DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Makaleler İslam’ı AŞKla Yaşamak

İslam’ı AŞKla Yaşamak

Yazdır

İslam’ı büyük bir şevkle, istekle, Sünneti Seniyye bilincine göre, ihlasla yaşamak İslam’ı aşkla yaşamaktır. Başka bir deyişle İslam’ı sahabe kıvamında yaşamaktır.

Daha evvel kız çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar insanlıktan habersiz olan bir cahiliye toplumunun Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in irşadıyla insanlık tarihinin gıpta ile baktığı “sahabe” kıvamına gelmesi nasıl mümkün olmuştur?

İslam hukuku metodolojisinin uzmanlarından Karâfi, şöyle söylemiştir:

“Rasulullah (sav) efendimizin hiçbir mucizesi olmasaydı, yetiştirmiş olduğu ashabı kiram, onun nübüvvetini isbata kâfi gelirdi.”Onlar Allah Rasulünün kalbi dokusundan hisse alarak İslam’ı aşkla yaşamada zirveleştiler.

Sadece Hz Ebubekir’in hayatı bize bunu göstermekte kâfidir. O, Allah Rasulü'ne inanan ilk müslüman ve O'nun ilk halifesi. Malının tamamını Allah yolunda tasadduk eden ve Allah Rasülüne gelen zararı karşılayan ilk insan. Allah elçisinin: "Güneş, peygamberler hariç, Ebû Bekir'den daha faziletli bir insan üzerine doğup batmamıştır. "diye övdüğü ve en çok sevdiği...

Allah Rasûlü'nün sohbetleri, ashab-ı kirama ruhanî bir hayat yaşatır, sahabileri dînî his ve heyecana, aşk, vecd ve muhabbete gark ederdi. Sahabîler, O'nun konuşmalarını, başlarındaki kuşu uçurmaktan korkan kimsenin titizliği ile huşu içinde dinlerlerdi.

Bu ruhanî hayat yazılabilecek ve sözle anlatılabilecek bir husus olmadığı için sohbet ve beraberlik sayesinde gönülden gönüle aktarılarak "in'ikas-ı hâl"yoluyla intikal etmiştir. Allah Rasûlü'nün "Allah kalbime neyi ilka ettiyse ben de onu Ebû Bekir'in sadrına ilka ettim." buyurması bu hal yansımasının ifadesidir. Kur'an'da mutlak bir ifadeyle: 'Bilesiniz ki Allah'ın Rasülü aranızdadır.' (el-Hucürât, 49/7) buyrulması, bu yolla Muhammedî hasletlere sahip insanların aramızda daima bulunacağına işaret olmalıdır.

Hz. Ebû Bekir (r.a.) huşu ve takva üzere ibadet ederdi. Namaza kalktığında havf ve haşyetinden dolayı kesilmiş bir ağaç gibi titrer, fakat kalbindeki huzur hali sebebiyle huşûunu korurdu. Gözü yaşlıydı. Yanık sesiyle Kur'an okurken ağlar, dinleyenleri de ağlatırdı. Allah aşkı ile ciğeri püryan olduğundan yanında duranlar onun ağzından yanık ciğer kokusuna benzer bir koku duyduklarını anlatırlardı. Şöyle anlatılır:

" Hazreti Ebubekir'in komşuları:

— Ya Resûlallah! Ebubekir her akşam evinde ciğer kebabı yapıp yediği halde, bize bir lokma bile vermiyor. Biz onun komşuları olarak şikâyetçiyiz, dediler.

Hazreti Resûlüllah:

— Bundan sonra yine ciğer yediğini anlarsanız, bana da haber verin o yemek başında iken baskın yapalım, buyurdu.

Aradan birkaç gün geçmişti ki, bir sahabi gelip:

— Ya Resûlallah! Şu anda evden yine ciğer kokusu gelmeye başladı. Pişiriyor olması lâzım, dedi.

Peygamberimiz meselenin hakikatini eshaba söylemiyor, gözleri ile görmelerini istiyordu. Hep beraber Ebubekir'in evine gittiler. Eve yaklaştıklarında hakikaten evden ciğer kokusu gelmeye başlamıştı. Kapıyı çalıp içeri girdiler, baktılar ki, Hazreti Ebubekir'in evinde ciğer değil, bir parça et bile yok. Eshap hayret içinde kalmıştı.

