DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa İz Bırakanlar Merhum Abdülkâdir Efendi

Merhum Abdülkâdir Efendi

Yazdır

altAbdülkâdir Efendi Hüdâyî’nin ziyafet sofrasından nasiplenenlerdendi. Bir gün ağır derecede sarhoşmuş. Kendisine bir istikâmet tâyin edecek irâdesi ve aklî melekeleri çoktan zaafa uğramış bulunuyormuş. O'nun kurtuluş hikayesini anlatmak vakit alır. Fakat bir iki hatırasının anlatılması onun nereden nereye geldiğini anlamamıza imkân verir.

Artık âhirete intikal etmiş olan merhum Abdülkâdir Efendi hakkında birkaç hâtıra şöyledir:

“_Bir gün kendisine:

«_Nasılsın Abdülkâdir Efendi?» diye sordum. Cevâben:

«_Hocam, ne kadar çile varsa hepsini yaşadım. Girip çıkmadığım hiçbir çirkef kalmadı. Şimdi ise Hüdâyî kapısında o kadar mesudum ki, saâdetin aslını tattım. Senelerce ne yazık ki sefâletimi saâdet zannetmişim.» dedi.

Yine bir gün, öğle vakti kendisine rastladım. Elinde yemek tabağı ile Hüdâyî yemekhânesinden, ikâmet ettiği Hüdâyî Câmii’nin bodrum katına iniyordu. Kendisine, yemeği niçin yemekhânede yemeyip câminin bodrumuna götürdüğünü sordum:

«_Artık çok şükür pazartesi perşembe oruçlarına devâm ediyorum. Bu bir kap yemeği de iftarlık olarak götürüyorum.» cevâbını verdi.

Bir başka zaman da kendisine:

«_Artık yakında Huzur Yurdu’na taşınacaksınız. Orada sıcak odanız, rahat yatağınız olacak. Bir de bodrumdaki haşerattan kurtulacaksınız.» dedim.

O ise müstağnî bir tavırla:

«_Yok.» dedi. «_Ben hâlimden memnûnun. Ben buradaki rûhânî havayla gıdâlanıyorum. Ayrıca bodrumdaki yılan ve akreplerle de artık dost oldum.» dedi.

Bir gün umreye gidiyordum. Uçak lebâleb dolu idi. Yanlışlıkla fazla bilet kesildiğinden, yolcu fazlası vardı. Abdülkâdir Efendi de orada sâkince ayakta duruyor, hakkındaki zuhûrâtı bekliyordu. Derken hostes geldi ve onu fiyatı normalden çok daha pahalı olan «first class» denilen lüks kısma yerleştirdi… O manzara da şüphesiz onun niyet temizliğine ve samîmiyetine mukâbil, Rabbimizin bu tevbekâr kuluna lutfettiği bir ikrâmıydı.

Yine bir gün onunla Ravza-i Mutahhara’da iftar sofrasında karşılaştım. Kendisine:

«_Nerede kalıyorsunuz?» diye sordum.

O ise mütebessim bir çehreyle:

«_Ben kimin misâfiriyim? Dünyâ üzerinde Ravza’dan güzel bir barınak var mı?» karşılığını verdi.

Abdülkâdir Efendi’yi, bizim Kemâller’in kendilerine yeni bir hizmet kapısı göstermem husûsundaki talepleri sebebiyle hatırladım. Ona da vaktiyle demiştim ki:

«_Abdülkâdir Efendi! Sen artık Allâh’ın lutfuyla kendini kurtardın. Fakat İslâmiyet egoizm dîni değildir. Artık sâhip olduğun bu olgunluğu başkalarına da taşımalısın. Sana, böyle bir hizmet için yola çıkıp geldiğin bataklıkta çırpınmakta olan insanları bularak onlara yardımcı olmanı teklif ediyorum.»

O da ilerleyen yaşına rağmen bu teklifi canla başla kabul edip hazırlıklarını tamamlamış, fakat yola çıkacağı gece, can emânetini sâhibine tevdî etmişti. Ertesi gün Karacaahmed Mezarlığı’nda selvilerin altına defnedilmişti.

Hüdâyî’nin Ziyafet Sofrasından, Erkam Yayınları

 

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“...Allah yolunda savaşa çağırıldığınız zaman hemen katılın.” (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr 45, Cihâd 1, 27, 184; Müslim)