DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Örnek Nesil Hazreti Ali -Radıyallahu Anh-

Hazreti Ali -Radıyallahu Anh-

Yazdır

Allah Rasulüne çocuk yaşta ilk iman eden... İlim şehrinin kapısı diye bilinen, şecaatiyle kahramanlığıyla ve put kırmakla meşhur bir sahabi. Hayatında hiç puta tapmadığı için"Kerremallahu Vecheh" lakabını aldı. Şecaat, cesaret ve kahramanlıkta gösterdiği harikalar sebebiyle "Kerrar" ve "Esedullah'il-galib = Allah'ın aslanı" diye anıldı.

Sevgili Peygamberimizin damadı, dördüncü halifesi ve amcazadesi olan Hz. Ali (r.a.)'in künyesi, "Ebu'l-Hasen, Ebû Türab" dır. Babası Ebû Talib, dedesi Abdülmuttalib, validesi Fatıma binti Eseddir. İlahi takdire tam teslimiyetinden dolayı ona "Murteza" adı verildi. Hicretten yirmiüç sene önce Recep ayında Mekke'de daha 8-10 yaşlarında çocukken Rasûlullah'a iman etti. Onun terbiyesiyle yetişti, İslâm'a girişi şöyle oldu:

Mekke'de kıtlık olduğu bir sene idi. Rasûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz amcası Abbas'a: "Ebû Talib fakîru'l-hal ve kesîru'l-ıyaldir. Yani geliri az, ailesi kalabalıktır. Çocuklarından birer tanesini alsak" buyurdu. Abbas ile birlikte Ebû Talib'e vardılar. Düşündükleri şeyi söylediler. Ebû Talib'in muvafakatiyle Ali'yi Resûlullah (s.a.), Ca'feri de Abbas (r.a.) aldı. Ali o günden sonra Sevgili Peygamberimizden hiç ayrılmadı. Onun hane-i seadetinde yetişti. Konuşulanları dinledi, yaptıkları ibadeti gördü. Birgün Hatice annemizle birlikte namaz kılarken, Ali onları derin derin seyretti. Bu hareketleri anlamak istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.)'e bu nedir? diye sordu. Fahr-i Kainat efendimiz de"Ya Ali! Bu Allah'ın dinidir. O, Allah ki, birdir. Ortağı yoktur. Lat ve Uzza'yı terketmeni emrederim." buyurdu. Ona şirki anlattı, insan için ne kadar kötü, haysiyet kırıcı ve alçaltıcı bir şey olduğunu açıkladı. Tevhidin manasını anlattı. Kendisinin peygamber olduğunu söyledi ve "seni bu dine davet ederim" dedi.

Bu sözleri ilk duyan Ali çocukluğun verdiği hayret ve tereddüd içinde "bir babama danışayım" dedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz de:"- Peki! danış. Fakat bu konuyu kimseye açma." buyurdu.

Küçük Ali kendi kendine düşüncelere daldı. Bir an gönlüne şu fikir geldi: "Allah beni yaratırken babama mı danıştı ki, ben onun dinine girmek için babama danışayım" dedi. Rasûlullah (s.a.)'e koştu. Düşüncesini aynen söyledi, İslâm'a girmek istediğini bildirdi. Hep birlikte kelime-i şehadet getirerek İslâm'la şereflendi.

İman nuru bir gönle düştü mü böylesine güzel fikirler gelir insana. Mutluluk yolu açılır ona... Hz. Ali (r.a.) de o mutlu insanlardan... Bir çocuktan beklenmeyecek fikirler düşünceler çıktı ondan... Bu sözleriyle Rasûlullah'ın takdirini kazandı... O hayatı boyunca ince düşündü. Derin manalı sözler söyledi. Putları kırma hadisesinde Onun bu hassasiyetini görmekteyiz. Kendisi şöyle anlatıyor.

