DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Bilgi, Teknoloji Tesadüflere Yer Yok

Tesadüflere Yer Yok

Yazdır

Ünlü bir ilim adamının, Discover dergisindeki bir makalesinde belirttiği gibi: “Dünya, kâinatta çözülemeyen en büyük bir bilmece. Biz, dünyanın ne kadar şaşırtıcı ve mükemmel olduğunu, kendi mavi kabarcığı atmosferle kuşatılmış, kendi oksijenini üreten ve teneffüs eden, kendi azotunu havadan alıp yine kendi toprağıyla karıştıran ve kendi hava şartlarını oluşturan ve Güneşin etrafında dönen en latif bir gezegen olduğunu, yeni yeni anlamaya başladık.”

İlim adamlarının araştırdıkları diğer gezegenlerin hiçbirisinde hayatın izlerine rastlanmamıştır. Fakat Dünya, harika bir ilahi denge içinde ısı, ışık, hava, su gibi çok kompleks sistemleriyle, adeta her tarafından hayat fışkırtmaktadır. Bu harikulade nizamlar, canlıların özellikle biz insanların yaşaması için yaratıldığının (inşaa edildiğinin) açıkça bir delilidir, tıpkı muhteşem bir saray gibi. Scientific American dergisinde çıkan bir makalede, şu ibarelere yer verilmektedir: “Kâinatta, insanlığın yararına olan pek çok fizik ve astronomi hadiselerini incelediğimiz zaman, geleceğimizi bilen birisi tarafından hazırlanmış olduğu kanaatine varıyoruz.” Ayrıca modern ilmi dergilerde kesin ve sabit bütün bu hadiselerin tesadüfle izahının mümkün olamayacağı hafta böyle bir ihtimalin bile hemen hemen yok olduğu belirtmektedir.

Bilindiği gibi, Dünya üzerindeki hayat için gerekli olan şey, Güneş’ten alınan ısı ve ışığın miktarıdır. Dünya, Güneş enerjisinin sadece çok az bir kısmından faydalanmaktadır. Fakat bu bile canlı hayatının devamı için uygun bir miktardır. Bu uygunluk, Dünya’nın Güneşten sabit ve belirli bir uzaklığından, yaklaşık olarak 149.000.000. km, dolayıdır. Eğer Dünyamız, Güneş’e şu andaki mesafesinden daha yakın veya daha uzak olsaydı, ya çok sıcak ya da çok soğuk olurdu. Dünya, Güneş etrafındaki yörüngesinde yaklaşık olarak, saatte 110.000 km’lik bir hızla yolculuk yapar. Bu hız, Dünya’nın Güneş’in çekim kuvvetine karşılıktır ve Dünya’yı uygun uzaklıkta tutar. Eğer, bu dönüş hızı, daha az olsaydı, Dünya Güneşin merkezine doğru çekilirdi. Ve zamanla da, Güneşe en yakın gezegen Merkür gibi kavrulmuş, çorak bir gezegen haline gelirdi (gündüz sıcaklığı 1200 °C ’nin üzerinde). Eğer bu hız daha fazla olsaydı yerçekimi kuvvetiyle arasındaki denge bozulacağından atmosferin, okyanusların ve diğer serbest maddelerin boşluğa savrulmaları söz konusu olurdu. Öte yandan, eğer Dünyamızın yörünge hızı daha fazla olsaydı, bu kez Güneşten uzaklaşarak, Plüton gezegeni gibi gündüz sıcaklığı 0°C ’nin altında, bir buz gezegeni olacaktı.

Dünya bu özelliklerinden başka, kendi ekseni etrafında sabit bir hızla her 24 saatte bir tur yapar. Bu dönme hareketi, düzenli periyotlarla gece ve gündüzü meydana getirir. Eğer Dünya’mız, kendi ekseni etrafındaki dönüşünü bir yılda tamamlamış olsa ne olurdu? Şüphesiz, bir felaket olurdu. Çünkü bütün bir yıl boyunca, Dünya’nın bir yüzü sürekli Güneş ışınlarına maruz kalacaktı ve o taraf, muhtemelen, cehennem gibi kavurucu, sıcak ve çorak bir çöl haline gelecekti. Öte taraftan, yıl boyunca Güneşten uzak olan diğer yüzde, ani soğumalar ve atmosferin o bölgedeki toprak tarafından yutulması sonucu, sıfırın altında dondurucu ve müthiş soğuklar ile geniş, boş araziler oluşacaktı. Ve şüphesiz ki, bu zor şartlar altında çok az canlı yaşama imkânı bulabilirdi.

