DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Örnek Nesil Hazret-i Hasan -Radıyallahu Anh-

Hazret-i Hasan -Radıyallahu Anh-

Yazdır

Cennet Efendilerinin Büyüğü

Hasan İbni Ali radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin; "Cennet gençlerinin efendisi" diye tanıttığı iki sevgili torunundan biri... O nur kandili Efendimizin neslini günümüze kadar devam ettiren, onun şefkat ve merhamet pınarından doyasıya içerek büyüyen bir genç... Halim, selim, cömert, sâkin, vakûr, hakîm bir zât... Müslümanlar arası birliği temin etmeye çalışan sabır ve kerem sahibi bir yiğit... Râşit halifelerin beşincisi... Cennet efendilerinin büyüğü...

Hz. Hasan, 625 m. tarihinde 3. hicri yılın Ramazan'ında Medine-i Münevvere'de doğdu. Kulağına bizzat dedesi Rasûlullah (s.a.) efendimiz ezan okuyup kamet getirdi. Adını "Hasan" koydu. Doğumunun yedinci gününde "akika kurbanı" kesildi. Sünnet ettirilip saçı kestirildi.. Saçının ağırlığınca gümüş sadaka verilmesi babası Hz. Ali (r.a.) ve annesi Hz. Fâtıma (r.anhâ)'dan istendi.

Hz. Hasan (r.a.) yüz güzelliği bakımından Resûl-i Ekrem (s.a.) efendimize en çok benzeyen biriydi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) onu kucağına alır ve "Ey Nebi'ye benzeyen, Ali'ye benzemeyen" diye severdi. Ali efendimiz de bu söze tebessüm ederdi.

O, Allah rasûlünün terbiyesiyle yetişip büyüdü. Fahr-i Kâinat (s.a.) onu çok severdi. Birgün kardeşi Hüseyin ile dedelerinin huzurunda güreş yapıyorlardı. Efendimiz (s.a.) Hz. Hasan'ı teşvik ediyordu. Anneleri Hz. Fâtıma (r.anhâ) buna dayanamadı ve sevgili babacığına: "Ya Resûlallah! Devamlı Hasan tarafını tutuyorsunuz. Halbuki o büyüktür. Küçüğe yardım etmek lâzım değil mi?" diye serzenişte bulundu." İki Cihan Güneşi efendimiz de: "Yâ Fâtıma! Cebrâil (a.s.) da Hüseyin'e yardım ediyor." diyerek kızını teselli etti.

Hz. Hasan ve Hüseyin (r.anhümâ) Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin iki reyhanıydı. Onları öpüp koklardı. Onlar da dedelerinin yanından ayrılmazdı. Bir gün Efendimizin huzurunda oynarken Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a.) geldi. Efendimizi torunlarıyla birlikte görünce: "Yâ Resûlallah! Bunları çok mu seviyorsun?" dedi. Efendimiz de: "Nasıl sevmem? Bunlar benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır" buyurdu. Hasan ile Hüseyin'i devamlı dizine oturturdu. Onlar da Efendimizin sakalları ile oynardı. Bir gün yine böyle torunlarını dizine almış otururken "Allahım! Ben bu ikisini seviyorum. Sen de bunları sev." diye onlara duâ etti. Onların isteklerini hemen yerine getirirdi. Sırtına bindirip gezdirirdi. Hatta secdede iken sırtına bindikleri olurdu da yere ininceye kadar kalkmazdı. Bir Defasında Mescidde hutbe okurken Hasan ile Hüseyin'in geldiğini gördü. Yarıda kesip minberden indi. Onları bağrına bastı, sevdi ve tekrar konuşmasına devam etti. Ashâbına Onları görünce dayanamadım buyurdu. Peşinden "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihan vesilesidir." (Teğabün Sûresi: 15) âyetini okudu.

Birgün yine İki Cihan Güneşi efendimiz kızı, damadı ve torunlarıyla birlikte otururken Hz. Ali, Fatıma Hasan ve Hüseyin radıyallahu anhüm'ü bir örtü içine alıp; "Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." (Azhab sûresi: 33) âyetini okudu. Sonra "Allah'ım! Benim Ehl-i Beytim bunlardır." buyurdu.

