DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Tolstoy

Yazdır
Tolstoy, bugüne kadar yazılmış romanların en iyisini yazdı. Soyluydu, zengindi, meşhurdu ama mutluluğun bunlarda olmadığını hissediyordu. Hayatının belli devresini "boşa geçmiş yıllar" olarak tanımlasa da, hakikat arayışına koyulduğu günden itibaren mutluluğun kaynağına doğru yılmadan ilerledi. 82 yaşında evinden ayrıldığında sırtında ufak çuvalı, aklında büyük düşünceleri, ruhunda yüce duyguları vardı; hakikatle buluşmak için zamanın gitgide daraldığının farkındaydı. Birkaç gün sonra küçük bir istasyonda vefat ettiğinde, istikametin İstanbul olduğunu pek az kimse biliyordu.
 
Kendi ifadesine göre 50 yaşına kadar sorumsuzca ve dünyevi zevkler içinde yaşam süren Tolstoy, hep bir şeyin eksikliğini hissediyordu. Maneviyattan mahrum bir hayattan bunalan Tolstoy, eksikliğini duyduğu şeyin Tanrı olduğunu anladı ve dini araştırmalara dalmaya karar verdi. 52 yaşında Tevrat ve İncil'i kelimesi kelimesine inceleyen Tolstoy, bu semâvi kitapların zamanla tahrif edildiğini keşfetti. Kilisenin tepkisine rağmen din üzerine düşüncelerini "İtiraf", "Öyleyse Ne Yapalım?","Dört İncil'in Tercümesi ve Birleştirilmesi", "Benim İnancım Nedir?", "Tanrı’nın Krallığı İçimizdedir" gibi kitaplarda toplayan Tolstoy, kiliseye boyun eğmeyi ve Hz. İsa'yı tanrılaştırmayı reddetti.
 
71 yaşında yazdığı "Diriliş" adlı romanında, ahlaki yönden arınmayı ve iyiliğe yönelmeyi anlatan Tolstoy, doğanın güzelliği ve toplumun yakışıksız işleri, muhtaç insanların yaşamındaki gerçekleri ve sosyetenin sahte hayatı gibi tezatları bir araya getirerek çirkin ve güzel olanı birbirinden ayırmaya çalıştı.
 
"İnanç, iradeyle vicdanın anlaşmasıdır. İnanç, hayatın manasını anlamak ve bu anlamdan çıkan sorumlulukları kabullenmektir." diyen Tolstoy 73 yaşında kilisenin aforoz kararıyla Hıristiyanlık'tan ihraç edildi.
 
Çoğunluğa nazaran farklı düşünmesi ve inanması, Tolstoy'un en yakın kişiler tarafından bile suçlanmasına, yadırganmasına ve dışlanmasına neden oldu.

Hıristiyanlığa getirdiği yorumların İslamiyet inancına paralel olması, İslamiyet'in haça tapmaktan daha üstün olduğunu dile getirmesi, Müslüman âlimlerle görüşmesi ve yazışması, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hadislerini derlemesi, mezarına kesinlikle haç koymamayı vasiyet etmesi  Tolstoy'un Müslüman olduğunu savunan tarihçilerin en önemli dayanakları arasındadır.

"Hayat bitmeyen bir mutluluk olmalıdır ve olabilir" düşüncesiyle, yaşamının sonuna kadar gerçek mutluluk ve hakikat arayışıyla geçiren Tolstoy, "Öyleyse Ne Yapalım?" adlı eserinde mutlu yaşamın formülünü veriyor: "En yüce mutluluk üç şeyle elde edilir: çalışmak, fedakârlık ve sevgi."

 
Tolstoy'un veciz sözlerinden mutluluğun bu üç anahtarını anlamaya çalışalım:
 
1- Çalışmak
 
Hayattan nefret etmek, ancak duyarsızlığın ve tembelliğin neticesidir ve insan hatalarının iki kaynağı vardır: tembellik ve vehim. Ve iyi işlerin iki kaynağı vardır: çalışmak ve akıl, sen de buna uyarak  bir şey yapıyorsan, onu iyi şerkilde yap. Eğer iyi yapamıyor veya yapmak istemiyorsan, en iyisi hiç yapma." Unutma ki  kötü işlerin kökü, kötü düşüncelerdedir, bu yüzden, güzel düşün ve fikirlerin iyiliklere dönüşür.
 
Yüce ve hakiki işler, her zaman sade ve mütevazıdır.  Gerçekten önemli işlerle meşgul olan tüm insanlar her zaman sadedirler, çünkü fazla ve gereksiz şeyler bulacak zamanları yoktur. Onlar her zaman bir gayret içindedirler, çünkü iyi iş her zaman gayretle yapılır ve bu gayret birkaç defa tekrarlandığında, o iş alışkanlığa dönüşür artık.
 
2- Fedakârlık
 
İyilik, ancak fedakârlık olduğu zaman iyiliktir ve iyilik, hayatımızın sonsuz, yüce amacıdır. İyiliği nasıl algılarsak algılayalım, hayatımız, iyiliği hedefleyip ona doğru ilerlemekten başka bir şey değildir.
 
Hayat, iyilik ve mutluluktan başka bir amaç güdemez. Sadece bu amaç yaşamayı hak eder.
 
İyiliği telkin etmenin en güçlü şekli, iyi bir hayat örneğidir ve sadeliğin, iyiliğin ve doğruluğun olmadığı yerde, yücelik yoktur.
 
Seni manevi açıdan yücelten şeyleri yap sadece. Emin ol ki, ancak bu şekilde her şeyden çok topluma faydalı olabilirsin ve unutma ki, başkaları için yürekten yaptığın her iyiliği, her zaman kendin için yaparsın.Öyleyse dikkat et ve iyiliği gizlice yap, açığa kavuştuğunda ise utan. Ancak bu şekilde iyilik etmenin mutluluğunu öğrenebilirsin.
 
3- Sevgi
 
Gerçek sevgi, bir kişiye karşı sevgiden ziyade, ruhun herkesi sevmeye hazır olması halidir.  Sevgi, ruhun varlığıdır. Sevgi, insana karşı olan bütün kötü duygulardan ve düşüncelerden arınma halidir.Sevmek, başkasının ruhuna geçmektir, onun arzularıyla yaşamaktır, yani sevmek, sevdiğinin hayatıyla yaşamak demektir.Evet sevmek güzeldir, ama sevilmek mutluluktur, belki de bu yüzden her zaman iyi olduğumuz için sevildiğimizi düşünürüz. Fakat aklımıza gelmez ki, sevilmemiz, bizi sevenlerin iyi olmalarından kaynaklanır.
 
Dünyaya, insanlara sevgiyle bak, onlar da sana aynı şekilde bakar.Herkesin mutlu olması için bir çare var: Herkes kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa, başkalarına da öyle davranmalı.
 
Sevgi ölümü yok eder ve onu boş bir hayalete dönüştürür, aynı sevgi hayatı anlamsızlıktan anlamlı bir şeye çevirir ve mutsuzluktan mutluluk yapar.Öyleyse sevmek, hayat yaratmaktır ve bil ki "Sevgi neredeyse, Tanrı oradadır."
 
Sabri Tandoğan
 

Yorumlar 

 
+2 #1 sırac 28-02-2012 23:07
dırılış işte budur
 

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“İsrâfa ve gurura saplanmaksızın yiyiniz, içiniz, giyiniz, sadaka veriniz.” (Buhârî, Libas, 1; İbn-i Mâce, Libas, 23)