DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Kıssadan Hisseler Dostluk, Hançerleneceğini Bilerek Dostun Yerini Almaktır

Dostluk, Hançerleneceğini Bilerek Dostun Yerini Almaktır

Yazdır

Tatlıcı Ali Efendi olarak da bilinen merhum Bandırmalı Ali Öztaylan Efendi günümüz insanı için bilhassa da gençler için örnek bir şahsiyet… Ahlaki zaafların prim yaptığı bir dönemde böyle edep timsali zatları daha iyi tanımalıyız diye düşünüyoruz… Bu amaçla kendisini birçok kereler ziyaret etmiş ve defalarca sohbetlerinde bulunmuş şair yazar Mehmet Helvacıoğlu Bey ile bir mülakat gerçekleştirdik. Allah bu müstesna şahsiyetlerin hayatlarından hisse alabilmeyi nasip etsin…

Merhum Ali Öztaylan Efendi ile tanışmanızı anlatır mısınız?

Allah’a sonsuz kereler hamdolsun, Allah bize biraz merak vermiş… “Bir yerde bir Allah dostu varmış” dediklerinde mutlaka onu ziyaret etmeye gayret ederdik… “Evliya” lafını duyduk mu içimiz bir hoş olurdu… Gençlik dönemimizde bu merak sayesinde birçok Allah dostunu ziyaret ettik… Zaten bendeniz yaşlılığı şöyle anlıyorum: Bir insanın merakı kalmamışsa artık o insan yaşlanmıştır. Merak insana öğretir, insanın ufkunu açar… İşte bu merak ile nerede hangi Allah dostu yaşar, hangi velinin kabri nerededir; bunu araştırırdık… Bir vesile ile Bandırma’da; yirmi sene Ali Haydar Efendi’nin, yirmi sene de Sami Ramazanoğlu Efendi’nin terbiyesinden geçmiş güzel bir zatın yaşadığını öğrendik. Bunun üzerine arkadaşımla beraber 1990 yılında ilk olarak kendisini ziyaret etmek için Bandırma’ya gittik. O gün onun o nurani çehresinden, tatlı sohbetinden, edep timsali davranışlarından çok etkilendik… Vefatına kadar yaklaşık on sekiz yıl boyunca zaman zaman kendisini ziyaret etmeye devam ettik. Her ziyaretimizde mutlaka bir manevi hastalığımız tedavi oluyordu. Huzuruna çıktığımızda dünyevi sıkıntılarımız kayboluyor, kalbimizdeki virüsler tek tek temizleniyordu. Hatta bir seferinde bir alacak verecek meselesi yüzünden canım çok sıkılmıştı da bir iki dakika kendisi ile sohbet edince tüm dertlerimi unutmuştum.

Ali Öztaylan Efendi’nin en çok etkilendiğiniz yönü neydi?

Onun o mütevazı ve mahviyet dolu halinden etkilenmemek mümkün değildi… En başta evine daha ilk adımınızı attığınız zaman o manevi atmosferi hissediyorsunuz ve yanında manevi bir haz duyuyorsunuz... Yaşlı olmasına rağmen misafirlerine hizmeti kendisi yapardı. O kadar edepli bir insandı ki odadan çıkacağı zaman bize arkasını dönerek çıkmazdı, geri adımlar atarak çıkardı. Bu onun insana verdiği değerden kaynaklanıyordu… Her hareketi edep ölçüsündeydi... Bir seferinde savcı bir arkadaşımı ziyaretine götürdüm. O gün bize bir lokantada yemek ısmarladı… “Benim için zahmet edip gelmişsiniz” diyerek bir de yol paramızı verdi… Dönüşte arkadaşım bana: “Ben bugün edep üniversitesini bitirdim” dedi…

Bize onun karakter özelliklerinden, meşrebinden bahsedebilir misiniz?