Resûl-ü Ekrem meseleyi şöyle izah etti:

— Ebubekir'in yediği, sizin bildiğiniz ciğerlerden değildir. Onun kendi ciğeri Allah korkusundan yanıp - tutuşmakta, siz ise onu ciğer pişirip yiyor sanmaktasınız.

Şikâyet eden eshap mahcup, Resûlüllah memnun vaziyette ayrıldılar. biz keremi takvada, zenginliği yakin elde etmede, şerefi engin gönüllülükte bulduk." derdi. Takvada, şefkatde çok ileri, yufka yüreklilikte ve yumuşak başlılıkta en öndeydi. Daima yüreği yanık bir şekilde ah vah ettiği için kendisine "Evvah"derlerdi. Nitekim Hz. İbrahim'e de "Evvah"denildiğini Kur'an'dan öğreniyoruz. (bk. et-Tevbe, 9/214; Hûd, 11/75) O'nun coşkulu ibadeti, yanık ve ağlamaklı bir sesle Kur'an okuyuşu pek çok Mekkeli'nin dikkatini çekerek Müslüman olmasını sağladığı için müşrikler O'nu açıktan namaz kılmaktan ve Kur'an okumaktan menetmeye çalışmışlardı.

Sahabiler Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den dört yolla istifade etmişlerdir:

1.       Peygamberimiz’in (s.a.v) sözlerini dinlemişlerdir.

2.       Peygamberimizin fiillerini izlemişlerdir.

3.       Başkasının davranışlarına onayını görmüşlerdir.

4.       Peygamberimizin hâllerini, duygularını özümsemişlerdir.

Sahabe Peygamber efendimizle hemhâl olarak onun hâliyle hâllenme bahtiyarlığına ermişlerdir. Biz ise Peygamber Efendimizden yazılı metinlerle bir şeyler öğreniyoruz. Sahabiler doğrudan doğruya Onun haliyle, duygularıyla, yüzündeki ifadelerle görme bahtiyarlığına erdiler. O halde şöyle demek uygun düşer:

Balçık nasıl temizlenir durağan iken

Seyret çöken çamurları deryaya akarken

Ey gönül; ef'âlini, ahvâlini düzeltmek istersen

Durma ehl-i hâl ile hemhâl ol sen…

Eğer sadece kitaplardan okuyarak öğrenmek; hâlimizin düzelmesine, dinin ikmaline yeterli olsaydı, İslam’da en yüksek mevki sahabenin olmamış olurdu. Ömrünü ibadetlerle geçiren bir insan bile, Peygamber Efendimiz(s.a.v)ile beş dakika sohbet eden sahabinin derecesine ulaşamaz. Çünkü o sohbette yoğun bir hal transferi ve feyz akışı vardır. Peygamberlerin manevi varisleri olan gerçek alim ve Hak dostlarının sohbetlerinde bu feyzin bir numunesi devam etmektedir. Bize düşen hâl sahibi insanlarla beraber olmamız, onların sahip olduğu duyguları gönüllerimize transfer gayreti içerisinde bulunmamız elzemdir.

İnsan kendi hastalığını çoğu kez bilemez. Ya da bilse bile hangi ilacı içeceğini ve ne kadar içmesi gerektiğini bilemez. İşte manevi hastalıkların tedavisinde de gerçek hâl sahibi gönül hekimlerine ihtiyaç vardır.

Kitaptan okuyarak bir yemek yapmayı düşündüğümüzde istediğimiz kıvamı tutturamayız. Ya malzeme israfı olur, ya zaman israfı.  Yemeği yapmakta usta birinden izleyerek yapmak, onun tecrübelerini görmek önemlidir. Ahlak eğitimi de sadece kitaptan okuyarak öğrenilmez. Görmüş geçirmiş, tecrübe sahibi Hak dostlarının sohbetlerine katılmak, onları muhabbetle takip etmek ve gayretli olmak; onların güzel halleriyle hemhâl olmamızı kolaylaştıracaktır.

Allah için kurulan dostluğun, birlikteliğin fayda vermesi için onun ölene kadar muhafazası ve sevginin hakkını vermek şarttır. Bir ömür süren bu dostluk ölümle bitmez, ölümden sonra daha tatlı ve daha menfaatli olur. Çünkü bu dostluğun faydası sadece dünyada değil ahirette de görülür. Rabbim hepimize, vefası dünyadan ukbaya uzanacak hakiki dostluklar nasip eylesin.

Rahime Öztürk 17.10.2011

 

 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.  Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?” (Mâide, 90, 91)