DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Gönül Kimyası Muhabbetullaha Götüren Dost'u Ara...

Muhabbetullaha Götüren Dost'u Ara...

Yazdır
Yükledim sırtıma hüznümü
Bir garip sızı var nasıl yakar gönlümü
Önümde külbe-i ahzan
Öyle serin öyle sessiz
Giriversem içine acep
Yangınımı söndürür mü?
Dışarıda kaynayan bir kazan
İçinde sahte sebzeler, meyveler
Fokurduyor bir şeyler ama içi yavan
Cezbetmiyor hiçbiri ruhum hala aç
Nerede gönlümün ilacı laleler, güller
Hoş kokulu sümbüller
Cezbeyle dönen pervaneler…
Rabbim nasip et gerçek bir diyar
Kokusu çok uzaktan duyulan gülistan
Açayım o diyara kulaç
Her şey hiçlikte, her şey yoklukta
Can mumu yansın muhabbetullahla…

***

“Yalnız kaldığın ve danışacak bir akıl sahibi bulamadığın için, ümitsizliğe düşersen hakîkat güneşine mensup bir dostun gölgesi altına girersin.

Yürü, çabucak kendine bir Hakk dostu ara; böyle yaparsan, Allâh senin dostun olur, yardımcın olur.

Halvete girmek, yalnız kalmak, yabancılara karşı olur, dosta karşı değil. Kürk kış içindir, bahar için değil.

Selîm akıl, bir başka selîm akılla, yani vahiyle terbiye edilmiş akılla birleşince güçlenir, nûru çoğalır, yolunu iyi görür.

Nefs ise bunun aksine, bir başka nefsle sırf nefsânî tatminkârlık arzusuyla dost olmaktan hoşlanır, böyle olunca o yolda karanlık artar; hakîkat görünmez olur.”Hz. Mevlana

Mesnevî: “Ey gönül! Senin içini aydınlatan yere, sana yakın olan olgun insanların bulundukları yere git ki; onlar sana gelecek belalara karşı siper olurlar.”

“Onlar; senin kötülüklerini mâzur görürler de canlarının içinde sana yer verirler.” (c.2, 2576-2577)

Mesnevî: “Her şeyi anlayan, idrak eden akıl bile, dostların ayrılığı ile yayı kırılmış okçu gibi şaşırır, kalır.” (c.3, 3693)

 “…İşleri onlarla istişâre et!..” (Âl-i İmrân, 159)

“…Onlar işlerini şûrâ (istişâre) ile yürütürler …” (eş-Şûrâ, 38)

Mesnevî: “Evlâdım; her kimi Allâh tâlibi (Allâh’ı isteyen) görürsen, onun dostu ol, onun önünde saygı ile eğil!”

“Allâh’ı isteyenlerin, Allâh dostu olanların komşusu olursan, sen de Hakk’ı isteyenlerden olursun; onların sâyesinde, sen de nefs savaşını kazanırsın.” (c.3, 1446-1447)

Türkçemizde “Üzüm üzüme baka baka kararır.” diye bir darb-ı mesel vardır. Bu gerçek, tasavvufta “Hâl sârîdir.” yani “Hâl insandan insana geçer.” sûretinde ifâde edilir. Kimi sever ve onunla beraber olursan, onun hâli ile hâllenme istikâmetinde bir değişikliğe maruz kalırsın. Bundan dolayıdır ki, Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de “…Sâdıklarla beraber olunuz!” (et-Tevbe, 119) buyurmaktadır. Zîrâ insan, muhabbet ettiği kişinin kaderinden pay alır; onunla temayül ve duygularda müştereklik kazanır. Bu şekilde sâlihlerle beraberlik, müsbet yönde terakkîye vesîle olur.

Mesnevî: “Şunu iyi bil ki, bu dünyadaki fânî ve yalancı dostlar, sahte sevgililer, sonunda hepsi sana düşman olacaktır. Baş kesen düşman kesilecektir.”

