DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Makaleler İlk kez KADIN SÜRÜCÜ yani KRALİÇE fatura ödemek üzere!

İlk kez KADIN SÜRÜCÜ yani KRALİÇE fatura ödemek üzere!

Yazdır

Türkiye yeni bir sayfa açmak için yol aldıkça, içeride kutuplaşmalar giderek artmakta! Tabii şimdilik bunlar su yüzeyine çıkmıyor! Ama birileri harıl harıl içeriden operasyon yapmak için çalışıyor! Bunu yakında göreceğiz zaten!

Ayrılmalar, renk belli etmeler, temelsiz itirazlar gündeme gelecek!
Bunu da kıvrak bir zeka ile yapma derdindeler!
O ünlü fıkradaki kadın gibi... 
 
Şehrin tam göbeğinde hatalı sollama yapan bir kadın, bir erkeğin kullandığı otomobile çarpar! Büyük şans eseri ikisi de yara almadan hurdaya dönen araçlardan sağ çıkmayı başarır. Sürünerek zorlukla araçtan inen ikili birbirlerine bakarak gülmeye başlarlar... Sinir bozukluğuyla birleşen kahkahalar yükselirken kadın söze girer...

-Çok ama çok ilginç! Siz erkeksiniz ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama gel gör ki ikimizde de bir çizik bile yok!
Bence bu ilahi bir işaret! Hayatımızın sonuna kadar sıkı dost olup elele yürümemiz için bir uyarı!
Ben böyle düşünüyorum...

Müthiş bir heyecana kapılan adam fırsatı kaçırmamak için kalp çarpıntısıyla cevap verir:
-Galiba çok haklısın!

Kadın devam eder...
-Bak aracım hurdaya döndü ama içindeki bir şişe şarap sapasağlam! Olacak iş değil! Bir ben, bir de bu şişe ayakta! Bunu bence acilen kutlamalıyız!

Heyecanı bir türlü gitmeyen adam kadının uzattığı şişeyi alır ve ağzına götürür! Bir dikişte şişenin yarısını boşaltır. Sonra dostluğu perçinlemek için kadına geri verir!

Elindeki mantarla şişenin ağzını kapatan kadın gülümseyerek şarabı çarpıştığı adama birkaç saniye içinde iade eder!

Şaşıran adam irileşmiş gözlerle sorar!
-Sen içmeyecek misin?

Ellerini beline atan kadın cevabıyla zaferi perçinler:
-Hayır! Ben polisin gelmesini bekleyeceğim!

Bizim durumumuz da böyleydi!

Ülkenin kimin tarafından yönetildiğini hiçbir şekilde bilemediğimiz için önümüze konulan seçeneklere kandık! Farklı farklı kıyafetlerle karşımıza dikilenleri gerçekten FARKLI sandık! Oysa pek çoğu kurgu ürünüydü! "Ülkenin kontrolü elimize geçmesin" diye piyasaya sunulmuşlardı!

Aslında bütün roller kendi yolumuzu kendimiz çizmeyelim diye dağıtılıyordu! Rollere ve kıyafetlere bakınca aldanıyorduk! Solcu, sağcı, ülkücü, muhafazakar olmak ayrı olmak değildi! İstenilen hedefe götüren ve bunun sözünü veren bütün KULLANIŞLI KİŞİLER sistemin elemanıydı!

Bütün seçilenler HAYAL KURMAYI bilmeyenlerdi! Ülkenin geleceğine dair kafa yormayanlardı!
Amacı ve ülküsü olmayanlardı!
Bunları da fıkradaki gibi aldatarak, aldanmamızı sağlayarak yaparlardı!
Darbeler, cuntalar, ekonomik krizler, IMF'ler, Dünya Bankaları bizi erkek şoförün durumuna düşürüyordu! Siyasi hareketler de aynı şekilde!
Hemen hemen her yapının içine adamlarını koyuyorlardı! Böylece başlarına bela olacak enstrümanları tehlike arz etmeden (!) durdurmayı başarıyorlardı!

Yıllarca böyle oldu! Özal bunu delecek en etkili isimdi! Ömrü vefa etmedi!
Hayalindeki Türkiye'yi göremeden göçüp gitti!

Türkiye'nin kendini büyütecek ROTAYA girmesini engelleyen en büyük silahlardan biri de MEDYA idi! Bu silahı çok iyi kullanan BARONLAR her zaman istedikleri sonucu aldılar! Kendileri gibi düşünmeyen her isme saldırdılar!"Basın özgürlüğü yok!" en temel klişeleriydi!

BBC'nin Gazze muhabiri Jeremy Bowen'in "Hamas'ın Filistinliler'i canlı kalkan olarak kullandığına dair kanıt görmedim" sözlerinden sonra soruşturmaya uğraması, CNN muhabiri Diana Magnay'ın "Sanırım duyabiliyorsunuz, İsrail'in bu saldırısını izleyen pek çok İsrailli burada toplanarak kutlama yapıyor!" sözleriyle şaşkınlığını belirtmesi ve sonra da soluğu Moskova'da alması BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ kapsamındaydı!

