DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Gönül Kimyası Aşk ile.../Bir Kez "Allahhhh" Diyebilir miyim?

Aşk ile.../Bir Kez "Allahhhh" Diyebilir miyim?

Yazdır

altDervişlik olsaydı tac ile hırka, Ben de alırdım otuza kırka, demiş Yunus Emre. Şiirden de anlaşılıyor ki eskiden dervişlik kisve ile tezahür ederdi. Ne zamandır kisvesi yasak dervişliğin. O artık folklorik bir unsur. Ama dervişlere mahsus sözlerden, tavır ve yaklaşımlardan uzak kılamamış bu yasaklar. Filmlerden müziğe, romandan şiire, resimden graffitiye kadar hemen her alanda -sözel de olsa- bir hikmet kırıntısı ile karşılaşıyoruz. Kırıntı kıvılcıma dönüşmüyor, kırıntı ile doyanlarla yan yana geliniyor ama kimin uğrunda. Onlar şöyle düşünüyor. Kırıntısı bile yetiyor.

Dervişin bir ömür boyu yaşayarak öğrendiği hakikate dilimiz bir dönüşte varıyor artık. O yer bizim keşfettiğimiz yer olmadığı için söz de bize ait bir renk taşımıyor. Belki biz başka türlü ifade edecektik onu. Zira hakikat herkesin zahir ve batınına göre ayrı tecelli eder, ayrı tasvir edilir. Bunda bile bir tekrar var ki bu da modernizme özgü tekliğinin nerelere kadar uzandığını gösteriyor.

Ateist bir şairin kaleminden imge olarak çıkan bir söz hayran bırakabiliyor okuyucuyu. Sözün gerisini biraz kurcaladığınızda Batı'dan, Çin'den, Hint'ten bir bilge veya bilgeye ait bir durumla karşılaşıyoruz. Yapılan, çoğaltılan ve de tüketilen bir şey olmuş tasavvuf. Adına da mistiszm demişler. İrfan alınır satılır bir metaya dönüşmüş. Kimsenin yaşayarak vardığı bir yer değil o söz. Vay başımıza gelenler.

Saatçi Musa, nehir söyleşilerinin yer aldığı kitabında anlatıyor, ben oradan okudum size kendimce anlatacağım: Mekan, Ulucanlar Cezaevi. Saatçi Musa ve başka arkadaşları Üstad Necip Fazıl ile birlikte Malatya suikastinden tutuklular. Onlarla uzaktan ilgili görülen Ticani tarikatine intisaplı bazı dervişler de var. Bu dervişlerden biri cezaevi müdürüne çıkıp izin istiyor. Hangi hususta? Efendim diyor izin verin bir kez Allah diyeyim. Cezaevi müdürü bir şey anlamıyor önce. Ne demek Allah demek yasak değil ki, istediğin kadar de, dercesine bakıyor dervişe. Derviş, bakınız izin verdiniz, sonra beni hücreye filan göndermeyeceksiniz, diye söz alıyor müdürden. Ve bir kez ALLAH diyor. Derviş öyle bir Allah dedi ki diye diyor Saatçi Musa, bütün hapishane inledi, insanların tüyleri diken diken oldu, orada canlı cansız ne varsa sanki hepsi birden Allah dedi; bazıları korktu, deprem oluyor sandı. Cezaevi müdürü de korktu ve dervişi hücreye tıktı. Ben gittim, verdiği sözünü hatırlattım, rica ettim ve derviş hücreden çıkarıldı, diye anlatıyor. Bu olayı okuduğum zamandan beri merak ediyorum, aklım orada kaldı. Acaba bu zat nasıl bir duygu, aşk ve bağlılıkla Allah dedi. Ömrümüzde bir kez olsun böyle bir Allah diyebilecek miyiz? Kaç kişi böyle Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inde ifade ettiği "aşk ile" Allah diyor, diyebiliyor.

Bendeniz size bir şey diyeyim mi? Esas günah kitaplarda yazan, sıralanan şeyler değil. Esas günah aşk ile, hakkıyla bir kez Allah diyememekte. Esas günah aşk ile, hakikatine vakıf olarak bir kez Elhamdülillah diyememekte. Esas günah bir kez aşk ile Allahüekber diyememekte. Esas günah bir kez aşk ile, hakikatini bütün zerrelerinde hissederek Estağfirullah diyememekte. Biz sadece kelimeyi telaffuz ediyoruz. Dua metni okuyoruz biz, dua etmiyoruz. Surelerin kelimelerini telaffuz ediyoruz biz, ama onları okumuyoruz, ezberde olanları tekrar ediyoruz.

Efendi Hazretlerine demişler ki : Efendim, Hz.Peygamber bir hadisi şerifte, ömründe bir kez kelime-i tevhid getiren cennete girecektir, demiş. Bir kez kelime-i tevhid getirelim olsun bitsin, neden bu kadar tekrar ediyoruz ki?

Efendi Hazretleri ona şöyle cevap vermiş:
"İşte biz o bir kezi arıyoruz."

Efendi Hazretleri ile müridan hasta bir dervişi ziyaret için yola çıkmışlar. Bakmışlar ki sel köprüyü alıp gitmiş. O kadar yoldan sonra geri dönmek istememiş müritler. Efendi Hazretlerine bunun bir çaresi yokmu diye bakmışlar. Üstad madem çok istiyorsunuz, haydi o zaman demiş. Benimle birlikte atın adımınızı. Bismillah demiş atlamış suya. Onunla beraber adımını atanlar o azgın sulara, köpüklere batmadan üstten yürüyerek geçmiş karşıya. Tam teslim olamamış bir mürit Üstad'ın dediğini nasıl olsa duydum, besmele çekerim, arkadan yetişirim demiş, birlikte hareket etmemiş Üstadıyla.

Üstad ve müridan karşıya geçince o da besmele çekmiş atmış adımını suya. Adımını atar atmaz kendini girdapta boğuluyor bulmuş. Su gittikçe derinleşiyor ve akış hızlanıyormuş. Üstad bir uzun odun parçası atmış önüne müridin, tut gel demiş ve kurtarmış müridi. Sonra sormuş. Bizimle neden girmedin suya.

Efendim demiş mürit, baktım besmele çektiniz, başka bir dua okumadınız, ben de besmele çekmesini nasıl olsa biliyorum dedim, ondan girmedim. Ama benim çektiğim besmele beni batmaktan kurtarmadı, neden?

Efendi Hazretleri müride bakmış ve demiş ki: Sen benim nasıl besmele çektiğimi biliyor musun?

Benim aklım hâlâ cezaevindeki o adamda. Acaba ne yapmamız lazım ki böyle bir Allah diyebilelim. Ben biliyorum, böyle aşk ile Allah diyebiliyorum, diyen varsa makamı ona mübarek olsun. Ondan kopya istemiyorum, dua etsin de bize de nasip olsun.

Kamil Yeşil / Milli Gazete

 

Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;  "Kim bana bir kitapta/yazıda salâvat-ı şerife getirirse benim ismim bu kitapta/ yazıda olduğu müddetçe melekler ona istiğfar getirmekten hiç ayrılmazlar."