DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Esma-i Hüsna Allah Celle Celâluhû

Allah Celle Celâluhû

Yazdır
altAllah, ismi Şerifi Esma-il Hüsna’nın sultanıdır. Bütün esmaların özelliklerini içerir. O’na mahsus olarak kullanılan özel bir isimdir. Allah ismi şerifini, O’nun zatına işaret ettiği için namaza “Allahu Ekber” diyerek başlarız.
Allah ismi şerifi İsm-i A’zâm’dır denilmiştir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “İsm-i A’zâm ile dua edildiği takdirde Allah (cc) o duaya icabet eder” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, I, 510. Hadis no: 1030.) buyurmuşlar ve bunun Bakara, Âl-i İmrân ve Tâ-hâ surelerinde olduğuna işaret etmişler, ama bizzat hangi ismin, İsm-i âzâm olduğunu Hz. Aişe’ye bile söylememişlerdir. Âlimler, bu hadisten hareketle ve özelliklerinden dolayı Allah (cc) ismini İsm-i A’zâm kabul etmişlerdir.
Ya Allah diyen bir kimse, Cenab-ı Hakkı bütün isimleriyle, bütün sıfatlarıyla anmış olur. İşte bu hususiyetlerinden dolayı, sayılan Esma-il Hüsna içinde ALLAH ismi şerifi İsm-i A’zâm’dır Onun için şanı büyük, bereketi daha bol, feyzi ve inayeti daha süreklidir. Bu sebepten bu ismi şerif daima; âşıkların gıdası, sadıkların nevası olagelmiştir.
Bu isim, sadece Cenabı Hakk’ın zatına mahsus olup, başka hiçbir varlığa isim olmamıştır.
Allah (c.c) isminin Arapça kelime yapısındaki özelliği gereği, harfleri tek tek kaldırılsa bile anlamı bozulmayan “tek kelime” dir.
“Eğer isimden ilk harfi yani elifi kaldırırsak lillahi olur. Aynen şu ayeti kerimedeki gibi: ‘ve lillahi-l esmau’l hüsna fed’uhu biha / 'ولله الأسماء الحسنى فادعوه بها'’ (En güzel isimler ALLAH’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin. A’raf, 180).
İlk elif ve lamı silersek lehu kalır. Allahu Teâlâ’nın şu ayeti kerimesindeki gibi bu şekilde de ayet hala kendisine işaret etmeye devam etmektedir: ‘lehu ma fis-semavati vel-ard / 'له ما في السموات والأرض'’ (Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH’ındır. Nisa Suresi, 132).
Elif ile birlikte ilk ve ikinci lamı kaldırdığımızda damme harekeli he kalmış olur. Zât-ı Kibriyâ’ya delâlet eder: Hû. Buna karşın hala O’na (Subhanehu ve Teâlâ) işaret edilmektedir. Şu ayeti kerimede olduğu gibi; ‘hu-vellezi la ilahe illa hu / 'هو الذي لا اله إلا هو'’ (O ALLAH ki, O’ndan başka ilah yoktur. (Haşr Suresi, 22).
İlk lam kaldırılırsa da ilah olarak kalmaktadır ki ‘Allahu la ilahe illa hu / 'الله لا إله إلا هو'’ (ALLAH, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Bakara Suresi, 255) ayeti kerimesinde de ilah kelimesinin O’na döndüğü açıkça görülmektedir”. Bu yaratıcının isminde dahi yüceliğinin delillerinden biridir.
Daha enteresan olan bir husus da “he” harfinin mahrecinin, yani çıkış yerinin göğüs kafesi ve ciğerler oluşudur! Buna göre, nefes almakta olan her canlı, inansa da inanmasa da, her nefes alışında “Hû” demekte ve Allah’ı zikretmektedir!
İstese de istemese de...
Bilse de bilmese de, her canlı, nefes alıp verdikçe Yaradan’ını zikretmektedir. Allahü Teâlâ,
“Beni zikredin, ben de sizi anayım…“ (el-Bakara, 2/152)buyuruyor. Bundan büyük müjde mi olur! Ayrıca yine ayeti kerimede şöyle buyrulur:”Şunu iyi bilin ki; kalpler ancak Allah'ı zikretmekle, anmakla huzur bulur.”(Rad Suresi, 28.Ayet) Rabbimiz bu ayeti kerimede bizlere şifa olacak formülü vermiştir. O halde “Allah de kalbim Allah de!”
İsm-i Azam’ın talimiyle ilgili çok manidar bir kıssa vardır:
Bir kimse kibarı evliyadan bir zata derviş olmuş ve uzun müddet o şeyhi azize hizmet etmiş. Bir gün konuşuyorlarken, hazreti şeyh, dervişinden bir isteği olup olmadığını sormuş. Bundan cesaret alan derviş kendisine İsm-i Azam’ın talim buyurulmasını niyaz etmiş. Şeyh:
-Kendinde İsm-i Azam’ı öğrenmeye ehliyet görüyor musun? Diye sorunca derviş hiç düşünmeden:
-Evet efendim, cevabını vermiş. Şeyh bunun üzerine ona:
-Filan yere git, hiç konuşmadan orada otur. Neler görürsen, dönüşünde bana anlat! Emrini vermiş.
Derviş şeyhinin emrettiği yere gitmiş, bir müddet oturduktan sonra nur yüzlü bir ihtiyarın, merkebine odun yüklemiş olduğu halde geldiğini görmüş. İşte tam bu sırada başka bir adam ortaya çıkmış ve o nur yüzlü ihtiyarı sakalından tutarak dövmeye başlamış. Bu yetmiyormuş gibi zavallı ihtiyarın getirdiği odunları da almış ve çekip gitmiş.
Bizim derviş bunu gördükten sonra dönmüş ve gördüklerini olduğu gibi şeyhine anlatmış. Şeyhi kendisine sormuş:
-İsm-i Azam’ı bilseydin, o ihtiyarı döven ve odunlarını alıp giden adama ne yapardın?
Derviş cevap vermiş:
-O zalimi helak etmek için okur ve zavallı ihtiyarın odunlarını kendisinden alarak sahibine iade ederdim. Bu sözün üzerine şeyh tebessüm etmiş ve şöyle söylemiş:
-Senin gibi sabırsız ve merhametsiz birine İsm-i Azam’ı talim etmek caiz değildir. Bir merkep ve bir yük odun için adam öldürülmez. Ey oğul, bilmiş ol ki, ben İsm-i Azam’ı senin gördüğün, o dayak yiyen ve odunları elinden alınan zat-ı muhteremden talim edip öğrendim.
Rabbim bizleri zikrinden ayırmasın.Son nefeste can emanetini huzurla teslim etmek için, dilimizi zikre alıştıralım ve her daim “Allah de kalbim Allah de!
Hasbünallâhü ve ni’me’l vekîl ni’me’l Mevlâ ve ni’mennasîr!
 

Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;  "Her dua ile Allah Azze ve Celle arasında peygambere salâvat-ı şerife okunana kadar bir perde vardır. Bu yapılınca bu perde yırtılır ve dua huzura girer. Bu yapılmaz ise dua geri döner."