DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa İz Bırakanlar Doç. Dr. Osman Nuri Koçtürk

Doç. Dr. Osman Nuri Koçtürk

Yazdır

Ülkemizde gıda emperyalizmine karşı ilk savaş açan kişi Doç. Dr. Osman Nuri Koçtürk. Yarım asır önce gıda sanayinin komplosunu görmüş ve neredeyse bunlara karşı tek başına mücadele etmiştir.

Gıda emperyalizmine karşı yılmaz ve yalnız savaşçıHayatı boyunca doğru bildiği yoldan şaşmayan ve o nedenle başı dertten bir türlü kurtulamayan Osman Nuri Koçtürk’ün bilinen ilk isyanı, ABD’nin ”güya!” ilkokul çocuklarının beslenmesi amacıyla ”yardım” adı altında Türkiye’ye gönderdiği ”üretim artığı” süt tozlarının kullanımına ve dağıtımına karşı çıkması olmuştur.

Osman Nuri Koçtürk’e göre bize ”yardım” olarak yutturulan bu süt tozlarının parasını aslında biz zaten ödüyorduk. Üretim artığı bu süttozlarına ”yardım” denilmesinin nedeni, parayı Amerikan doları olarak doğrudan Amerikan bankalarına değil de ABD’nin Türkiye’deki banka hesaplarına yatırılmasından başka birşey değildi. Para yurtdışına çıkmıyor diye Amerika’lılar ”sözümona!” iyilik etmiş oluyorlardı.

Amerikalı çiftçilerin üretim fazlası sütlerine hem para veriyor, hem de onlardan müteşekkir olmamız bekleniyordu.

Üstelik süttozlarına kalite kontrolu falan da yapılmıyordu. Bu ürünler sıklıkla piyasaya sürülüyor, yoğurt yapımında kullanılıyor ve tüketici bir kez daha aldatılıyordu. Kaldı ki bizim süttozuna ihtiyacımız da yoktu, üretim fazlası bu tozlar bizim sütçülüğümüzü de baltalıyordu.

Osman Nuri Koçtürk bunlari her yerde yazdı-çizdi-anlattı ve süttozlarının itibarı iki paralık oldu (Ahmet Aydın’ın notu. Bu süt tozlarında kanser yapabilen aflotoksin mantarı ürediği için yıllar sonra yasaklanmıştır).


Osman Nuri Koçtürk’ün ikinci büyük tepkisi, soya ürünleriyle birlikte geldi. 1960 başlarında ABD soya fasulyesi üretiminde dünya birincisi olmuştu ve ABD soya ürünlerine dünya çapında bir pazar açma çabası içindeydi.

Soya fasulyesi, iyi, kaliteli bir nebati protein, yağ ve posa içeren, çok yönlü, besleyici, ayrıca toprağı besleyen bir üründü. Amerikalılar soyanın bu özelliklerini öne çıkararak ”yardım” adı altında Türkiye’ye çok çok ucuza soya yağı satmaya başladılar. Bu bol kazançlı satış, soya yağının ucuz olması nedeniyle kamuoyuna yine Amerikan yardımı diye pompalanıyordu...

Piyasalara sunulan ucuz soya yağları ile üretilen ”yerli!” margarin pazarı, o yıllarda tereyağı gibi katı yağların damar sertliği yaptığı araştırmalarını ve tezlerini de arkalarına alarak kârlı ve mükemmel bir pazara ilk adımlarını attılar.

Osman Nuri Koçtürk’e göre, bu gelişmelerle birlikte, damar sertliğine yol açmayan, her biri ayrı tat, güzellik ve özellikte mis gibi zeytinyağlarının üretildiği bu canım memlekette, kendi ürettiğimiz değerlerin kıymetini bileceğimiz yerde, artık soya orjinli margarinlerle beslenmeye başlamıştık. Üstelik beklenilenin tersine, kalp hastalıkları riski beklenildiği gibi azalmamış, ciddi bir biçimde artmaya da başlamıştı.

Koçtürk, bu dönemde, soya yağına karşı radyo ve basında mücadelesini sürdürürken, Türk halkına verdiği mesajlar arasında tarhana çorbasını tavsiye etmeye başladı. Tarhana çorbasının besleyici değerini halkımıza anlatmaktan usanmayan Koçtürk, 1960’lı yıllarda TRT radyolarında (henüz televizyon yoktu) yaptığı konuşmalarda sık sık tarhanayı gündeme getirmesi nedeniyle Türkiye’nin üç Osman’ından ( Poltikacı Osman Bölükbaşı:TRT Osman, İzmir Belediye Başkanı Osman Kibar: Asfalt Osman, Beslenme Uzmanı: Tarhana Osman) biri olarak anılmaya başlandı.

Yazık ki yerli pazarımızın en değerli ürünlerinden biri olan zeytinciliğimiz de emperyalizmden beslenen margarincilerinlerin rekabeti karşısında geriliyor, kan kaybediyordu... Halkımız ”Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman..” şarkılarıyla yönlendiriliyor, zeytinliklerimiz sökülmek isteniyordu...

