DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Videolar Amerika'nın anlatılmayan gerçekleri Anne Babalar DİKKAT! Tehlikenin farkında mısınız?

Anne Babalar DİKKAT! Tehlikenin farkında mısınız?

 

Anne Babalar DİKKAT! Çocuklarınız hangi bilgisayar oyunlarını oynuyorlar, hangi filmleri izliyorlar? Oynadıkları oyunlar, izledikleri filmler ruh dünyalarına nasıl tesir ediyor? Tehlikenin farkında mısınız?

Amerika'da yaşanan bir trajedi ve kapitalist sistem kıskacında çaresiz bir annenin feryadı.

Teknoloji amaç değil araç olmalıdır. Dışarıda harika bir hayat var ve çoğumuz bundan bihaberiz.

 

 

Yorumlar 

 
0 #3 Bilgisayar oyunları şiddeti normalleştiriyor 20-04-2014 17:41
Doç. Dr. Kezban Tepeli, bilgisayar oyunlarının çocukların gerçek yaşamda da şiddeti normalleştirmesine neden olduğunu belirtti.

Bilgisayar oyunları şiddeti normalleştiriyor. Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kezban Tepeli, bilgisayar oyunlarının çocukların gerçek yaşamda da şiddeti normalleştirmesine neden olduğunu belirterek, "Bu oyunlar, zorbalık, küfür etme, akranlara veya kardeşlere dayak atma gibi eğilimlerin artmasına yol açmaktadır" dedi.

Tepeli, AA muhabirine, oyunların çocuğun kişiliğinin gelişiminde ve eğitiminde önemli yer tuttuğunu söyledi.

Oyun algısının farklılık gösterdiğini, çocukların en büyük tutkusunun bilgisayar olduğuna işaret eden Tepeli, "Bilgisayar oyunlarının artarak bağımlılık yaratan doğası, ebeveynleri söz konusu oyunların çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri hakkında endişelenmeye sevk ediyor. Ailelerin çoğu, çocuklarını bilgisayarın başından kaldıramamaktan, olmayanlar ise çocuklarının eve bilgisayar alma yönündeki ısrarlarından şikayet ediyor" diye konuştu.

Tepeli, şiddet içeren oyunların giderek artmasının ebeveynleri endişeye sevk ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bilgisayar oyunlardaki şiddet, çocuğun gerçek yaşamda da bunu normal görmesine sebep olmaktadır. Daha sonra çocuklar, aynı şiddet içeren hareketleri günlük yaşamında da kullanmaktadır. Bu oyunlar, zorbalık, küfür etme, akranlara veya kardeşlere dayak atma gibi eğilimlerin artmasına yol açmaktadır."

"Yasak, çözüm değil"

Bilgisayar oyunlarını yasaklamanın gerçekçi olmayacağını anlatan Tepeli, insanlarda yasaklara karşı merak ve öğrenme duygusu uyandığını dile getirdi.

Tepeli, yasaklamanın çözüm olmadığını, bunun yerine çocuklara bilgisayarın doğru kullanımının öğretilmesi gerektiğine işaret ederek, "Her konuda olduğu gibi bilgisayarla ilgili de bazı kurallarımızın olması gerekir. Aileler ,uygulamayacakları kuralları koymamalı, koydukları kuralın da arkasında durmalıdır" ifadesini kullandı.

Doğru yöntemler kullanıldığı takdirde bilgisayar oyunlarının çocukların gelişimine birçok katkısı olabileceğini vurgulayan Tepeli, zaman yönetimi, mesajları doğru algılama, eleştirel düşünme, görsel beceri artışı, zihinsel kapasiteyi yükseltme, stres altında soğukkanlı kalabilme becerisi gibi özellikler kazandırılabileceğin i sözlerine ekledi.
 
 
0 #2 3 yaşa kadar izlettirmeyin 12-03-2014 10:29
Psikolog Canan Cantürk, günümüzde evlerin baş köşesinde yerini alan televizyonun çocukların dil, cinsel kimlik ve tutumlarının gelişiminde son derece etkili olduğunu belirterek, çocuklara sınırlı ve bilinçli programlar izlettirme konusunda aileleri uyardı. Cantürk, 0-6 yaş arası dönemin önemine dikkat çekerek, "Bu yaş aralığında izlediğimiz ve öğrendiğimiz olumsuz bilgiler yetişkinlikte depresyon, kaygı bozukluğu ve geniş düşündüğümüzde narsist bir toplum olarak karşımıza çıkar" dedi.

3 yaşa kadar izlettirmeyin

3 yaşına kadar çocuklara asla televizyon izlettirilmemesi gerektiğini söyleyen Cantürk, 3 yaşından sonra ise günde 10-15 dakika kadar izlettirilmelidir. Okul çağında ise gün içinde sadece en sevdikleri tek bir programı izlemelidir." dedi.