Hz. Hasan çok cömertti. İki defa her şeyini Allah yolunda infak etti. Allah rızasını kazanmak için malını fakirlere, yoksullara dağıttı. Birgün yanında bir kişinin: "Yâ Rabbi! Bana onbin altın ihsan eyle." diye yalvarışını duydu. Süratle evine gitti ve adamın istediğini ona gönderdi. Sadaka vermeden edemezdi. Zira vermenin tadını çok iyi bilirdi. Bununla beraber satın aldığı şeylerde sıkı pazarlık yapardı. Mümkün olduğunca ucuz almaya çalışırdı. Bu tavrı çevresindekilerinin dikkatini çekti ve kendilerine: "Binlerce dirhem sadaka veriyorsunuz da bir şey satın alırken niçin uzun pazarlık yapıyorsunuz?" diye soruldu. Hz. Hasan (r.a.) da: "Verdiklerimizi Allah rızası için veriyoruz. Ne kadar çok versek yine Azdır. Fakat alış-verişte aldanmak aklın ve malın noksan olmasıdır." diyerek hakîmâne bir şekilde cevap verdi.

Hz. Hasan (r.a.) hediyeleşmeyi severdi. Kendisine gelen hediye ye değerinden fazlasıyla, ziyâdesiyle karşılık verirdi. Hilim, rızâ sabır ve kerem sahibiydi. Birlik ve beraberlik için çalışırdı. Müslümanları parçalamak isteyenlere fırsat vermedi.

O babası Hz. Ali (r.a.)'ın şehid edilmesiyle 661 m. 40 h. senesi Ramazan ayı sonunda halife oldu. Kendisine kırk bin kişi biat etti. Mısır ve Şam ahalisi ise Muâviye'ye biat etmişti. Hilâfetin yedinci ayına girilmesine rağmen iki taraf anlaşamamıştı. Birbirine karşı ordular hazırlayıp harbe karar verilince Hz. Hasan (r.a.) müslümanları birbirine kırdırmayı muvâfık bulmadı. Kendisi fıtraten hiç bir müslümana kötülük beslemezdi. Müslüman kanının dökülmesini istemedi. Bunun için hilâfeti Hz. Muâviye'ye bıraktı. Bu şekilde hem kan dökülmesine mani oldu, hem de İki Cihan Güneşi efendimizin bir mucizesinin gerçekleşmesine vesile oldu. Hz. Hasan (r.a.) küçük yaşta iken Efendimiz ona işaret ederek: "Bu oğlum Seyyiddir. Ümid ederim ki, Allah Teâlâ onun vasıtasıyla iki tarafın arasını bulur." buyurmuşlardı.

Hz. Hasan (r.a.) Muâviye (r.a.) ile anlaştıktan sonra Medine-i Münevvere'ye yerleşti. Muâviye'den sonra Halife olmasına karar verilmişti. Fakat Muâviye'nin oğlu Yezid bunu içine sindiremedi. Hz. Hasan (r.a.) hakkında hiç de iyi düşünemedi. Onun çok evlenip boşanmasını fırsat bildi ve Hz. Hasan (r.a.)'ın hanımı Ca'de binti Eş'as'a vaadlerde bulundu: "Seni tepeden tırnağa altınla süsleyeceğim. Ne kadar mal istersen vereceğim. Seninle evleneceğim." diyerek onu kendi safına çekti. Ca'de buna aldandı. Hz. Hasan hakkında kurulan çirkin plânlar onun eliyle gerçekleştirildi ve Hasan efendimiz zehirlendi.

Zehrin tesiriyle çok ağır bir şekilde hastalanan Hz. Hasan (r.a.) bu hastalıktan kurtuluşunun zor olacağını anladı ve kardeşi Hz. Hüseyin'e dedelerinin yanına defnedilmesi konusunda Hz. Âişe (r.a.)'dan izin istemesini ve mümkün olmazsa Cennetül-Bakî'da annesinin yanına gömülmesini vasiyyet etti. 670 m. senede vefat etti. Hz. Aişe (r.anha)'nın izin vermesine rağmen fitne korkusundan dolayı vali Mervan bin Hakem ikinci teklifi uygun gördü. Saîd İbni Âs (r.a.)'ın kıldırdığı cenâze namazından sonra Cennetül-Bakî'a annesinin yanına defnedildi.

Hz. Hasan (r.a.)'ın onbeş erkek ve sekiz kız evlâdı vardı. Onun soyundan gelenlere "şerif" ünvanı verilmiştir. Onüç hadis-i şerif rivayet etmiştir. Bir tanesi şudur: "Şüpheliyi bırak, şüphe vermeyene bak. Zira gönül (sözde ve işte) doğrudan huzur, yalandan kuşku duyar." buyurulmuştur.

Cenab-ı Hak'tan Hz. Hasan (r.a.) efendimizin ahlâkıyla ahlâklanmayı ve onun şefaatine erebilmeyi niyaz ederiz. Amin.

Altınoluk 2001 - Mart, Sayı: 181, Sayfa: 038

 

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Kehf suresinin evvelinden on ayet ezberleyen kimse Deccal'in şerrinden kurtulur.”