.

Şems ve Mevlananın da iştirak ettiği böyle ilahi meclisler, Konya'da epey bir zaman devam etti.
Şemsi Tebrizi Hazretleri bu gelişinde Mevlana ya daha çok hakim olmuş, himmet ve teveccühleriyle olgunlaştırmış, aşk ve muhabbet ateşiyle pişirmiş, ilahi nur ve feyiz deryasından kadeh kadeh içirerek ebedi saadete, sonsuz huzura erdirmiş, Hakka vuslatı sağlamıştı.

Şems Hz.leri, Mevlanayı Mevlana yapmak için, büyük fedakarlıklar  gösteriyor  vazifesi ile meşgul oluyurdu.
Mevlananın, Sultan Veledden bir kaç yaş küçük ortanca oğlu Alaaddin Çelebi, o günlerde genç bir delikanlı idi. Evin teklifsiz olan bu oğlu, bazen arkadaşlarıyla birlikte medreseye girip çıkıyor.. bu haller ise, Şems Hazretlerinin hoşuna gitmiyor ve üzülüyordu. Bir gün yine, Medrese avlusuna açılan Şemsin oturduğu sofranın önünden geçen Alaaddin Çelebiye:
Ey gözümün nuru zahir ve batın edebleriyle bezenmişsin ama benim odamın ve penceremin önünden geçerken, biraz hesaplı hareket etmen icap eder, demişti.

Alaaddin Çelebi ise bu sözlere kırılarak, sertçe:
Kimin evini kimden kıskanıyorsun Şeyhim?, diye cevap vermişti.

Bu söz o günden itibaren aralarında bir soğukluk doğmasına sebep olmuş, Şems Hazretlerinin gönlü incinmişti.
Şemsin ikinci defa Konya'ya gelişinde bütün Konya halkından pekçokları, Şemsin büyüklüğünü kemalatını anlamışlar ve gelerek kendisinden özür dilemişler, bir çokları da teslimiyet göstererek mürid olmuşlardı. Bir kısmı ise, Şems Hazretlerini sevmemiş gönüllerindeki kin ve buğzu, kıskançlık ve adaveti (düşmanlığı) atamamışlar, için için devam ettirmişler pusuda bekliyerek fırsat gözlemişlerdi. Bilhassa Alaaddin Çelebinin arkadaşları bu hadiseyi duyunca çok kızmışlar, bulunmaz bir fırsat sayarak bu haberi kısa zamanda şehre yaymışlardı.
Şemse karşı, içinde kin ve düşmanlığı olan asiler bir anda birleşerek kaynaşmaya, kıskançlıklarından tekrar küstahlık ve taşkınlıklar etmeye başlamışlardı.

Bir taraftan muhalifler böyle kaynaşırken, öte yandan Şems ve Mevlana Hazretleri arasındaki manevi muhabbet akılların tahayyül edemediği bir noktaya gelmişti muhabbetten Muhammed hasıl olur sözü gerçek olmuş Mevlana Hazretleri Kemale ermişti Çünkü Celaleddini Rumi küçük yaştan beri ilim tahsiline başlamış Halepte Şam da, Karaman da babasından ve Seyyit Burhanettin Hz.den zahiri ve batını ilimleri öğrenmek için çalışmıştı. Babası ve Seyyit Burhanettin Hz de mürşit idi ama Şems Hz.leri Mürşidi Kamil idi. Şems Hazretleri  seyrü sülukunu tamamlayıp kemale eren Mevlana Hazretlerine icazetini verdi.
Şems Hz.Sultan Veled  Hazretleri ile Konya’ya gelişinin beşinci yılında Mevlana Hazretleri gibi kabiliyetli bir müridin seyri sülukunu tamamlatmıştı.

Mevlana Hz.leri başka bir alemde sohbet ve irşat demlerinin en güzel ve en son merhalelerini yaşıyordu. Hamdım, piştim yandım, oldum.. diyerek manevi hayatının seyrini bu kısa sözleriyle anlatıyordu. Hak yolunda gitmek isteyen aşıkların yoluna ışık tutarak, Hakikat Şemsinin karşısında yanarak pişmenin ve olgunlaşmanın ne demek olduğunu göstermiştir. Artık  Mevlana Hz.leri kemale ermiş varacağı mertebeye varmış ve vuslatı temin etmiş, Şemsin irşat vazifesi ise sona ermiş. Bir kemâlin, zevali vardır. Ata sözünü gereği üzerine, Şemsin Mevlana uğruna başını feda etme zamanı gelmiş, kaderi ilahiyenin hükmü bekleniyordu. Şemsi çekemeyenler, O'nu ne pahasına olursa olsun uzaklaştırmak ve Mevlanayı elinden kurtarmak için plan kurmuşlar ve bu iş için de yedi kişi seçmişlerdi.
 

