DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Dosya Konuları Bazı Mefhumlar Borca Dayalı Para Sistemi

Borca Dayalı Para Sistemi

Yazdır

Ekonomi artık toplumun büyük bir kısmını ilgilendirmeyen bir “kara sanat” halini almıştır. Mevcut anlayış ve yaklaşımları ile ekonomi içinde bulunduğumuz problemlerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Sorun çözmekten ziyade kendisi başlı başına bir sorun olmuştur. Sokaktaki vatandaşın halini tamamen unutarak, milli hesaplar, istatistikler ve bir “at yarışı” mantığı ile baktığı bilançolar arasında boğulup kalmıştır.

Mevcut ortodoks ekonomi anlayışının bizi içine soktuğu cendereden kurtulabilmek için öncelikle problemleri objektif olarak ortaya koyabilme cesaretini göstermemiz lazımdır.

Günümüz modern ekonomisi adeta hafızasını yitirmiş durumdadır. Köklerinden uzaklaşmış ve neyi niçin yaptığını bilemez hale gelmiştir. Bu yetmiyormuş gibi mevcut çarpık yapının, diğer bir ifade ile statükonun, devamından yana olan ortodoks ekonomistler, milli hesaplar ve istatistiki varsayımlar peşinde koşarken, insanoğluna hizmeti ve insanın mutluluğu esasını neredeyse tamamen gözardı eder olmuşlardır….

Kitaba linki tıklayarak erişebilirsiniz

Borca Dayalı Para Sistemi Nedir?

Borca diğer bir deyimle faize dayalı para sistemi, batı‟nın 1970‟li yılların başından itibaren “tecrube etmeden” kullanmaya başladığı para sistemidir. Bundan önce batı “mala dayalı para sistemi” kullanıyordu ve geçerli olan mal altın idi. Bu ifadelerimizden “altına dönüş” anlaşılmasın, sadece konuyu anlatmak için bunları dile getiriyoruz. Amerika‟da, zamanında basılan tüm dolarlara karşılık olacak kadar altın olmadığı için başkan nixon “altın penceresi”ni 1971 yılında kapattı ve neticede faize/borca dayalı sistem otomatik olarak hüküm sürmeye başladı.

Batı‟yı bu gibi konularda taklit etmede mahir olan bizler, bu sistemi hiç sorgulamadan aldık ve uygulamaya başladık. Bunun neticesinde uzunca bir süredir yüksek enflasyon ve muazzam bir borç yükü altında yaşatılıyoruz. Yaşam standartlarımız her geçen gün geriliyor. Yatırımlar azalıyor, işsizlik artıyor. Gelir bölüşümündeki dengesizlikler gün be gün artıyor. Milli değerlerimiz para ya da parasızlık uğruna yok ediliyor. Peki borca dayalı para sistemi nasıl çalışıyor?

İçinde bulunduğumuz borca dayalı para sisteminde ekonominin canlanması yani yatırımların artması, işsizliğin azaltılması ve yaşam standartlarının yükseltilmesi için faiz oranlarının düşürülmesi gerekir. Bu taktirde kabul edilir ki faiz oranları düşerse daha fazla insan harcama veya yatırım için kredi kullanabilir. İşte borca dayalı para sisteminin bütün esprisi budur. Lakin burada çok saçma olup sorgulanması gereken şudur:  ekonominin gelişmesi için neden insanlar borçlanmak (faizle kredi almak) zorunda olsunlar yada borçlular daha da fazla borç yükü altına girsinler? İşte benim daha önce “sisteme entegre edilmiş faiz”den kastım bu sorgulamanın temelini oluşturmaktadır! Kaldıki bu bahsettiğimiz olay, içinde bulunduğumuz bu sistemin özelliklerinden sadece biridir.

Yine bu mevcut sistemde borçlanma ve harcamaların artmasının (belli bir doyuma ulaşmasının) neticesi yüksek enflasyon baskısı olarak ortaya çıkacaktır. İşte bu enflasyon baskısının yükselmesi ile borçlanmanın azaltılması için sistem faiz oranlarını tekrar yükseltmeye başlayacaktır. Faiz oranlarının tekrar yükselmesi ile piyasadaki para miktarında bir azalma olacak ve bu azalma enflasyon üzerindeki baskıyı hafifletecektir. Bunun diğer bir sonucu da, borçluların diğer harcama kalemlerinin azalması olarak ortaya çıkacaktır. Bu azalma da neticede yaşam standartlarının düşmesine vesile olacaktır. Neticede bu tür bir politika uygulamanın net getirisi ekonomik faaliyetlerin daralması ve işsizliğin artması olarak ortaya çıkacaktır. Tabi bunların sosyal ve siyasi faturaları daha da ağır olacaktır.

Borca dayalı para sisteminin diğer bir özelliği de şudur: artan ekonomik faaliyetleri desteklemek için piyasadaki para miktarının arttırılması, mutlaka ve mutlaka borç yükünü de arttırır. Bankaların piyasaya kullandırdıkları kredi miktarının artması, piyasadaki para arzının artması demektir. Piyasada borçlananların belli bir doyuma ulaşması ile yani çok az sayıda borçlanmak isteyen insan kalması ile borca dayalı para sistemi şu dilemma ile karşı karşıya kalır:

Ekonomiyi büyütmek için kredi kullanımını arttıramaz çünkü enflasyon baskısından korkar. Aynı konumda da kalamaz çünkü halktan korkar. Aynı konumda kalırsa ihtiyaçlardan kaynaklanan talepleri karşılayamaz. Dolayısıyla “domuz kapanı gibi” kendi kendini klitlemiş olur. İşte mevcut politikalar ile varılmaya çalışılan yer budur. İçinde bulunduğumuz bu durumun daha iyi anlaşılabilmesi için bankacılık sistemi ve tarihi gelişimi ile merkez bankacılığının da iyi tahlil edilmesi gerekir. O taktirde bu hile rejimi daha da net olarak görülebilecektir.

Halbuki içinde bulunduğumuz ama bulunmak zorunda olmadığımız bu sistemi değiştirebiliriz. Hem de halkta hiçbir sosyal rahatsızlığa sebep olmadan değiştirebiliriz. Daha iyi yaşamak, ekonomik önümüzü ve ömrümüzü görebilmek hepimizin hakkı.  Ancak gücünü “para”dan alan rantiye buna bir müddet daha direnecektir. Taki gerçek gücün “alınteri” yani “emek”  gücü olduğu anlaşılıncaya kadar. Çünkü insana ançak çalışmasının karşılığı vardır.

Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN

 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurât, 12)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Ey diliyle îmân edip de kalplerine îman tam olarak yerleşmeyen kimseler! Müslümanların gıybetini yapmayınız, kusurlarını da araştırmayınız! Kim müslümanların kusurlarını araştırırsa Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa, onu evinin ortasında bile olsa rezîl eder.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35; Tirmizî, Birr, 85; İbn-i Kesîr, Tefsîr, IV, 229)

Rasûlullah (sav) birgün:
“–Gıybet nedir, bilir misiniz?”diye sormuştu. Ashâb-ı kirâm:
“–Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” dediler. Hazret-i Peygamber:
“–Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” buyurdu.
“–Söylenen ayıp, eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?” diye soruldu.
“–Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftirâ ettin demektir.” buyurdu. (Müslim, Birr, 70; Ebû Dâvûd, Edeb, 40/4874)