Dünya kendi ekseni etrafında dönerken, Güneşe göre 23,5 derecelik bir eğim meydana getirir. Eğer Dünya’mız, eğik olarak dönmeseydi, mevsimlerin değişmesi görülemezdi. İklim, her yerde aynı olurdu. Bu durum canlı hayatını imkânsız kıldığı için, hayat tatsızlaşır ve birçok yerde mahsullerin periyotları şiddetli bir şekilde değişirdi. Eğer, Dünya’mızın eğik açısı 23,5 dereceden biraz daha fazla olsaydı, bu defa son derece sıcak yazlar ve son derece soğuk kışlar yeryüzünde görülürdü. Fakat Dünya’nın bu eğimi, güneşi daha fazla gören bölgelerin dengeli olarak ısınmasını, hem de çok çeşitli güzelliklere sahip mevsimlerin değişmesini sağlamaktadır. Dünya’nın birçok yerlerinde çiçek açmış ağaç ve bitkilerle ilkbahar mevsimleri; açık hava faaliyetlerinin bütün çeşitlerinin yapılabildiği sıcak yazlar; renk değiştiren yaprakların göz kamaştırıcı sergileriyle serin sonbahar havaları ve tepeleri karla kaplı dağların, ormanların, tarlaların nefis manzaralarıyla kış mevsimleri, Rahmeti ve Kudreti Sonsuz bir Yaratıcı’nın sıfat ve isimlerinin tecellileri olarak görülmektedir.

Güneş sistemimizde Dünya’dan başka gezegende hayata elverişli atmosfer yoktur. Dünya’nın uydusu Ay’da bile. Bu yüzden fezada kullanılması zaruri olan uzay elbiseleri dünyamız için gerekli değildir. Çünkü atmosferimizde, hayat için lüzumlu olan gazlardan uygun ve belirli nispetlerde bulunur. Bu gazların çoğu, serbest halde iken öldürücüdür, fakat atmosferde belirli miktarlarda bulunmasından ötürü, onları zararsızca teneffüs ederiz. Bu gazların en önemlisi, teneffüs ettiğimiz havanın O, 21’ni meydana getiren oksijendir. Çok fazla miktarda oksijen hayat için tehlikelidir. Çünkü saf oksijen uzun süre teneffüs edilirse, zehirli olmaktadır. Ayrıca, ne kadar fazla oksijen olursa, yanıcı maddeler o kadar daha kolay tutuşarak Dünya için bir felaket olabilecek, kontrol altına alınması imkânsız yangınlar patlak verirdi. Bunun için oksijen, ilahi bir denge ve nizam içinde atmosferin 0/ü 78’ni oluşturan’ azot ve % 1 ‘ini teşkil eden diğer gazlarla beraber bulunur. Dünya’nın her tarafında, yıldırımlı fırtınalar sırasında oluşan şimşekler, azotun oksijen ile birleşmesini sağlar. Oluşan bileşik, yeryüzünde yağmurlarla iner ve bitkiler için hayati bir öneme sahip bu bileşik (NO2) gübre olarak kullanılmaya hazır hale dönüşür.

Atmosfer, hayatı sürdürmek vazifesi yanında dünyamız için koruyucu bir zırh vazifesini de görür. Yerden yaklaşık 16 km yükseklikte olan ince bir ozon tabakası da, Güneş’ten ve uzaydan gelen ultraviyole ve diğer ışınların zarara yol açabilecek miktarda dünyaya gelmesini önlemektedir. Aynı zamanda atmosferim, uzaydan gelen meteor bombardımanına karşı Dünyayı korur. Atmosfere giren meteorların çoğu, kayan bir yıldız gibi görünerek yeryüzüne hiçbir zaman ulaşamadan, atmosfer içinde yanarlar. Böyle olmasaydı, Dünya her saniye meteor bombardımanı altında harap olmuş bir kevgir haline gelirdi. Atmosferimiz, sadece koruyucu bir zırh olmayıp aynı zamanda Dünya ısısının tutulması vazifesini de görür. Ayrıca, atmosferin, Dünya’nın belli ve sabit bir çekim kuvvetiyle uzaya kaçması engellenir. Bu çekim gücü, çok fazla olsaydı, hareket serbestliğimiz tamamen engellenirdi. Hayatımız için vazgeçilmez bir unsur olan atmosfer, aynı zamanda bir sanat şaheseridir. Enginliği ve ihtişamı, hayal gücümüzü de aşarak bizi, hayretten hayrete düşürmektedir. Dünya ise, gökyüzünün sonsuz, şahane ve renkli panoramalarıyla adeta kuşatılmıştır. Batıda gökyüzü, pembe, turuncu, kırmızı ve mor renk kuşaklarının muhteşem görüntüleri içerisinde güne veda ederken; doğuda altın sarısı bir parlaklık, yeni bir günün doğduğunu ilan etmektedir. Beyaz dalgalı, pamuk yığını bulutlar, nefis bir ilkbahar ve yaz gününü müjdelerken, kuzu yünlerine benzeyen bulut kümeleri ile bir sonbahar örtüsü, kışın yaklaştığını haber vermektedir. Geceleyin yıldızlı bir gökyüzünün ihtişamı, hele mehtaplı gecelerin kendine has güzelliği için söylenecek tek şey var: Ne muazzam bir sanat bu.