Margarinlere karşı zeytinyağını savunan Osman Nuri Koçtürk, bu mücadelesine kızan çevreler tarafından Konya’da bir köşeye sıkıştırılarak öldürülmek isteniyor, ancak bu saldırıdan büyük bir şans eseri kurtuluyordu.

Osman Nuri Koçtürk’ün yönetenlerin hoşuna gitmeyen üçüncü savaşı, ışınlanmış ”Sonora buğdayı” na karşı oluşu idi.

1960’ların ortalarına doğru ABD yeni bir ”Yeşil Devrim” projesinin başını çekiyordu. Bu projeye göre çeşitli hastalıklara karşı direnç kazandırılan dayanıklı tohumlar, bu tohumlara en uygun gübreler ve ilaçlarla birlikte bir ”paket” seklinde gelişmekte olan ülke üreticilerine gönderilecek, böylece de bütün dünya yeni bir ”yeşil üretim” tarzına geçecekti.

Elbette, bütün bu örnek tohumlar ve ideal gübreler sadece Amerika’dan satın alınacaktı. Örnek tohum, Amerika’lı araştırmacılar tarafından Meksika’nın Sonora bölgesinde geliştirilen ”Sonora Buğdayı” idi. Bu tohum yüksek verim veriyordu ve hastalıklara karşı ışınlanmıştı. Sonora, karşıt eylemler, direnmeler olmasa idi pilot bölge olarak seçilen Güneydoğu Anadolu’da bir yerlere ekilecekti.

Hayatı boyunca aldığı tehditlere aldırmadan doğru bildiklerini yüksek sesle söyleyen Doç. Dr. Osman Nuri Koçtürk, günümüz dünyasında ışınlandırılmış üretim ürünlerinin artık çoktan yasakladığı bu felaket projesinin sonuçlarını daha o günlerde görmüş ve engellenmesini sağlamıştır...

Osman Nuri Koçtürk, Türkiye insanının yeterli beslenememesinin temellerindeki sosyo-ekonomik nedenler üzerine geniş eğitim ve inceleme faaliyetlerinde bulunmuş, çesitli devlet kademelerinde, üniversitelerde sürdürdüğü bu faaliyetleriyle de yetinmeyerek, özellikle TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) ve DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları) kanalıyla geniş kitlelere erişmeyi, ulaşabilmeyi başarmıştı...

Osman Nuri Koçtürk’ün çok sayıda gazete ve dergide yayınlanmış makalelerinin yanı sıra yirmi civarında kitabı yayınlanmıştır. Bunlar arasında en çok ilgi uyandıran üç kitabının isimleri: Gıda Emperyalizmi, Sessiz Savaş ve Açlık Korkusu’dur.

Osman Nuri Koçtürk’ün özellikle soya yağına gösterdigi tepkiler, 1962 senelerinde Amerikan Soya Birligi davetlisi olarak yaptığı bir ABD gezisinde kendisine yapılan cazip ”teklif”leri geri çevirmesi ile birlikte ölüm tehditlerine varan acımasız karşıt tepkileri doğurdu.1966 yılında Tabiî Senatör Haydar Tunçkanat tarafından açıklanan ve basında ”Türkiye’de Nötralize Listesi” olarak adlandıran bir CIA raporunda, Türkiye’de pasifize edilmesi gereken isimlerden biri olarak gösterilen Doç. Dr.Osman Nuri Koçtürk’e profesörluk unvanın neden verilmediği ise hâlâ sorgulanmaya değer olgular arasında yer almaktadır.

12 Eylül darbesinden sonra bir süre gözaltında tutulan, horlanan ve dövülen Osman Nuri Koçtürk, serbest bırakılmasının ardından küskün, içe dönük bir hayatı yaşamayı tercih etti. 4 Nisan 1994 tarihinde Ankara Ar Sokak vefat etti. Ankara’nın Karşıyaka kabristanında ebedi istirahatgâhında dinleniyor. Osman Nuri Koçtürk, Türkiye’nin beslenme sorunlarını ilk olarak ele alan ve insanın insan tarafından sömürülmesinin biyolojik yönlerini anlatmaya çalışan, memleketimizin yetiştirdiği ”ilk” beslenme uzmanımızdır.

Kendisini rahmetle ve şükranla anıyoruz.


Yazar Hakan Kenan TAŞOLUK   


OSMAN NURİ KOÇTÜRK’ÜN HAYAT HİKAYESİ

25 Haziran 1918’de İzmir – Karşıyaka doğumlu. Annesi Naimehanım, babası Sadi bey. Üç kardeşten en büyüğü.

Sırasıyla Karşıyaka’daki Türk Birliği ilkokulunu (1933) ve İzmir Erkek Lisesini (1937) bitirerek Ankara Universitesi’ne bağlı Askeri Veteriner Fakültesinden 1942 yılında okul birincisi olarak mezun oldu. Veteriner teğmen rütbesiyle Türk Ordusunda göreve başladı. Yönetmelik uyarınca mezun olduktan sonra İstanbul’daki Askeri Veteriner Akademisi’nde bir yıl süreyle staj gördü. Üstteğmen rütbesiyle Mardin-Midyat’taki hudut alayı veterinerliğine atandı.

