DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Örnek Nesil Ebu Bekir Sıddîk -Radıyallahu Anh-

Ebu Bekir Sıddîk -Radıyallahu Anh-

Yazdır

Hazreti Ebu Bekir Siddîk radıyallahu anh Yüce Rabbımız tarafından "ikinin ikincisi" ve"Siddîk" lakabiyle anılan büyük insan Habîbinin can yoldaşı, hicrette mağara arkadaşı. Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem'ın "İslam'ı kendisine tebliğ ettiğimde ne irkildi ne de tereddüt etti." methiyesine mazhar ilk müslümandır.

Hayatı boyunca sevgili Peygamberimizin sır arkadaşı olmuş, malıyla canıyla, butun her şeyiyle ona hizmet etmiştir Butun davranışlarını islam sevgisinde eritmiş, her işin en güzelini yapmağa çalışmıştır O ahlakî ve zihnî meleke üstünlüğü yanında vicdanî bir uyanıklığa ve firasete sahibti Bir gün Rasülullah (s a) mescidde ashabıyla otururlarken Hazreti Alı (r a) gelir Selam verir ve boş bir yer arar Sevgili Peygamberimiz de, acaba kim yer verecek diye etrafına bakınır Hz Ebu Bekir (r a) bunun farkına varır "Buraya buyur ya Ebel-Haseni "diyerek sür'atle yerinden kalkar Fahr-ı kainat (s a) efendimiz bu davranıştan memnun kalır ve "Ya Eba Bekir! Fazilet ehlinin kıymetini ancak fazilet sahibi bilir." buyururlar Ondaki fıraset, vicdanî uyanıklık o derecede kemale ermiştir ki nerden ve nasıl elde edildiğini bilmediği bir lokmanın midesine girmesini kendisinin helaki olarak görürdü Bilmeyerek öyle bir lokma girmişse onu canı pahasına dışarı çıkarmağa çalışırdı.

Bir gün hizmetçisinin getirdiği yemekten bir lokma almıştı Hizmetçisi "Ne oldu size her gece yemeği nereden getirdiğimi sorar ondan sonra yerdiniz" diye uyarınca Hz Ebu Bekir (r a) 'Eyvah beni buna açlık şevketli bunu nereden getirdin?" der Hizmetçisi 'Cahiliye devrinde tanıdığım bir aile vardı Onları ziyarete gitmiştim Düğünleri varmış Belki yersiniz diye bu yemeği onlar verdiler" der O zaman Sıddîk (r a) "Az kaldı beni helak ediyordun" deyip parmağıyla o lokmayı dışarı çıkarmağa çalıştı Kendisine "Hey Allah'ın rahmetine gark olası, bu eziyetler bir lokma için mı?" denilince 'Eğer o lokma ancak canımla beraber çıksaydı, onu yine çıkarırdım "diyerek lokmalara dikkat konusunda ısrarım gösterir

Rasül-ı Ekrem (s a) efendimiz zaman zaman ashabına hayır olarak neler yaptıklarını sorarlardı Birgün sabah namazından sonra "Hanginiz bugün oruçlu olarak sabaha girdi?" diye sordu Cevabım Hz Ebu Bekir (r.a) den aldı Tekrar "Hanginiz bugün bir hastayı ziyaret etti?" "Bugün hanginiz bir sadaka verdi?" buyurdular Hz Ömer (r a) 'Ya Rasülallah Daha henüz sabah namazını kıldık Nasıl bir hastayı ziyaret erimiş, nasıl bir sadaka vermiş olabiliriz diye hayret ifadeleriyle cevap verir Hz Ebu Bekir (r a) ise bu suallere "Ya Resülallah Kardeşim Abdurrahman bin Avf'ın ağır hasta olduğunu söylediler Mescide gelmeden yolumu oradan geçirdim Onun hal ve hatırını sordum Mescide girdiğimde bir dilenci birşeyler istedi Oğlum Abdurrahmanın oğlunun elinde bir parça ekmek gördüm, onu aldım dilenciye verdim "diye cevaplar Bunun üzerine Resül-ı Ekrem (s a) efendimiz "Cennetle müjdelerim... Cennetle müjdelerim..." buyururlar Bunu işiten Hz Ömer (r a) "Ebu Bekir'le giriştiğim her hayırda mutlaka o beni geçmiştir"demekten kendini alamadı Hz Alı (r a) da "O her yarışta daima öndedir" diyerek Hz Ebu Bekir (r a) in fazilet timsali bir rehber olduğunu söylerler,

