DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Kredi Kartı Gerçeği

Yazdır

Kredi kartının felsefesi şudur. Şimdi al sonra nasıl olsa bir şekilde ödersin. Görünüşte masum olan bu teklif maalesef nice insanların yuvasını yıkmıştır. Zira insan para harcama konusunda her tür desteği veren bu reklâmlar, ödeme zamanı gelince aynı şahıslara hiçbir şekilde kolaylık göstermemektedir; vadesi gelen borçlar ödenmediğinde televizyonda gördüğümüz o nazik insanlar gitmekte, onların yerine insanın her şeyini haczeden memurlar gelmektedir. Böylece “tükettiğini” düşünen insanlar aslında kendileri “tükenmektedir”.

alt

Dünyada ebedi olarak mı yaşayacağız? Hayattan esas hedefimiz nefsimizin her isteğini yerine getirmek mi, yoksa onu terbiye etmek midir?

Cebinde 46 milyon adet kredi kartı taşıyan 18 milyon tüketicinin büyük çoğunluğu için yolun sonu ufukta görünmeye başladı. Kredi kartlarında oluşan borç stoku, Türkiye’nin 2010 yılı bütçe büyüklüğünün neredeyse yarısına ulaştı. Şu anda iki buçuk milyona yakın tüketici yani “hane” için icra takibi başlatılmış durumda. Her hanede dört kişinin yaşadığını düşündüğümüzde, on milyon yurttaşımız bugünlerde icra dairelerinden gelen zarfları açmakla; banka avukatlarına, icra memurlarına dert anlatmakla meşgul. Bunları beceremeyenlerse, intihar dâhil her türlü olumsuz seçenek üzerinde düşünüyor olmalı.

Bankaların ticari bankacılığı bir kenara bırakıp, bireysel bankacılığa yönelmelerinin üzerinden henüz birkaç yıl geçmiş olmasına rağmen, dolaşımdaki 46 milyon kart sayısı bankaların cebimize kredi kartı sokuşturmak için nasıl da yarıştıklarının en somut göstergesi.

En tatlı kâr kredi kartlarında. Tüketiciye verdiğimiz her kredi kartı için, hukuka ve Yargıtay kararlarına aykırı da olsa yılda elli lira kart aidatı alırız; tüketici, hesap özetinin tamamını değil de asgari tutarı ödemeye kalktığında aylık yüzde 3,66 faizi bindiririz; hele bir de asgari tutar da ödenmedi mi, üzerine ekleriz temerrüt faizini.

Kredi kartını verdiğinde ilk birkaç ay ödemesini almış, aidatını tahsil etmişse, sonrasında borç ödenmese de olur. Veririz tüketiciyi icraya. Malını ararız, bulursak haczederiz. Bulamazsak da alırız icra dairesinden bir aciz vesikası; maliyeye bildiririz, kredi kart alacağımızı ödeyeceğimiz vergiden düşeriz, olur biter.

Diyelim cebimizde “sıfır” bir kredi kartı var, hiç kullanılmamış. Bu kartımızdan bin lira harcayalım ve bir daha da karta elimizi sürmeyelim. Bin liralık borcu, asgari tutarı ödeyerek kaç ayda sıfırlayabiliriz sizce? Doğru cevabı hemen yazalım: 60 Ay!

Yani bir sonraki ay gelecek hesap özetindeki toplam rakamı ödeyebileceğini kabulle hareket etmeyi başarabilen tüketici için sorun yok. Ama gelen hesap özetindeki rakamın yüzde yirmisi olan asgari tutarı ödeyerek harcamasına devam eden tüketici için kâbus başlıyor.

Tüketim Tekerleğini hızla döndürerek cepleri delen kredi kartlarını ne derece sorguluyoruz? Uzak ihtiyacı taksitlere bölerek hazır hale getirmesi gerçekte hayatı zorlaştırmıyor mu?
 
Ödemede zorlanma, vaktini ona tahsis etme, meşguliyeti arttırarak zihin karıştırma; kartların en masumundan zararları. Ya gününde ödenmezse?
 
Gününden ödenirse bir şey olmaz; akıl kabul etse de kalp kabul ediyor mu bu çelişkiyi?
 
Diyelim ki en basitinden bir mal almak istedik, satıcı ile aramıza, banka kredi kartı ile giriyor; hem satandan hem alandan kazanç sağlıyor. Faiz müessesine kazanç sağlanmış olmuyor mu böylelikle?
 
Bir malı bir peşin aldığında şu gün şu ödeme vardı diye düşünülmüyor; her ay banka kapısı aşındırılarak yeni kampanyalara muhatap olunmuş olmuyor, şu kadar harcamaya şu kadar bedava gibi reklâmlar dinlenilmiyor.
 
Cüzdan sınırlarını aşan harcama kanaat ve iktisat duvarlarını yıkmıyor mu? Peşine 24 ay taksit, tul-i emel rüzgârlarında savrulmak değil mi?
 
Sinsice ceplerimize giren kartlar habersizce bizi satın alıyor; TV’lerin bizi uzaktan kumanda etmesi gibi. Paramız, zamanımız, enerjimiz, zihnimiz, düşüncemiz; taksit katarına bindirilerek bizden uzaklaştırılıyor. AVM’lerde vitrin seyrederek gezmekten, gezdirilmekten avare oluyoruz.
 
Mahalle arasındaki bakkal bile kocaman “kredi kartı geçerlidir” yazıyorsa kaçacak yer var mı? Eynel mefer?
 