Ali Öztaylan Efendi, Mevlana meşrebinde bir zat-ı muhteremdi. İfadeleriyle, davranışlarıyla bütün ümmeti kucaklıyordu… Kendisine tan edenleri bile seviyordu… Bununla ilgili şöyle bir şey anlatmak istiyorum. Malumunuz tasavvuf yolunda ayağı kayanlar, sürçenler olur. Bazen insana nefsaniyet galip gelir ve insan tepetaklak gider… Hani Ahmet Âmiş Efendi’nin güzel bir sözü vardır: “Gökten düşenin parçası bulunur da gönülden düşenin parçası bulunmaz…” Eskiden Ali Efendi ile aynı tasavvufi yolda gitmiş bir zat, bir müddet sonra Ali Efendi’nin aleyhinde konuşmaya başlamış... Oysa Ali Efendi onun hakkında bile bize güzel şeyler söylüyordu. Ali Efendi derdi ki: “Bize sui zan edenlere de biz hüsnü zan ederiz.” Mübareğin bir de şöyle bir yönü vardı: Huzurunda kimsenin aleyhinde konuşulmasına müsaade etmezdi. Çok merhametli bir insandı. Onun merhameti sadece insanlara karşı değil tüm mahlûkata şamil idi. Bir gün kendisi ile Burhaniye’ye bir ziyarete gitmiştik. O bölgede Muhyittin-i Rumi Hazretleri vardır; vaktinde o bölgenin kutbu imiş… Biz türbeyi ziyaret ederken Ali Öztaylan Efendi’nin gözü türbenin avlusundaki bir servi ağacına takıldı. Kurumuş olan ağacın gövdesinden böyle ur gibi bir şey çıkmıştı. Ağaca uzun uzun baktı ve “Kim bilir bu ağaç ne kadar ıstırap çekmiştir” dedi. Orada derin bir hüzün yaşadığını, içinden bir şeyler koptuğunu hissettik. Kurumuş bir ağacın ıstırabını bile duyan bir yüreği vardı…

Günahkâr insanlara karşı da çok merhametli olduğu anlatılıyor; öyle değil mi? 

Günahkâr insanlara karşı çok farklı bir bakış açısı vardı. Kendisi günahlara karşıydı ama asla günahkâr insanları kınayıp incitmezdi… Ramazan ayında kimse ziyaretlerine gitmez diye düşünerek ellerinde tatlı poşetleri ile hayat kadınlarını ziyaret etmiş. Onlara elindeki hediyeleri vermiş ve iftara davet etmiş. İftar yemeğinde onlara; “Siz bu işten ayrılın size helal işler bulacağım” demiş ve onları o kötü işten uzaklaştırmaya çalışmış. Ali Öztaylan Efendi, kimsenin el uzatmadığı günah deryasına batmış insanlara el uzatır onlara karşı da merhamet duygusu ile bakardı...

Mübareğin yakın dostları kimlerdi?

Tanınan, sevilen birçok zat ile münasebetleri vardı. Duyduğum kadarıyla Neyzen Tevfik ve Tahirü’l Mevlevi ile bir dostluğu varmış. Benim bizzat şahit olduklarım ise Osman Tarı Abi ile olan muhabbetiydi. Ali Efendi bize bir de Süheyl Ünver Hoca’dan çok bahsederdi. Onun edebinden ve meselelere yaklaşırkenki derin bakışından söz açardı. Ecdadımıza ait ne varsa envanterini çıkardığını, ecdadımıza büyük hizmetler ettiğini söylerdi… Bir de Ali Efendi’nin arkadaşı Abdullatif Baltutan Bey vardı. Onu tanımak ve ellerinden öpmek bana da nasip oldu. Bu zat Ali Öztaylan Efendi’nin can dostu idi. “Noterliğin piri” derlerdi onun için… Birbirleriyle öyle nazik, öyle latif konuşurlardı ki böyle bir muhabbet pek görülmemiştir… Yine bir seferinde Ali Efendi’nin evini ziyaret ettiğimde Ali Ulvi Kurucu Efendi’yi de orada görmüş ve tanımıştım. Ali Ulvi Kurucu Efendi o gün akşam Ali Efendi’nin evinde tadına doyum olmayan bir sohbet yaptı. Biz o iki mübareği yan yana görünce bize bir ruh geldi, kanatlandık adeta… Bir mana yolculuğu yaptık sanki…

Günahkâr insanlara karşı çok farklı bir bakış açısı vardı. Kendisi günahlara karşıydı ama asla günahkâr insanları kınayıp incitmezdi… Ramazan ayında kimse ziyaretlerine gitmez diye düşünerek ellerinde tatlı poşetleri ile hayat kadınlarını ziyaret etmiş. Onlara elindeki hediyeleri vermiş ve iftara davet etmiş. İftar yemeğinde onlara; “Siz bu işten ayrılın size helal işler bulacağım” demiş ve onları o kötü işten uzaklaştırmaya çalışmış.

Etrafındakilere tavsiyeleri ve öğütleri olur muydu?