Şems Hz.nin Şehid Edilmesi

Mevlana ve Şems Hazretleri arasındaki bu eşsiz sevgiyi ve muhabbeti hazmedemeyen kimseler hazırladıkları planı uygulamak için M.1255 yılı Aralık ayının soğuk bir seherinde pusuya yattılar.

Şems ve Mevlana Hz. ise daldıkları manevi alemin sarhoşluğu içerisinde iken hücrenin kapısı sert bir şekilde çalındı bu iki dost manevi alemin sarhoşluğundan kendilerine gelerek birbirlerine baktılar dışarıdan bir ses Şems Hz.lerini çağırıyordu. Şems Hz.leri yerinden kalktı ve Mevlana Hazretlerine mubarek gözlerini dikmiş acı acı bakıyordu,

Ey Celaleddin duyuyormusun beni dönüşü olmayan bir yola davet ediyorlar, diyerek Mevlana Hz.ile vedalaşıp dışarı çıktı. Mevlana Hz. sanki yerinde donup kalmıştı. Ancak dışarıdan Allah diye bir nara duyunca kendine gelebildi. Şems Hz.Şehitlik şerbetini içmiş Mevlananın uğrunda adadığı başını teslim etmişti ve Allah (c.c) takdiri yerini bulmuştu.Şems Hz.nin sesini işiten Mevlana derhal dışarı çıktı.Dışarda kimseyi göremedi ama kapının önünde birkaç damla kan görünce heyecanından olduğu yere yığılıverdi.     

Dışarıdan gelen bu seslere Mevlana Hz.nin yakınları koşup geldiler yerde kendinden geçmiş olan Mevlanayı içeri aldılar. 
Şemsi Tebrizi hazretlerine pusu kuranlar o eşsiz sultanın mübarek boğazını kesmişlerdi Şems Hazretlerini yaralı bir halde oradan götürüp güllük denilen  (şu andaki türbesinin olduğu yerde) kör bir kuyuya attılar. Bu büyük evliya o kör kuyu içerisinde çok sevdiği Rabbine doksandört yaşında teslim oldu. Bir müddet sonra kendine gelen Mevlana hazretleri (manen ) Şems hazretlerinin kör bir kuyuya atıldığını çevresindekilere söyledi.

Mevlana hazretlerinin oğlu Sultan Veled hazretleri müritleri toplayıp, mübarek naaşını kuyudan çıkarıp yıkadıktan sonra cenaze namazını Mevlana hazretleri kıldırmıştır. Mevlana Hz.leri Peygamberler öldükleri yere defn olurlar muktezasınca  onların varisleride öldükleri yere defn olunur dedi ve kuyunun yan tarafından bir merdiven boşluğu açarak Şems Hz.lerini son nefesini verdiği şu andaki türbesinin bulunduğu yere (kuyunun içerisine) defnedilmiştir. Mevlananın vefatından sonra Şems Hazretlerinin mezarı üzerine Selçuklular zamanında bir türbe ve ona bitişik bir mescit yapılmıştır.

Şems Hazretleri Konya’ya ilk gelişinde dört yıl kalmıştı.Fitne ve dedikodunun artmasından sonra Şam’a gidince onsekiz ay kaldı. İkinci defa Konya’ya gelişinde de beş yıl kaldı. Şems Hazretleri Mevlana Hazretlerinin  seyri sülukunu bu kadar zaman içerisinde tamamlatmıştır.   

Şems hazretlerinin mezarı hakkında çeşitli rivayetler ortaya atılmıştır. Ama doğru olan Şems Hazretlerinin mezarı bugünkü türbesinin bulunduğu yerdedir .

O oldu, bir daha kimse O'nu görmedi.
Peri gibi insanın gözünden kaybolup gitti,
Kendi hısım akrabasının ve halkın gözünden uzaklaşınca
Anka gibi dünyada meşhur oldu.
 
ebedi.com dan alıntıdır.
 

Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;  "Her dua ile Allah Azze ve Celle arasında peygambere salâvat-ı şerife okunana kadar bir perde vardır. Bu yapılınca bu perde yırtılır ve dua huzura girer. Bu yapılmaz ise dua geri döner."