"Birgün Rasûlullah (s.a.) ile Ka'be-i Şerife vardık. Ya Ali! omuzuma çık putları devir buyurdu. Edep gösterip:

- Ya Rasûlallah! Sizin mübarek omuzunuza ayak koymak kimin haddine? dedim. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz:

- "Ya Ali! Hak hizmetinde olan ayak enbiya omuzuna bassa, şaşılmaz!" buyurdu. Emre uyup omuzuna bastım. Beni kaldırdılar. Öyle bir hal oldu ki, eğer gökyüzüne erişmeyi isteseydim ererdim. Sonra putları yüzleri üzeri devirip parça parça ettim, inip sür'atle gittik."

Hz. Ali (r.a.) korkusuz kahramanlardandı. Hicrette Allah Rasûlü'nün yatağına tereddüt etmeden yattı. Canını ona feda etti. Gençti, dinçti. Mekke'de bileğini bükecek kimse yoktu. Rasûlullah (s.a.) ona Medine'de kendilerine katılmasını emir buyurdu. O da gece gündüz demeden yol aldı ve Medine'ye ulaştı. Ayaklarının şiştiğini hatta kan damladığını gören Rasûlullah (s.a.) efendimiz kendini tutamadı gözlerinden yaş aktı. Onu kucağına alarak mübarek tükrüğüyle ayağını mesh etti ve afiyeti için dua etti. "İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah'ın rızasını kazanmak için canını feda ederler..." (Bakara 207) ayeti nazil oldu. Cenab-ı Hak onun şanını böyle yüceltti.

Hz. Ali (r.a.) bütün savaşlarda bulundu. Onun şecaat ve bahadırlıkları her savaşta görüldü. Bedir, Hendek ve Hayber'deki kahramanlıkları ise dillere destandı.

Bu derece güçlü, kudretli ve kahramanlığı yanında o, son derece mütevazî, cömert, iyiliksever, adaletli ve merhametli idi. Halifeliği sırasında çarşıdan hurma satın aldı. Yanındakiler, biz taşıyalım diye davranınca "Hayır, aile reisinin taşıması gerekir" diye kimseye vermedi.

Birgün Rasûl-i Ekrem (s.a.): "Ya Ali sen birisine iyilik etsen, o da sana kötülük yapsa, ne yaparsın?" diye tekrar tekrar sordu. Hz. Ali (r.a.): "Yine iyilik yaparım. Yine iyilik yaparım" diye cevab verdi. Böylece ashab-ı kiram Rasûlullah (s.a.)' in Ali (r.a.)'ı fazla sevmesinin sebebini öğrendi.

Sevmek ve sevilmek kolay değil... Ama büyük saadet... Rabbimiz bizleri de ahlakımızla, hizmetimizle seven ve sevilenlerden eylesin. Amin.

Onun altı akçe ile müslüman kardeşini borçtan kurtarması, yüzüne tüküren kafiri affedip salıvermesi, çarşıda esnafı dolaşıp onlara: "Halka karşı dürüst davranırsanız beni memnun etmiş olursunuz..." diye öğütler vermesi fazilet örneklerindendir.

Hz. Ali (r.a.) Hz. Fatıma (r.anha) ile evlendi. Hasan, Hüseyin ve Ümmü Gülsüm adında üç evladı oldu. Hicretin kırkıncı yılının Ramazanı idi. Cuma sabahı namaza giderken İbni Mülcem adlı bir haricî, zehirli kılıncıyla başına vurdu. Birkaç gün sonra 63 yaşında olduğu halde şehid oldu. Hz. Hasan (r.a.) tarafından namazı kılındı ve Küfe'nin Necef kabristanlığına defnedildi. Cenab-ı Hak'tan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.

Altınoluk 1994 - Kasim, Sayı: 105, Sayfa: 026

 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“(Rasûlüm!) De ki: Sizin kulluk, duâ ve yalvarmanız olmasa, Rabb’im size ne diye değer versin!? (Ne kıymetiniz var!?)…” (Furkan, 77)