Ya da BBC'nin programcısı Max Keiser'in "Programı bıraktım. 'İsrail hakkında sakın konuşma' telkinlerinden bıktım usandım!" demesi ve hemen aforoz edilmesi bizde olmayan ÖZGÜRLÜĞÜN dışa vurumuydu!

Tabii bütün bunlar bir yalandı! Medyayı ellerinde tutan Yahudi birkaç aile ve arkasında Türkiye'nin kontrolünü bırakmak istemeyen İngiltere Kraliçesi vardı!

Biz hem bu denklemi bilmiyor hem de içerideki SEÇİLMİŞLERİ ıskalıyorduk! Kraliçe'nin kimlerle nasıl yürüdüğünü anlamadığımız için de otomobili deviriyor, bir de fatura ödüyorduk!
Erdoğan'la bunu ilk kez aştık!

Her saldırı püskürtüldü! Oslo'nun sızması, 7 Şubat kumpası, Gezi kalkışması, 17 ve 25 Aralık darbe planları hep bu merkezin verdiği rollerin başka başka gruplar tarafından yerine getirilmesiydi!

Türkiye'nin Türkler'e geçmesine asla izin vermek istemiyorlardı!

Onları izin verdiği ölçüde büyüyecek, onların istediği şekilde borçlanacak, onların istediği şekilde inanacak ve en önemlisi onların istediklerini öğrenecektik!
Soru sormayacak, perdeyi aralamaya kalkmayacaktık!
Kraliçe'nin yüzüyle karşılaşmayacaktık!

Solcuların ya da sağcıların Londra'dan yönetildiğini göremeyecektik! İnanılmaz bir illüzyonla çevrelenmiştik! Sağdan da gitsek soldan da gitsek aynı yere çıkıyorduk!
Üçüncü bir seçenek yoktu! Bu ülkenin çocukları Buckingham'da çizilen kaderi yaşamak zorundaydı!
Kimse buna itiraz etmiyordu! 16 imparatorluk kurmuş bir neslin evlatları bunu duymuyor, görmüyor ve gereğini yapmıyordu! Kör ve sağır olarak gidiyorduk! Nereye gittiğimize de onlar karar veriyordu!

Silkinip kendimize gelmeliydik!

Bunu yapacak milli kimliğimiz ve şuurumuzda gedik açılmıştı!
Maçlarda marş söylemekten öteye geçemiyorduk! Siyaset, ordu ve üniversiteler ÜLKEYİ NASIL BÜYÜTÜRÜZ'e kafa yormuyordu! Herkes günü yaşama derdindeydi! Zaman dolduruyorduk!
Biz böyle yaşarken onlar içeride de durmadan örgütleniyordu!
Mekanizmaları hiç aksamıyordu!
Başka başka aktörlerle geliyorlardı!

Karşılarında sadece Erdoğan vardı! Amaç onu yıpratmak ve safdışı bırakmaktı!
Çünkü Türkiye'ye biçilen role ondan başka itiraz eden bir siyasetçi yoktu!
Herkes küçüklüğe ve kimliksizliğe dünden razıydı!
Bu yüzden paslı bir ittifaka giriştiler!

Çok farklı kıyafetlerdeki insanlar elele verdiler! Yakında daha net ortaya çıkacak! "Kayıt arşivindeki bolluğuna rağmen" ne yapacaklarını bilemiyorlar! Kafaları karışık! Tapelerin, montajların sonuç vermediğini gördükleri için başka bir MODELLE gelmeyi tartışıyorlar!

Bu kez ittifaklarına DOST TANIMINA uyanlar da katılacak!

Sadece şu an Erdoğan'ın karşısına doğrudan çıkmayı risk olarak görüyorlar!
Zamanın akması, şartların olgunlaşması için pusudalar!

İlk kez KADIN SÜRÜCÜ yani KRALİÇE fatura ödemek üzere!

Elini cebine attığı zaman asıl adamları o zaman ortaya çıkacak!
Şimdikiler uvertür!

Biraz daha bekleyin! "Bu da değil artık!" diyeceğiniz ortaklıklar gün ışığına çıkacak!
Hiçbiri uzak değil!
Etrafımızda!

Yakınımızda!
 
 

Yorumlar 

 
0 #2 Abdülhamidin Korku İmparatorluğu 10-08-2014 00:12
Abdülhamidin Korku İmparatorluğu, Bekir Hazar

Abdülhamid Han'a "Katil, "Diktatör" diye saldırıyordu yerli satılmış medya. Mason yazarlar "Derhal hal edilmeli" diyordu. Bir Türk Diplomatı New York Times'a "Abdülhamid'in korku imparatorluğu sona erdirilmeli" manşetini atıyordu.

Enver Bey Le Matin muhabirine "Abdülhamid'in tahtta tutulması vatanın mahvolması demektir. Bu korku imparatorluğu bitmeli" diye demeç veriyordu.

