DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Makaleler Dost Diyorlar

Dost Diyorlar

Yazdır

alt

İYİ DOSTU OLANIN AYNAYA İHTİYACI OLMAZ...
Hazreti Mevlana; dost, dostunun aynasıdır. Her şeyini gösterdiği gibi, hatalarını, eksiklerini, noksanlarını da gösterir. Maksadı düzeltmektir. Eksiği gidermek, noksanı tamamlamaktır. Zira dost, dostunu mükemmel görmek ister ve onun olumsuz hallerinden rahatsız olur. 
Kendisi gibi bildiği insanın, bir hata ile, bir eksikle, bir günahla malul olmasına dayanamaz. Çünkü dostunun muhabbeti, gerçek bir muhabbettir.
Gerçek muhabbet ise, kendisi için istediğini, dostu için de istemeyi şart kılar. Öyle dostlar vardır ki, kendisinden önce dostunu düşünür. 
Dosta sadakatte, en büyük örneğimiz, önderimiz, "sıddik" ismini hakkıyla almış bulunan Hazreti Ebubekir'dir.

Davud-i Tâi Hazretleri, Ay aydınlığı bir gecede bir dam üzerinde bulunuyor ve Göklerle Yerin esrarı hakkında düşünüyor, bu arada semaya bakıyor ve ağlıyordu.   Bu sırada damdan komşunun evine düştü. Ev sahibi onu hırsız sandı. Yatağından kalktı,eline kılıcını alarak onun üzerine yürüdü. Fakat onun davud-i Tai olduğunu görünce geri döndü ,kılıcını bıraktı, geldi ve Davud-i Tai'ye sordu:
- Seni damdan kim attı ?
O şu cevabı verdi:
-Bunun farkında değilim!

İnsanlar dört kısımdır :

Birincisi: Bilir. Bildiğini de bilir. Bu âlimdir. Ona uyunuz. 
İkincisi: Bilir. Fakat bildiğini bilmez,bildiğinden haberi yoktur. Bu, uykudadır. Onu uyandırınız. 
Üçüncüsü: Bilmez. Fakat bilmediğini bilir, bilmediğinin farkındadır. Bu,irşâda muhtaçtır. Onu irşâd ediniz.
Dördüncüsü: Bilmez. Bilmediğini de bilmez (cehl-i mürekkep) kendisini allame sanır. Bu cahildir. Onu terkediniz. 
(Halil İbn Ahmed)

Cenabı mevla cümlemizi ölüm gelmeden evvel edep ve adap sahibi kullarından eylesin......

 

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

“Müʼmin, bir bal arısına benzer. Temiz olanı yer (yani helâl yer), temiz olan şeyler ortaya koyar (yani Hakkʼın rızâsına uygun olan işleri yapar, sâlihlerle, sâdıklarla beraber olur), konduğu yeri ne kırar ne de bozar (orayı ihyâ eder).” (Ahmed bin Hanbel, II, 199)