DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Gönül Kimyası Özel Buluşmamız...

Özel Buluşmamız...

Yazdır

Heyecandan kalbim hala kıpır kıpır…

Bu gün en sevdiğimle ciddi ciddi buluşma günümdü…

Her gün buluşurduk buluşmasına da bu biraz daha özel olsun istedim. Ona özel, bana özel, ikimiz için…

Epey hazırlandım, kendime çeki düzen verdim. En güzel kıyafetimi giyindim O’na çok değer veriyordum azıcık hissettirmek içindi.

Gerçi O benim içimden geçen her şeyi bilirdi, beni her halimle bilirdi, böylesi bir hissettirmeye zerrece ihtiyacı yoktu, ama olsun, ben O’nu çok önemsediğimi hissetmek için, kendim için, benim yanımda biriciğimin yerini anlamlandırmak için hazırlandım.

Beni beğensin diye değil, zaten beğenirdi…

Beni sevsin diye değil, zaten çok severdi…

Benimkisi O’nu çok sevdiğimi, en hakiki dostumun sadece O olduğunu O’na tekrar açıklayacağım için biraz daha özen idi o kadar.

Zaman, mekan ve olaylar aramızda mesafe oluşturuyordu. Mesafeler asla O’ndan kaynaklanmıyordu, sadece benden kaynaklanıyordu. O benim en yakınımda, derunumda olduğu halde gaflete düşüveriyordum da; canımdan, özümden, biriciğimden uzak kalıyordum.

Bu gün O’nunla bunları konuşacaktım.

O bana o kadar yakınken her anımda, her mekanda benimle birlikte iken ben bazı anlarda O’ndan nasıl gafil oluyordum?

O beni çok ama çok severken, ben nasıl olup da olur olmazlarla meşgul olup O’nun sevgisine gereken kıymeti veremiyordum?

O benim için her şeyi kolaylaştırmaya çalışırken, beni benden daha çok düşünüp, en ince detayları unutmazken, ben nasıl oluyordu da bazen kolaylaştırmaları anlayamıyor, işin sırrını çözemiyor ve sitem edebiliyordum?

O benim hayatımın yegane anlamı iken ve bir kez bile bana tersini hissettirmezken farklı anlam arayışlarına düşebiliyordum?

Ah! Neler söyleyeceğimi kestiremiyordum, kaş yapayım derken çok göz çıkardığım olmuştur, bir sözümle O’nu incitmek de en büyük korkumdu hani.

Ama olsundu, o gaipleri bilirdi ya; O benim gönlümün en ince fikrini bilirdi ya, O benim niyetimi samimiyetimi bilirdi ya, O benim dilim başka söylese de gönlümün ne dediğini bilirdi ya… Ben O’na kendimi aklamak için ne söylersem söyleyeyim, O benim nefsimin fısıltısını bilirdi ya…

O sebeple bu buluşmamız çok önemli idi… Sizi sizden iyi tanıyan birisi ile hiçbir mazeret beyan ederek konuşamazsınız. Sadece ama sadece gerçekleri söylersiniz, itiraf edersiniz…

İtiraf edecektim, dahası, itiraftan öncesi bu halimin beyanını O’ndan soracaktım. “Beni benden iyi bilenim, söyle hele bu halim nedendir?” Diyecektim…

Özel buluşma anımız geldi, randevulu değildik. Ben O’ndan randevu istememiştim. Randevusuz görüşürdük biz, O hep uygun olurdu, O hiçbir zaman “meşgulüm” demezdi, O, hiç biz zaman “Sana ayıracak zamanım yok” demezdi. O benim her şeyimdi. O benim biriciğimdi.

Yalnız dinlerdi beni, çok iyi dinlerdi, hiçbir şey söylemeden… Ben, O’nunla konuştukça, sorularımın cevabını da o sessizliğin içinde bulurdum.

Gönlümün her yerine dolan bir coşku ile gözlerim kapalı O’nu hissederdim.

Randevuya gerek yoktu zaten gönlümün içinden haberdar olduğu için benim böyle bir buluşma tertip edeceğimi biliyordu. O her şeyi bilirdi, benim yapmak istediklerimi, yapmak isteyip de yapamadıklarımı, yapmak istemeyip yaptıklarımı, yapmak istemeyip yapmadıklarımı… Her şeyi bilirdi.