Aynı zamanda Milli Savunma Bakanlığı tarafından açılan bir sınavı kazanarak Askeri Veteriner Akademisi Biyoanalitik Kimya Bölümü asistanlığına atandı (1945). Üç yıl süreli akademik çalışmaları sonunda ”Sidikte Organik Kükürt Bileşiklerinin Kimyasal Yöntemlerle Tayini” konulu teziyle Biyoanalitik kimya uzmanı oldu (1948) ve bölümde başasistanlık görevine tayin oldu.

1949 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından ”Ordu beslenmesinde son gelişmeler ve ABD ordusunda beslenme çalışmaları” konusunda incelemeler yapmak üzere ABD’ye gönderildi. Orada uygulanan program uyarınca ilk olarak Missouri Universitesi’nin Columbia, Mişsouri’deki Agricultural Chemistry Fakültesinde altı ay staj yaptıktan sonra ziyaretçi profesör olarak görev aldı. Profesör AG Hogan’ın yönetiminde araştırmalar yaptı. Özellikle mısır ve soya fasulyesindeki besin öğeleri üzerine çalışmaları üniversitenin bilimsel bültenleri ve Journal of Nutrition gibi bilimsel dergilerde yayımlandı. Üniversite’deki çalışmaları sonucu bir ”Certificate of Achievement” ödülü aldı. Bu çalışmalarının yanı sıra ordu beslenmesi konusunda yaptığı incelemeler sonucu ayrıntılı bir rapor hazırlayarak Milli Savunma Bakanlığı’na sundu.

Şubat 1953 yılında yurda dönerek Askeri Biyoloji Enstitüsü kimyagerliğine atanan Koçtürk, girdiği sınav ve ordu beslenmesi hakkında sunduğu tez ile müşavir veteriner ünvanını aldı. ABD’deki çalışmalarını da Ankara Üniversitesi’ne sunarak 1955 yılında Biokimya dalında Ph.D. derecesi ile ödüllendirildi.

1956 yılında Bakanlar Kurulu kararı ve görülen lüzum üzerine yeni kurulmakta olan Et ve Balık Kurumu emrine verildi. Bu kurumda 1961 yılına kadar Merkez Laboratuarları Müdürü ve Teknoloji Müdürü görevlerinde bulundu.

1957’de Bağdat Paktı tarafından düzenlenen ”Radyasyon’un tarım ve biyoloji alanında kullanımı” konulu 6 haftalık bir kursa katıldı ve başarıyla bitirdi.

1961 yılı yaz aylarında Milli Eğitim Bakanlığı, UNICEF ve CARE teşkilatlarının ilkokullarda ortaklaşa uyguladıkları ilkokul çocuklarının beslenmesi programında teknik müşavir görevi ile Milli Eğitim Bakanlığı’na atandı. Programların düzenlenmesi, yönetimi ve öğretmenlerin eğitimi gibi konularda çalıştı ve beslenme konusunda kitap ve makaleler yazmaya başladı.

Aynı yıl Biyokimya dalında doçentlik derecesi aldı.

İlkokul beslenme programlarının işlerlik kazanmasından sonra Tarım Bakanlığı’nda Besin, Beslenme ve Gıda Teknolojisi konularında danışmanlık görevine tayin edildi. Aynı zamanda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya kürsüsünde öğretim görevlisi olarak da çalışıyordu.

Politik nedenlerle Tarım Bakanlığındaki danışmanlık görevinden Adana İli Veterinerlik danışmanlığına tayin edildiğinde bu görevinden ayrıldı ve tam gün Tıp Fakültesinde çalışmaya başladı ve 1972 tarihine kadar bu görevde kaldı. Tıp Fakültesinde çalıştığı yıllarda ders verdi, araştırmalar yaptı ve protein kimyası ve metabolizması konusunda bir ders kitabı yayımladı.

Bu yıllarda aynı zamanda besin ve beslenme konularında halka dönuk gazete ve dergi yazıları yazıyor, radyo konuşmaları yapıyor ve kitap yayınlarına devam ediyordu. Ulusal ve uluslararası çeşitli kongrelere katıldı. Bunlar arasında Roma’da düzenlenen FAO toplantıları, Washington DC’de Dünya 1.ci Beslenme Kongresi, Viyana ve Paris’teki Codex Alimentarius toplantıları, Lindau’da Uluslararası Nutrition and  Vital Substances Örgütü’nün kongreleri ve daha başkaları sayılabilir.

1972 Nisan tarihinde kendi isteğiyle Ankara Tıp Fakültesi’ndeki görevinden emekliye ayrıldı.
O tarihten itibaren isçi sendikaları ve kooperatiflerinde teknik danışman olarak görevler aldı.
İki kez evlendi. Üç çocuğu, iki torunu var.
 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın.” (Bakara, 190)