DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Kitap-Film Osmanlı'dan Ortadoğu'ya Sosyolojik Savaş

Osmanlı'dan Ortadoğu'ya Sosyolojik Savaş

Yazdır

Batı-dışı bütün toplumlar, özelde İslam dünyası, asırlardır şartlarını ve sınırlarını Batı'nın belirlediği bir dünyada yaşamaya mecbur. Üstünlük iddiasındaki Batı, ona yetişmek kaygısındaki diğer toplumlara bunun önşartı olarak 'kendi inanç, düşünce ve kültür değerlerini terk ederek, Batı'nın değişmesine kaynaklık eden inanç, düşünce ve kültür atmosferine geçmelerini dayatıyor.

Öte yandan İslam dünyası, etnisite, mezhep, cemaat veya lider ırkçılığının karşılıklı dışlayıcı özelliğiyle, ihtilaf ve çatışmalarla boğuşmaya devam ediyor. Bu ise aynı dine mensup gruplar arasında üst düzeyde bir dayanışma ortaya konulmasını engelliyor.

Olup biten bu olaylara, basitçe, birbirini etkileyen siyasal olaylar deyip geçebilir miyiz? Yoksa daha fazlası mı sözkonusu?

Kitap, bütün bu süreçleri ve müdahaleleri yeni bir kavramsallaştırmayla açıklıyor: 'sosyolojik savaş.'

Osmanlı'dan Ortadoğu'ya Sosyolojik Savaş, bunu yaparken bütün sorunları Batı'ya yükleyen komplo teorisinin kolaycılığına kaçmıyor. Fakat toplumların dönüşüm süreçlerindeki sosyolojik müdahale boyutunu berrak bir şekilde ortaya koyuyor.

Osmanlı'dan Ortadoğu'ya Sosyolojik Savaş, İslam dünyasının kendi sosyolojisine uygun, özgür ve özgün bir kıvam kazanma çabalarının yoğunlaştığı günümüzde yüzyüze geldiğimiz olayları ve olguları derinlemesine anlamak için, zihin açıcı bir başvuru kitabı...

 

 

 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurât, 12)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Ey diliyle îmân edip de kalplerine îman tam olarak yerleşmeyen kimseler! Müslümanların gıybetini yapmayınız, kusurlarını da araştırmayınız! Kim müslümanların kusurlarını araştırırsa Allah da onun kusurlarını araştırır. Allah kimin kusurlarını araştırırsa, onu evinin ortasında bile olsa rezîl eder.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35; Tirmizî, Birr, 85; İbn-i Kesîr, Tefsîr, IV, 229)

Rasûlullah (sav) birgün:
“–Gıybet nedir, bilir misiniz?”diye sormuştu. Ashâb-ı kirâm:
“–Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” dediler. Hazret-i Peygamber:
“–Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” buyurdu.
“–Söylenen ayıp, eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?” diye soruldu.
“–Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftirâ ettin demektir.” buyurdu. (Müslim, Birr, 70; Ebû Dâvûd, Edeb, 40/4874)