DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Kapitalizm Hakkında

Yazdır

Her ne kadar Max Weber, Kapitalizmin ruhunu “Protestan Ahlakı”na bağlasa da, gerçek böyle değildir. Bu tesbit, konuya dar bir çerçeveden bakmakla ilgilidir. Bir Alman bilim adamı olan Max Weber, yaşadığı çevresine baktığında Protestanların dünyaya ve mal biriktirmeye daha fazla önem verdiklerini, bunun sonucu da Katoliklerden daha zengin olduklarını gördü ve konuyu Protestanlığın dünya görüşüne bağladı.

Aslında konuya daha derin ve geniş bir çerçeveden baktığımızda, mal biriktirmenin temelinde insanın sınırsız hırsı olduğu kolayca görülür. Her insanın, yaşadığı ortamda aldığı terbiye ve eğitimin etkisiyle, az veya çok bu hırsa sahip olduğu görülür. Burada Protestan ahlakından ziyade, Protestan teolojisinin, insanın mal biriktirme hırsını daha teşvik ettiğini söyleyebiliriz. Ancak gerçek problem, mal biriktirmeden ziyade bu biriktirilen mal ve zenginliğin nerelere harcandığındadır. Bu konuda Protestan Ahlak ile Katolik Ahlak arasında bir fark yoktur ve diğer insanlara yardımı, paylaşımı esas alır. Oysa Kapitalist kültürün temelinde paylaşımcılık ve yardımlaşmadan söz etmek mümkün değildir. İşte bu yönüyle Kapitalizm, Hıristiyanlıkla çatışmaktadır. Aslında Kapitalizmin temelinde bir din arandığında, buna en yakın dinin Yahudilik olduğu görülecektir.

Kapitalist kültürün temelinde sınırsız ihtiyaç, tüketim ve harcama olduğu gibi, ayni zamanda sınırsız bir hürriyet de vardır. Sınırsız hürriyet olacak ki, insan her türlü aile, ahlak, din, töre vs. gibi bağlardan kurtulup özgürce harcayabilecek. Bir delikanlı özgürlüğün büyüsüne kapılacak ki, keyfince yaşamasına karşı çıkan ana-babasına kafa tutabilsin. Kadın hakları olacak ki, ana olacak kadın evini beklemekten ve bir erkeğe mahkum olmaktan kurtulabilsin. Kapitalist kültürde kadın, örnek aldıkları eski Yunan Tanrıçalarına eş, sokak karnavallarında güzellik kraliçesi olmaya layıktır. Aile diye bir şey olmamalıdır ki her birey ayrı ayrı tüketsin. Hem çocuk da neymiş, kadın bu eziyete katlanamaz, güzelliği bozulur. Gerçekte Kapitalizmin temelinde din de yoktur. Laik anlayış da Kapitalist kültürün ana temelidir.

Kapitalizmde, Tanrıya itaatkar mütevazi bir kul olup güçsüzleri düşünen değil, topladığı güçle, zenginlikle her şeye hükmeden, güçsüzleri sömüren, kendini Tanrılaştıran makbuldür. Tanrıya değil, güce, zenginliğe ve egoya tapılır. Kapitalizm bir anlamada çok tanrılı bir dindir. İnsana tapacak uğrunda hayatını feda edecek bir çok Tanrılar sunar. Bu dinin vicdanı rekabet, adaleti arz-taleptir. Vicdanen açları düşünmek şöyle dursun, açlık sınırının altındaki asgari ücret bile, çalışanlara çok görülür. Eğer bir yerde yüksek ücret varsa, bu bir hak olduğundan değil, her şeyi arz-talep düzenlemesinin sonucudur.

Kapitalizm Tanrıya mütevazi bir kul olmayı reddederek, insanı Tanrı gibi güçlenip dünyaya hakim olmaya, bir anlamda tıpkı Firavun gibi Tanrılaşmaya zorlar. Aynı, cennette insanı kandıran Şeytan gibi. “Bu meyveyı yersen sen de Tanrı gibi olacaksın” diyen Şeytan misali. İşte dinde sakındırılan Şeytan gerçeğinin aslı. Yenecek meyve insan hırsı, egosudur. Meyve gibi son derece tatlıdır. O’nun Cennet’i bu dünya olduğundan insana dünyayı, dünya saltanatını sunar. İnsanı gerçek Cennet’ten dünyaya indirmiştir. Gerçekte hırslarını yenen insan, cennette yaşar, onu İlah edinen hırslarının peşinde cehennem gibi bir hayat sürer. Demekki insan önce hırssız doğar, sonra onu şeytani bir ortam ayartır. Aynen Tin Suresi’nde anlatılan ilahi hikmet gibi  “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.”