Dostluk ve kardeşlik meselesinin üzerinde çok dururdu. Hz. Ali’nin hançerlenmeyi göze alarak Efendimiz’in yatağına yatmasını anlattıktan sonra; “Dostluk hançerleneceğini bile bile onun yatağına yatmaktır” derdi. Dostlarının üzerine çok titrerdi, onların üzerine toz kondurmazdı… Yaşlılarla ilgili de sık sık nasihatlerde bulunurdu. Derdi ki; “Bereket yaşlılarla birliktedir. Yaşlıları gördüğünüzde onlara hürmet edin, onları görün, gözetin.” Meczuplar konusunda da kendisinden bir şeyler işitmiştim. Meczupların ilahi takdirin bir gereği olarak yeryüzünde bir görevlerinin olduğunu söylerdi. “Sakın meczupları kırmayın, onlara çok da yaklaşmayın. Belli bir mesafede durun, onların hallerini siz anlayamazsınız” derdi. Kabirler konusunda da öğütleri vardı. Kabirlerin ahiret yurdunun giriş kapısı olduğunu söyler, bunun için kabirlere hürmet etmemiz gerektiğini söylerdi. Bir belediye başkanının kabirleri dümdüz etmeye kalkıştığını, kendisini “bunlar ecdat yadigârıdır” diyerek uyardığını ancak o belediye başkanının kabirleri düzlediğini, kabir taşlarından da mıcır yaptığını anlattıktan sonra bunu yapan belediye başkanın ibretlik bir şekilde öldüğünü anlattı. Ali Efendi bir de boy abdesti meselesi üzerinde çok dururdu. Önemli bir iş yapmaya giderken boy abdesti almayı tavsiye ederdi. Yemeklerin de mutlaka abdestli pişirilmesi gerektiğini söylerdi… Şehitlik meselesine de ehemmiyet verirdi. Bir seferinde bize şehitlerin ölmediğini ifade eden ayet-i kerimeyi açıklamış ve bununla ilgili başından geçen bir anısını paylaşmıştı. Ali Efendi’nin anlattığına göre; doğuda şehit olan binbaşı yeğeni vefat etmeden önce; “Benim cenazemi dayım kıldırsın” demiş. Ali Efendi imamete geçmiş Allahüekber diye iftitah tekbirini alınca, yeğeni karşısına geçip; “Dayı bak ben yaşıyorum” demiş… Ali Efendi yeğenini karşısından görünce düşmüş bayılmış.

Sizinle paylaştığı başka anıları da olur muydu?

Tek parti döneminde çok zahmet çektiğini anlatırdı. O dönemde sabah namazına kalktıklarında ışıkları yakmadan namaz kıldıklarını, ışıklar yandığı takdirde kapı vurulup taciz edildiğini söylerdi. Ali Efendi Kur’an mushaflarının parçalandığına şahit olmuş. Ali Efendi bize, Menderes merhumun idam edildiği gece bir rüya gördüğünü, rüyasında yeryüzünün zangır zangır titrediğini ve bütün mahlûkatın ağladığını söyledi. Son bir anekdot olarak şunu paylaşmak istiyorum. Bir gün Behçet Kemal Çağlar’ın Bandırma’ya yolu düşmüş. “On yılda on beş milyon genç yarattık” diye bir şiiri vardır onun... Ona demiş ki: “Yaratmak Allah’a mahsustur, siz on yılda on beş milyon genci nasıl yarattınız?” Bu sözü söylerken o kadar celalliymiş ki, muhatabı tir tir titremiş…

Genç Dergisi Sayı 70, 2012

Son Güncelleme: Cumartesi, 26 Eylül 2015 00:58  

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurât, 12)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Ey diliyle îmân edip de kalplerine îman tam olarak yerleşmeyen kimseler! Müslümanların gıybetini yapmayınız, kusurlarını da araştırmayınız! Kim müslümanların kusurlarını araştırırsa Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa, onu evinin ortasında bile olsa rezîl eder.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35; Tirmizî, Birr, 85; İbn-i Kesîr, Tefsîr, IV, 229)

Rasûlullah (sav) birgün:
“–Gıybet nedir, bilir misiniz?”diye sormuştu. Ashâb-ı kirâm:
“–Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” dediler. Hazret-i Peygamber:
“–Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” buyurdu.
“–Söylenen ayıp, eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?” diye soruldu.
“–Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftirâ ettin demektir.” buyurdu. (Müslim, Birr, 70; Ebû Dâvûd, Edeb, 40/4874)