DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Öğütler Pınarı Dünya saltanatının hakikati nedir?

Dünya saltanatının hakikati nedir?

Yazdır
Mevlânâ Hazretleri buyurur: “Çocuklar oyun oynarlarken dükkân yaparlar, yalancıktan alış-veriş ederler, fakat kâr elde edemezler, ancak vakit geçirirler. Yalancıktan dükkân açan çocuk, akşam eve aç olarak döner. Bu dünya da o çocukların oyun yeri gibidir.”

Ebû Bekir Şiblî (r.aleyh), bir gün yolda giderken buldukları bir ceviz için kavga eden iki çocuk görür.

Şiblî, bu cevizi onlardan alıp: –Biraz sabredin de bu cevizi ikinize paylaştırayım!..” der. Sonra cevizi kırar, fakat cevizin içi boş çıkar.

Tam o sırada: –Eğer gerçekten paylaştırıp kısmet dağıtan biriysen, şimdi bunu taksim etsene!” diye bir nidâ gelir.

Şiblî mahcub olur ve: –Bütün bu kavga, içi boş bir ceviz ve kuru bir hiç içinmiş!...” der.

İşte uğruna nice kavgaların yaşandığı dünya nîmetleri de, hakîkatte içi boş bir ceviz gibidir. İnsan, fânî hayat uykusundan ecel îkâzıyla uyanınca, onun ne kadar kısa, geçici ve boş olduğunu anlayacaktır. Bu fânî âlemde bir hiç uğruna katlandığı meşakkatler için pişman olacaktır. Kabirde pişman olunacak şeyler için dünyada insanların âdeta birbirlerini yemeleri, ne hazin bir aldanıştır!..

Mevlânâ Hazretleri buyurur: “Dünya hayatı bir rüyâdan ibârettir. Dünyada servet sahibi olmak ise rüyâda define bulmak gibidir. Dünya malı, muayyen bir zaman dilimi içinde nesilden nesile aktarılarak yine dünyada kalır.”

Dünyanın yegâne kıymeti, âhiret âlemini ihyâ ve îmâr etmek bakımındandır. İnsanın canı ve malı, Allah yolunda fedâ edildiği takdirde bir değer kazanır. Dünya nîmetleri, nazargâh-ı ilâhî olan muzdarip bir gönlün huzur ve tesellî bulmasına vesîle kılınabildiği zaman bir kıymet ifâde eder. Aksi hâlde faydasız bir yorgunluk ve ağır bir âhiret hesabı olmaktan öteye geçemez. Âhiretten gâfil olarak yaşanan bir dünya hayatı, seraplarla dolu bir fâcia sahrasından ibârettir.

Bu sebeple mü’min, dünya nîmetlerini ukbâ saâdetine dönüştürmeye gayret etmelidir.

 

 

İnsaf ve iz’an sahibi her insan, kendisine bir bardak su ikrâm edene bile teşekkürü bir vicdan borcu addeder. Fırsat düştüğünde o şahsın iyiliğine muâdil bir iyilikle karşılık verir. Hâl böyleyken insanoğlunun, bütün nîmetlerin asıl ikrâm edeni olan Rabbine karşı alık ve abus kalması; akıl, iz’an ve vicdan dışıdır.