Kapitalist kültürde bir şeyin değeri para ile ölçüldüğünden insan, bilgi ve becerisinden ziyade, üzerinde taşıdığı gömleğin, gözlüğün, cep telefonunun, bindiği arabanın markasıyla değerlendirilir. Eğlence her şeyin önünde olduğundan, bir futbolcu veya bir şarkıcı; daima bir bilim adamından ve bir alimden daha fazla para eder.

Namus hiçbir değer etmezken ve aşağılanırken, kadının özellikle cinselliği her alanda ön plandadır. Ülke değerlerini ön planda tutan, tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır diye haksız kazanca karşı çıkan dışlanırken, her türlü haksız kazancı cebe indirenler makbul olur. Haklı olan değil güçlü olan kazanır. Güzellikler yitirilir, sanat yozlaşır, beste güfte yok olur, geriye sadece tekerleme gibi bir ritm kalır. Tek gaye her ne şartla olursa olsun para kazanmak olduğundan gerektiğinde vatan, millet, namus, dost, her şey satılır. GDO’lu ürün ne ki, alkol, sigara ile insanlık çoktan zehirlenmektedir. Kapitalist kültür aynı zamanda futbol, müzik vs. gibi çeşitli etkinlikleri de insanları uyuşturmak ve düşünmekten alıkoymak için kullanır ve daha önemli gerçekleri unuttururlar.

Bütün bunların sonucunda toplumda büyük bir yozlaşma başlar, aile dağılır, dostluklar bozulur ve birey yalnızlaşır. Milyonların yaşadığı metropollerde yalnızlık içinde kalan insan, fırtınalı engin bir okyanusta tek başına kalıp, sığınacak güvenli bir liman arar, ama bulamaz. Çünkü herkesin çok önemli bir işi vardır, derdi olan Darulaceze’yi aramalıdır. Muhabbet, parası olanlar arasında cafe barlarda veya altınlı günlerde olur. Öyle çatkapı kimse “komşu ben geldim” diyemez. Varlıklı olan her zevki tadar, normal kabul edilenler tat vermez olur, daha önceleri anormal denilenleri dener, yine mutlu olamaz. Sonunda toplumda, bazılarında yokluktan bazılarında çokluktan ruhsal problemler başlar ve hayattan hiçbir zevk almamaya başlayanlar ise, son olarak bir de intiharı denerler. Kapitalizmin sunduğu dünya cennetinin gerçeği budur. Aslında Kapitalizm, insanın imtihanı olan egosunun sistemleşmiş halidir. İlk yaratılıştan beri bu tehlike için insan uyarıldı ve 19. yüzyılda bir dünya sistemi halini aldı.

Buradan şu açıkça anlaşılmaktadır ki; Allah kainatta, sahip olunduğunda insanın bütün dertlerini bitirip, onu son derece mutlu edecek bir şey yaratmamıştır. Bu ancak cennette mümkündür. Kapitalist dinde insanlar bu dünyada ilahlaştırılanlara yakın olmayı arzu ederler, onlara kul köle olmaya çalışırlar. Hem bu yakınlık çok zordur, hem de bu sahte ilahların diğer insanlara verecek hiçbir şeyi yoktur. Bu ilahlar hep almaya programlanmışlardır. Halbuki gerçek ilah ALLAH’a yakın olmak çok daha kolaydır. O ezilen güçsüz ve yoksullara daha yakındır. O’nun katında güçlü değil haklı olan üstündür.

www.arastiralim.com

 

 

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

“Müʼmin, bir bal arısına benzer. Temiz olanı yer (yani helâl yer), temiz olan şeyler ortaya koyar (yani Hakkʼın rızâsına uygun olan işleri yapar, sâlihlerle, sâdıklarla beraber olur), konduğu yeri ne kırar ne de bozar (orayı ihyâ eder).” (Ahmed bin Hanbel, II, 199)