Aile çocuktan önce izlemeli

Ailelerin çocuklarının izleyeceği çizgi filmi önceden izlemesi gerektiğini belirten Cantürk, çizgi filmlerde dikkat edilmesi gereken hususları şu şekilde sıraladı: "Aile çizgi filmlerde somut öğelerin kullanılmış olmasına dikkat etmelidir. Ölüm, Allah, inanç gibi soyut kavramlar 0-6 yaş arası dönemde çok bahsedilmemelidir. Bahsedilecekse de aile doğru anlatımda bulunduğundan emin olmalıdır. Çizgi filmlerde çocuğun olumlu ile olumsuzu ayırt edebilmesi için sadece iyilikler değil, kötülük ve olumsuzluklar da gösterilmelidir.

YURT DIŞINDAN ALINAN ÇİZGİ FİLMLERE DİKKAT!

- Televizyonda saat sınırlaması getirilmelidir.

- Çocuk televizyonu ailenin denetiminde ve yaşına uygun programlar çerçevesinde izlemelidir.

- Özellikle yurtdışından alınan çizgi filmlere dikkat etmelidir. Bu çizgi filmler aile ve kültürel yapımızla bağdaşmaz. Ayrıca dil dil gelişimini de olumsuz etkiler.

- Bazı çizgi filmlerde cinsiyetler belli değildir. Mesela yaratık diye adlandırılan varlıklar vardır hepsi aynı tulumu giyerler. Bu filmler bilinçaltına işlediğinden çocuğun cinsel kimliği açısından son derece sıkıntılıdır.

- İzletilen filmde dilin kullanılış şekline aileler dikkat etmelidir.
 
 
+1 #1 Nasıl Bir Gelecek Gelecek? 22-02-2014 17:49
Nasıl Bir Gelecek Gelecek?

Tarih: May 17 2013

Geleceğimizi sadece siyaset ve ekonomi şekillendirecek sanıyorsanız. Yanılırsınız. Bugünsüz bir yarın yok! Bugün nasıl yaşadığımız, nasıl yiyip içtiğimiz, nasıl sevdiğimiz, nasıl üzüldüğümüz, nasıl hayal kurduğumuz ve daha birçok şey geleceği belirleyecek. En çok da bugünün çocukları ve gençleri! Ama ne ilginçtir ki, “çocuklar geleceğimizdir” diye nutuk atmayı severiz de, toplumsal meselelerimize bu açıdan yaklaşmayı istemeyiz.

Tamam! Şimdiki çocuklar müthiş! Yanlış anlamayın, bunu pek olumlu anlamda söylemiyorum. Bu can sıkıntısı, bu hedefsiz hareketlilik, bu dikkat dağınıklığı, bu şiddet merakı ve bencillik öyle kolayca geçecek gibi görünmüyor. TV programlarının adlarını ezbere bilen, dijital teknolojiye doğuştan aşina ama neyi sevdiğini, neyi sevmediğini bile doğru düzgün anlatamayan ilköğretim öğrencilerinden. Yakında başlayacağı iş hayatında patronu babası, yöneticisi annesi olsun ve onu hep hoş görsün isteyen; yabancılardan nefret eden, arkadaşlarıyla çekişip duran, bir kitabı başından sonuna okuyamayacak kadar sıkıntılı gençlerden. Nasıl bir gelecek doğacak acaba? Hiç merak etmiyor musunuz!

Çocuklarla ilgili sosyal sorumluluk projelerinde sık sık görev alan bir tanıdığım geçen gün “Bu çocuklardan huzurlu bir ülke çıkmaz!” diye yakınıyordu. Ne oldu, diye sorduğumda, bir proje çerçevesinden çocuklarla yaptığı bir seyahati anlattı. İki gün içinde otobüsün içinde yırtılmamış koltuk, kırıp parçalanmamış portatif masa kalmamıştı. Seyahat boyunca yoksul ailelerden gelen çocuklar durmaksızın kavga etmiş, daha varlıklı olan çocuklar sıkıntıdan patlamış, hiçbir şeyi beğenmemişti. Geçenlerde de Fatma Barbarosoğlu’nun “Fazla kırılgan, fazla alıngan, şiddete meyyal bir gençlik geliyor” başlıklı yazısını okuyunca konuya artık daha ciddi biçimde eğilmemiz gerektiğini düşünmeye başladım. Barbarosoğlu, okulda ellerine tablet bilgisayar tutuşturulmuş fakat basit bir fıkra bile anlatamayan; kendini asla ifade edemeyen ve o yüzden de şiddete meyyal gençlerle karşılaşmasını anlatıyordu.

Şimdi daha fazla uzatmak istemiyorum. Olay şu. Erteleyemeyeceğimiz, görmezden gelemeyeceğimiz bir sorunla karşı karşıyayız: Çocukların ve gençlerin daha önceden alışık olmadığımız dertleri var. Hepsini içten içe hırpalayan, tüketen dertler bunlar. Ve sakın kendinizi kandırmayın, büyüyünce geçmiyorlar! Onların bu dertlerini görmek, analiz etmek ve çare bulmak zorundayız. Yoksa?

(Haşmet Babaoğlu, Mayıs 2013)
 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın!)" Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz.” (Yunus, 101)