Bu ekonomik sistemde sosyal bir gerçeklik deyip de teslim olunuyorsa diyeceğimiz ne olabilir ki? Önce asgari ödeme tutarı ödeme, sonra ihbarname? Bozulan moraller, boş yere harcanan duygular, işgal edilerek satın alınmış düşünceler.
 
Bir zamanlar bankanın olduğu sokaktan geçilmezken, bugün bankasız sokak neredeyse kalmadığı gibi kartsız cüzdan da az kaldı. Gidiş nereye?
 
Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden kavram kargaşasından, kart kuşatmasından kaçabildiğimiz kadar kacaçağız; uyarıcı eserlere daha fazla sarılarak, daha çok istiaze ve istiğfar ederek.
 
Hayatın taksiti yok, bir kullanımlık ve de bize peşin olarak verilmiş. 36 ay yaşayacağına dair senedin var mı ki 36 aylık taksite giriyorsun.
 
 

Yorumlar 

 
+3 #2 KREDİ KARTI KULLANMAYIN 02-09-2013 15:17
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan "KREDİ KARTI KULLANMAYIN" dedi.
Aslında çok ama çok önemli bir uyarıydı.
Ne basın ne de sen anladın!
Bu kadar hayati bir konu tek sütun haber olmadı. Çünkü bir çift gözle dünyayı gözleyen adamlar, yani BARONLAR, kim nereye, ne harcar, ne kadar harcar, ne kadar elektrik yakar, ne kadar su içer, ne kadar doğalgaz kullanır, arabasıyla ne kadar kilometre yapar, çocuklarına nereden alışveriş yapar, nereden yedirir-içirir, özel zevkleri nelerdir, sevgilisine ne alır, doğum günlerini nasıl kutlar gibi onlarca sorunun cevabını VİSA ve MAESTRO ile bulurlar!
Yani kredi kartları dünyada hiçbir istihbarat şirketinin ulaşamayacağı, erişemeyeceği ve toplayamayacağı bilgileri bir araya getirir ve biriktirir!
Dünyanın en güzel arşividir! İstediğiniz kadar geriye gidersiniz! Türkler dedelerinin dedesini bilmezken bu adamlar attığımız her adımı ve şeceremizi bilirler! Kimin paraya ne kadar ihtiyacı olduğu bilgisi bunlar için ayrıca önemlidir! PARA ile açarlar her kapıyı...

Ergün Diler
 
 
+6 #1 Borç Yiğidin Kamçısı mı? 21-09-2011 14:40
Hep duyarız borç yiğidin kamçısıdır diye ama gerçekte borç öyle midir ? Borcun bizleri düşürdüğü onca olumsuz onca kötü durumdan sonra nasıl böyle olabiliyor.
Borcun kamçı olduğu kesin ama bu yiğidin elindeki değil maalesef, sırtındaki kamçı. Borç almak veya borçlu olmak, yiğide kamçı vurmaktan daha kötü olduğu için atalarımız olayı böyle netleştirmiş ama zamanla bozulmuş.
Atalarımızın sözlerine inancımız ve güvencimiz tam ama hepsine de değil.
“Devletin malı deniz, yemeyen domuz, bana değmeyen yılan bin yaşasın” ve bunun gibi birkaç atasözü daha bizleri yanıltmak için.
Çoğumuzun borcu vardır ve soruyorum sizlere , kaçınızın borcu elindeki kamçı ya da sırtındaki kamçı.
Ben kendi adıma söyleyeyim borç benim için sırtımdaki kamçı.
Öyle olmasa bankalara , devlete ve şahıslara olan borçlarımız canımızı niye bu kadar yakıyor. Bunca intehar bunalım niye ?
Madem kamçı bizim elimizdeyse niye güç başkalarında.
Borç gülerek gider ağlayarak gelirmiş .
Borç isteme benden buz gibi soğurum senden.
Daha bunun gibi bir sürü borçla ilgili olumsuz can yakan , hoş olmayan atasözü ,deyim veya espiri yazabilirim .
Sonuç ; borç kamçı olmasına kamçı ama sırtımızdaki mi elimizdeki mi artık karar versek.
Türkiye nin IMF borcu bizleri elinde kamçı olan güçlü bir devlet mi yapıyor ?
Sanmıyorum eğer öyle onlar bize değil biz onlara karışıyor olurduk.
Sirkte aslan terbiyecisi elinde kamçı aslanlara hükmederken , işte o kırbaç eldeki kırbaç .Bizler de borçlarımızla borçlu olduklarımıza öyle hükmedebiliyorsak sorun yok.
Yok eğer borç aldıklarımız bize istediklerini yapabiliyorlarsa bu sözü bence gerçek anlamıyla , anlayıp anlatmakta fayda var.
Artık biliyoruz ki borç yiğidin kamçısı olmasına kamçısı ama elindeki değil sırtında ki kamçı.
Aksini düşünüyorsak ya ben haksızım ya da gerçeği görmemekte direniyoruz.
Biliyorum belki biraz uzattım ama bu borç kelimesine gereken önemi vermezsek , o bize elinde kamçı gerekeni yapacak.
Allah a can borcumuzu tabii ki tüm borçların dışında tutuyoruz. Keşke bütün borçlarımız bu kadar yalın ve adil olsa.
Borçsuz ve kamçısız günler dileğiyle.

Orhan Çınar / haber7.com/.../...
 

AYET- İ KERİME

“Kim güzel bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyi gözetir ve karşılığını verir.” (Nisâ, 85)

HADİS-İ ŞERİF

“İslâm’da iyi bir çığır açan kişiye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır Fakat onların günahından hiçbir şey noksanlaşmaz.”  (Müslim, Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64)