Sevgilerin kaynağı olan sevgide, Allah ve Rasulü'nün sevgisinde arınan Hz Ebu Bekir Sıddîk (r a) her hayırda önde gitmiştir O yumuşak kalbli hassas yürekli bir zatdı Kur an-ı Kerim okurken gözlerinden yaşlar boşanırdı Herkesçe sevilirdi Çünkü onun insanlara karşı sevgisi sadece dilde kalmazdı Fakire, yetime, kölelere yardımcı olurdu Rabbımızın "O malını, sadece yüceler yücesi Rabbinin rızasını kazanmak için harcar." (Leyi 20) ayetiyle onun cömertliği tasdik edilmişti O kızgın kumlar üzerindeki Bilal'ı, bayılıncaya kadar dövülen Ammar'ı, ayağına ip takılarak çakıl taşları üzerinde sürüklenen Ebu Fukeyheyi satın alarak hürriyetlerine kavuşturandır Allah yolunda nesi varsa vermiş, kendisi de yırtık bir abaya bürünerek mescide gelmişti Bu cömertlik onu rıza makamına ulaştırmıştır

O kadar mütevazı idi ki, devesinin üzerin de iken kırbacı düşse onu almak için kendi iner, hiç kimseye kırbacını vermesi için emretmezdi Daima kendisi yük çeker, başkasına yük çektirmezdi

Vekarını, şahsiyetini korumağa o kadar titizdi ki, seviyesiz, boş bir sözün ağzından çık-masından daima kaçınırdı Mühim bir sebeb, hayırlı bir söz olmadıkça konuşmaz, ancak lüzumu halinde doğruyu söylerdi Kumandan ve valilere "Halka hitab ettiğinizde veciz (özlü ve kısa) konuşunuz. Çünkü uzun sözün bir kısmı diğerini unutturur." diye tavsiyede bulunurdu

Bir kimsenin kendini medhettiğini duyunca "Allahım! Sen beni benden daha iyi bilirsin"diyerek kibirden gururdan Rabbına sığınırdı Kendini beğenmişlere hiç müsamaha etmezdi Birgün kızı Aişe'nin yanına girdi O sırada Aişe (r anha) evde yerlerde sürünen elbisesiyle dolaşıyordu Ona 'Ey Aişe Allah Teala'nın şuan da sana nazar etmediğini bilmiyor musun?' dedi Hz Aişe hayret içinde "Neden babacığım?" diye sordu Hz Ebu Bekir (r a) "Bilmez misin ki dünya ziynetine düşkünlüğü sebebiyle insanın gönlüne gurur ve kendini beğenme hissi gelir O ziyneti terkedinceye kadar Allah ona buğz eder der Bunun üzerine Hz Aişe (r anha) çok sevdiği o süslü elbiseyi çıkarıp derhal sadaka olarak verir

"Hiçbir kimsenin bizde mükafatım vermediğimiz bir iyiliği kalmamıştır. Yalnız Ebu Bekir müstesna. Onun bize öyle iyilikleri vardır ki, onların mükafatım kıyamet gününde Allah Teala verecektir." buyuran Habib-ı Ekrem (s a) efendimizin ayrılık hasretiyle hastalanan Hz Ebu Bekir (r a) Hicretin 13 senesinde (M 634) dar-ı bekaya irtihal eyledi Hz Ömer (r a) tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Hücre-ı Seadete arzolunur "Giriniz ve defnediniz" sesi işitilince oraya defnedilir Cenab-ı Hakktan bizlere böylesine altın bir hayatı yaşama gayreti vermesini ve şefaatlerini niyaz ederiz.

Altınoluk 1993 - Ocak, Sayı: 083, Sayfa: 026

 

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
"Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allah'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen öğrenci bundan müstesnadır." (Tirmizî, Zühd 14. İbni Mâce, Zühd 3)