Yeryüzü, hayatımız için vazgeçilmez özellikleri olan muazzam su kaynaklarına sahiptir. Su, başka maddelerden daha çoktur ve Dünya’nın sınırları içerisinde katı, sıvı ve buhar (gaz) halinde bulunur. Bütün canlıların vazgeçilmez ihtiyacı olan su, hayat için gerekli besin maddeleri için en ideal bir eritici ve taşıyıcıdır. Su, donması itibariyle de nadir bir özelliğe sahiptir. Göllerdeki ve denizlerdeki su, soğuduğu zaman yoğunlaşır ve alçalır. Bu, daha hafif ve daha sıcak suyun üste yükselmesine sebep olur. Daha da önemlisi, su donma noktasına yaklaştığı zaman, iş tersine döner. Daha soğuk olan su, şimdi daha hafif olur ve yükselir. Buz haline dönüştüğünde de yüzmeye başlar. Bu durumda, buz, bir izolatör gibi davranır ve daha derindeki suların sıcaklığını donma noktasından aşağı düşürerek sualtı hayatını koruyan ilahi düzenin bir tecellisini oluşturur. Eğer suyun bu özelliği olmasaydı, her kış mevsiminde gittikçe daha fazla buz, gelecek yaz mevsiminde Güneş ışınlarının kendisini eritemeyeceği derinliklere doğru batacak ve kısa zamanda, göl ve ırmaklardaki hafta okyanuslardaki suların çoğu katı buz haline gelecekti. Sonuçta da Dünya, üzerinde yaşanması imkânsız bir buz gezegeni olurdu. Acaba, ırmak, göl veya denizler uzak bölgelerdeki sudan yeterli miktarda istifade edebiliyor mu? Elbette ki, evet. Her saniye, Güneş ısısı, milyonlarca litre suyu buhar haline çevirir. Havadan hafif olan buhar, yukarılara doğru yükselir ve bulutları oluşturur. Rüzgâr ve hava akımlarıyla, bu bulutlar ilahi bir emirle istenilen yerlere sevk edilir ve normal şartlar altında yağmur olarak yeryüzüne damlalar halinde düşer. Fakat yağmur damlaları şaşılacak bir şekilde belli bir büyüklüğün üzerine çıkmazlar. Yağmur damlaları, sabit bir büyüklükte değil de, dev gibi olsalardı, mutlaka Dünya için bir felaket olurdu. Hâlbuki Rahmeti Sonsuz’un bir tecellisi olarak, yağmur umumiyetle damlalar halinde yavaş yavaş ve en narin bir çiçeği bile çok nadiren incitecek bir hız ve büyüklükte yeryüzüne rahmet olarak düşer.

Kâinat Kitabının sayfalarından biri olan toprak, canlıların hayatı için gerekli elementlere sahiptir. Fakat bitkiler, ilkönce, topraktaki elementleri, vücutları için kullanabilir hale getirmek zorundadırlar. Burada asıl vazife bir kaşık toprakta milyonlarcası bulunan, canlı mikroorganizmalara düşmektedir. Bütün bu sayısız canlıların kendilerine ihsan edilen, her birinin ayrı bir vazifesi vardır. Kimisi, ölü yaprakları, otları ve diğer artık maddeleri tekrar kullanabilecek hale dönüştürürken, kimisi de su ve havanın toprak tarafından daha iyi alınabilmesini sağlamak için toprağı gevşetip havalandırmaya çalışmaktadır. Bazı bakteriler de, topraktaki azotu, bitkilerin büyümesi için gerekli olan bileşiklere çevirirler. Bunun yanında, toprağın üst- kısmı, toprağı sürekli kazan ve yutan solucan ve böceklerin devamlı olarak toprağın aft kısmından getirdikleri maddelerle ıslah edilir ve verimli hale getirilir. Bütün bunların neticesinde yeryüzünün ve semanın, adeta insan hayatını neticelendirecek şekilde planlı ve programlı olarak hazırlandığını müşahede ediyor ve bizi sonsuz ihsanları ile kuşatanı tanımaya ve bilmeye çalışıyoruz.

 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın!)" Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz.” (Yunus, 101)