“Hâlbuki sen, feryatlar içinde mezarda: «Ya Rabbi, beni yalnız bırakma!» diye Allâh’a yalvaracaksın.” (c.5, 1523-1524)

Dünya hayatında insanlar bir çok şeyle kalbî ünsiyet ve muhabbet peydâ ederler. Lâkin bekâ âlemine yolculuk sırası geldiğinde, onları terk etmek mecbûriyetinde kalırlar da bu şekilde dünyada iken sevilmiş ve bel bağlanılmış olan şeyler, hiçbir fayda sağlamaz. Dünyada sevilecek şeylerin zirvesini mallar ve evlatlar teşkil ettiği için, Cenâb-ı Hak, onların dahî bekâ âleminde bir fayda sağlamadığını “O gün mal ve evlatlar bir fayda sağlamaz. Ancak Allâh’a götürülen kalb-i selîm müstesnâ.” (eş-Şuarâ, 88-89)

buyurmaktadır. Bu gerçeği ifâde için şâir de:

Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler

“Yevme la yenfeu” da kalb-i selîm isterler

(Ey Hoca, «hiçbir şeyin fayda vermeyeceği o gün»de senden altın ve gümüş isteneceğini sanma!.. (O gün, tek geçer akçe, Allâh’ın huzuruna takdim edilen) selîm (arınmış) bir kalbdir.) demiştir.

Mesnevî: “Kimin bir ölüye, yâni fânî bir varlığa sevdâsı varsa, o sevdâyı canlı ve diri varlığa kavuşmak için besler. Böylece fânî bir varlığı sevmek, aşka bir köprü olur da, onu ilâhî sevgiye ulaştırır.” (c.3, 545)

“Ey Hakk yolcusu, sen öyle bir diriye kavuşmak için, ona kavuşmayı umarak çalış çabala ki, o gönül verdiğin diri, bir müddet sonra cansız bir hâle gelip toprağa gömülmesin.”

“Hislerine kapılıp da bir saman çöpünü, yâni fânî bir güzeli, kendine yakın bir dost olarak seçme. Çünkü, ondaki sevgi ve yakınlık duygusu iğretidir. Sen kalıcı dostu ara.”

“Eğer Allâh’tan başka senin gönül verdiklerinde vefâ ve bağlılık olsaydı, senin en vefâlı yakının olan annen ile babanın dostluğu (şimdi) nerede?” (c.3, 547-549)

“Gönül verdiğin şeyin yaldızı, aslına gidip de o şey çirkinleşince, bakırı meydana çıkınca, yâni sevdiğin güzelliğini kaybedince, tabiatın ona doyar, ondan hoşlanmaz, onu boşlayıverir.” (c.3, 555)

“Fânî varlıklarda görülen güzellik, ilâhî güzelliğin iğreti olarak onlara aksetmesinden ibârettir. Akseden o nûr, günün birinde aslına geri dönecektir. Bu yüzden ey sâlik, iğreti/geçici güzelliklere bakma da, sen onun aslını, yâni o güzelliği vereni ara!”

“Güneşin duvara düşen nûru, yine güneşe gider. Sen duvara düşen nûra değil de, o nûru düşürene, yâni güneşe git; sana lâyık olan odur.”

“Mâdem ki oluktan su akmadı, yâni güzellerden vefâ görmedin; bundan sonra suyu, sen göklerden elde et.” (c.3, 558-560)

Mesnevî: “Sen, kaskatı bir taş veya mermer parçası olsan, bir gönül sahibine erişebilirsen cevher olursun.”

“Temiz erlerin sevgisini gönlüne yerleştir. Âriflerin muhabbetinden başka bir şeye gönül verme.”

“Ümitsizlik tarafına gitme, ümid kapıları vardır. Karanlıklar semtine varma, güneşler parlamaktadır.”

“Gönül, seni gönül ehlinin, âriflerin mahallesine doğru çeker, ten ise seni su ve çamur hapsine koymak ister.”

“Aklını başına al da, bir gönül arkadaşının sohbeti ile gönlüne gıda ver.” (c.1, 722-726)

 

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Kehf suresinin evvelinden on ayet ezberleyen kimse Deccal'in şerrinden kurtulur.”