Gözlerimin bakışlarındaki anlamı okurdu… Bu kadar çok şeyi bildiği için çok güçlü idi, çok özel idi…

Huzuruna çıkmak için biraz konsantre oldum… Gönlümü O’na odakladım… Ruhum O’nun parçası idi zaten ruhum heyecanlı idi. Sessizliği ruhum okuyacaktı… Sessizliğin anlamını…

Başladım konuşmaya…

“Benim bir tanem, benim biricik canımın özü, benim her şeyim, varlığımın sebebi, hayat bahşedenim… Ben Sensiz neylerim…

Hiçbir gün bana vefasızlık etmedin, hiçbir an Seni andığımda beni duymamazlık etmedin… Hep benimleydin, hep benimlesin…

Çok edepsizliklerim oldu, Sen varken, önceliğim sadece Sen olmalıyken fazlaca dalarım işe, güce, fazlaca takılırım, insanların insanlıktan öte ettiklerine… Kendimle boğuşmaktan, onlarla nasıl baş edeceğimi bilememekten bocalar dururum da; Sen bana şah damarımdan yakınken, “Sen varken, dert olmayacağını” bilirken, ben neden gönül kapımdan içeriye edna olanı alırım da, onlarla hemhal olup dururum… Her an Seninle birlikte olmak varken, aciz, çaresiz, nakıs, eksik, benden zerrece farkları olmayan insanları öncelerim… Hep hep de Senden gafil değilim hani, ama her an Seninle miyim? Neden böyleyim?

Ah bu aczimden dolayı perişanım… Kendimi temize çıkarmak niyetinde değilim, ben ne edna olduğumu bilirim, ama Bir Tanem ben aczimi de bilirim, Sensiz yapamayacağımı da bilirim…”

Gönlüm yerinden neredeyse kopacak. Bu buluşmamız benim halimi neden bu kadar etkiledi?

Ayaktayım oturmaya haya ediyorum, konuşmama devam ettim:

“Ben Senin kulunum, kulun olmakla şeref duyarım, Efendim benim. Mevlamsın…

Huzurunda eğilmekten çekinmem, buyur, Canımın özü, azıcık değil, belimi kırar eğilirim…

Aziz Mevlam, Aziz Efendim…

Kapının eşiğine başımı da koyarım, ister sev okşa, ister kes… Zaten Senin olanı Sen’den nasıl sakınırım…

Subhansın Allahım! Gafletim için özür dilerim. Sen bana yakın olduğun kadar yakınsın; ben bu yakınlığı hissedemeyecek kadar uzakta duruyorum ya; işte ona kahroluyorum…

Rabbim benim, Sen bana bu kadar yakınken, ben neden mesafe koyabiliyorum, neden bazen arayı açabiliyorum.

Günahlar işlememse sebep; bilirim ki bu durumun hallolması, mesafeyi açmakla değil, af dileyip hızla kapatmakla olacak… Ama her hatamdan sonra Senden neden kaçarım…

Bu gün Sana kaçtım Ya Rabbim! Kusurlarımı bilerek, aczimi bilerek, tüm eksikliğimle Sana kaçtım…

Beni koyuverme Allahım! Bırakma sakın elimi,

Hissettir daima gönlümün en derunundaki yerini,

Ayrı koyma Senden beni…

Sana sebep yaratmak güç değil, sebepleri halket, Sana kaçır beni, hep kaçır…

Bilirim, beni sarmalayan varlığını, bana en yakın olduğunu, ama gönül gözüm örtülü olunca göremiyorum, gönül gözümün örtüsü kaldır Ya Rabbim! O örtüyü yok et…

Ben, Seninle daha mutluyum, bu zevki bana hep yaşat, ne olur Rabbim, ne olur güzel Allahım! Didarından beni gaflette koyma…

Allahım özel buluşmalarımızı artır, beni Sana kul eyle…

Namazım ibadetim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi içindir.

HasbiyAllah ( bana tek Allahım yeter)

Tevekkeltü alAllah ( Ben Allahıma dayandım)

La havle vela guvvete illa billALLAH ( kuvvet ve kudret yalnız Allahıma dayanmakladır)

Subhanallahi vebihamdihi…

Subhanallahi ve bihamdihi…

La ilahe illAllah!

HU!

(fhl)

 

"Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem namaz kılmak için kalkar ve ayakları veya topukları şişene kadar namaz kılardı. Kendisine; geçmiş ve gelecek her şeyi af edildiği söylenirdi de "Şükreden bir kul olmayayım mı?" buyururdu.