DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa İz Bırakanlar Erzincanlı Salih Baba

Erzincanlı Salih Baba

Yazdır

Salih Baba’yı bize Ekrem Ocaklı tanıttı. Şu beyitleri o rahmetli şevkle okurdu:

Yetiş ey keşte-banım büsbütün deryada yangın var
Değil derya yalanız cümle hep sahrada yangın var.
Açıldı bağ-ı vahdet gülleri mestoldu bülbüller
Zemin û asuman derya vü mafihada yangın var.
Muhabbetten yarattı ol Habibi Hazret- i Mennân
Değil kim ol Muhammed Hazret-i Mevla’da yangın var,
Erişti Sami-i Sultan beraber dilber-i rûhân
Değil yalanız Erzincan Yemen San’a’da yangın var.

Bu şiirde, Yunus Emre ve Fuzuli’nin dile getirdiği ilahi aşk duygusu ifade ediliyor.

Salih Baba’nın hikayesini Ekrem Ocaklı’nın sohbetlerindeki anlatımıyla da tanımanızı isterim. Onun sohbetlerinde tuttuğu notlarla Salih Baba’yı anlatmaya çalışan arkadaşın notları şöyle:

“Yüzyılın başlarındayız. Yıl 1901. Erzincan’da, sadece içtikleri suyun ayrı gittiği Salih adlı iki dost, arkadaş, ihvan yaşıyor, Salih’lerden biri şehirde ve civarda ün yapmış Kırtılzade tekkesine gider gelir. Diğer Salih de bir Rafızî babasına. Kırtılzâde tekkesinin şeyhi, “zülcenaheyn”, yani zahir ve batın ilmine vakıf Şeyh Muhammed Sami Efendi’dir.

Salih’lerin ikisinin de yaşları 50 civarında. Bir gün Salih’lerden biri diğerine: “Arkadaş” der, “Bu böyle olmuyor; ya sen bizim şeyhe intisap et, ya da ben senin şeyhe.” “Peki” der diğeri. “Sen benimle gel önce”! Ve Rafızî babasına giden Salih’i, Kırtılzâde tekkesine getirir beriki Salih. Daha ilk sohbette mestolur Salih. Arkadaşına: “Şeyhine söyle, beni buraya intisap ettir; senin benimkine gelmene lüzum kalmadı” der.

Ne olursa yine o gün olur. Kırtılzade tekkesindeki sohbet meclisi Erzurum’dan misafir gelen başka bir derviş grubuyla birlikte sürmektedir. Söz döner dolaşır şiire gelir. Yapılan rica üzerine misafir dervişlerden biri tutar bir şiir okur. Ev sahibi dervişler de, gönüllerinden, bu münasebetle kendi şeyhlerinin o günkü sohbeti şiirden açmalarını isterler. Duruma vakıf olan Şeyh Muhammed Sami Efendi şiir üzerine şöyle birkaç söz eder: “Şiir ve güzel ses ruhun gıdasıdır, fakat bizim tarikatımızda bunlar gaye değil vasıtadır. Bu mesele öyle pek müşkil de değildir hani Şiiri, aha bizim Salih de söyler!” diyerek, parmağıyla, kapıya yakın oturan ve tarikata henüz intisap etmiş olan Salih’i işaret eder. Ümmi Salih, şeyhinin manevi tasarrufu sayesinde, hemen daha o anda elini kulağına atar ve irticalen şiir söylemeye başlar. Bu durum tam 40 gün sürer. 40 günden sonra kesilir. İşte bu garip olay 1908 yılında Erzincan’da olur.

Birçok yerde “Söyleyen Salih’tir amma söyleten Sami’dir’ diyen Ümmi Salih, daha sonra, irticalen söylediği, gezip dolaşırken de derviş arkadaşlarının kaydettikleri bu 40 günün ürünü şiirlerin hepsine birden RABITA-İ NAKŞ-İ HAYALİ adını koyar.

Mustafa Miyasoğlu Yazının tamamı için tıklayınız

 

 

 

 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurât, 12)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Ey diliyle îmân edip de kalplerine îman tam olarak yerleşmeyen kimseler! Müslümanların gıybetini yapmayınız, kusurlarını da araştırmayınız! Kim müslümanların kusurlarını araştırırsa Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa, onu evinin ortasında bile olsa rezîl eder.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35; Tirmizî, Birr, 85; İbn-i Kesîr, Tefsîr, IV, 229)

Rasûlullah (sav) birgün:
“–Gıybet nedir, bilir misiniz?”diye sormuştu. Ashâb-ı kirâm:
“–Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” dediler. Hazret-i Peygamber:
“–Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” buyurdu.
“–Söylenen ayıp, eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?” diye soruldu.
“–Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftirâ ettin demektir.” buyurdu. (Müslim, Birr, 70; Ebû Dâvûd, Edeb, 40/4874)