Tevfik Fikret "Sis" adlı şiirinde kilitlenmiş ağızlardan bahsediyordu. "Bar-ı hazerle iki kat gezmeye me'luf" diyordu bir mısrasında. "Korku yükü altında gezen Osmanlı kent sakinleri" diye sallıyordu. Avrupa basını sayfalarına taşdı bu "Korku" ile gezmeyi.

Kasım 1899'da bir kısım entelektüel Türk, İngiliz elçiliğine ziyarete gider.
İngiltere'nin, Güney Afrika'da başlayan yeni savaşta Bolerolara karşı verdikleri ŞANLI savaşı yürekten desteklediklerini ilan ederler.

Ardından "Korku imparatorluğunda" yaşadıklarını anlatırlar İngiliz elçisine.

Paris'te Jön Türk hareketinin liderlerinden Sabahattin, batı basınına ve İngiliz medyasına çağrılar yapar."Gelin Abdülhamid'in korku imparatorluğunu birlikte yıkalım" der.

Nice sadrazamlar, paşalar, şairler, yazarlar, gazeteciler masonlar, sanatçılar sıraya girer.

En çok tercih ettikleri medya ise İngiliz basınıdır.

Abdülhamid'in korku imparatorluğunu yıkacaklar, Devlet-i Aliye'yi bir dünya devi yapacaklardır.

Söylemleri budur... Ve dediklerinin bir kısmı olur. "Korku İmparatorluğu" dedikleri Abdülhamid dönemini bitirirler Londra'daki Kraliçe ve İngiliz basının desteği ile.

Ama bu eylemleri bir İMPARATORLUĞUN paramparça olmasına, bir SÜPER GÜC'ün cüceleştirilmesine yol açar.

Korku İmparatorluğu'nın başındaki adama "Senden kurtulduk" demek üzere bir ÇATI heyeti kurmuşlardır.

Bahriye nazırı Arif Hikmet Paşa, Arnavut milletvekili Esad Toptani, Katolik Ermeni Aram Efendi, Selanikli Yahudi Emanuel Karasu'dan oluşmaktadır bu korkuları bitirecek ÇATI tebliğ heyeti.

Bu vatanın bir karış toprağını vermediği için böyle bir ÇATI ile indirirler Abdülhamid Han'ı.

Sayelerinde 16 Devlet kurmuş Türklerin toprakları neredeyse 16'da 1'e düştü de rahatladık şükürler olsun.
 
 
+1 #1 10 Ağustostan sonra daha da değişecek... 08-08-2014 08:57
Ergün Diler, Oyunu bozun!

Türkiye çok önemli yıllarını etkileyecek bir seçime giderken içeride birileri hala tabloyu görmemek için direniyor! "Müslümanlar aptaldır!", "Ne de olsa varoş bunlar!", "Bu insanlardan ne beklenir ki!", "Şimdi benim oyumla bunlarınki bir mi!" gibi aptallıkların içinde debelenip batıyorlar!

İşte bizim içinden çıkamadığımız fotoğraf bu!
Bu ülkenin çocukları kendi milletinden, kendi geçmişinden kendi kökünden kopuk!

Bunu da ellerine geçirdikleri ilk fırsatta hiç çekinmeden dile getiriyorlardı! Bu saldırı çoğu zaman MEDYA MENSUBU şemsiyesi altında yapılıyordu!

Bizim tarihimiz, BATI'ya gidip aklını ve kalbini oralarda bırakanlarla doluydu!

Hafta sonları Kilise'ye ya da Havra'ya gidenleri örnek almak, onlar gibi yaşamak, onlara benzemeyi GELİŞMİŞ ZEVK olarak görmek bir ayrıcalıktı! Bu kulüp mantığı içinde kendini üstün görmekti! Böyle alışmışlardı sonuçta!

İşte bizim okullarımızdan çıkan çocukların önemli bir bölümü İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan gibi düşündü ve yaşadı!

Camiden çıkana tepeden bakıp, okullarına gelen KARDİNALİ ayakta alkışladı! Tabii ki hepsi değil!

Ama sistem buydu! Çocukların bir suçu yoktu! Ana babalar ellerinden tutup PAPAZ okullarına yavruları götürüyordu! Oradan gelmeyince de HAYATTA BAŞARI şansı düşüyordu! Medya, iş dünyası ve siyaset bunlara özenle yer açıyordu!

Kafalar işgal edildiği için de ülkenin kontrolü kusursuz bir operasyonla sağlanıyordu! İsmi, cismi Türk olanlarla dışarıya bağlanıyorduk!

Ortada John, Hans, Tom, Moşe yoktu ama dışarıdan KOMUT ALMA hali devam ediyordu!

Osmanlı gerilemeyi durduramayınca YENİLİK olarak BATI sistemine başvurdu! Aynı sistem bir süre sonra DEVLETİ ortadan kaldırdı! Cumhuriyet'i getirdi!
Cumhuriyet harikaydı ama sonuçta arkasında İNGİLİZ parmağı vardı!
Türk işi yapamadık! Tıpkı bizim SOL gibi! Zorunluluktu bu! Kim olsa aynı şartlarda yaşamaya mecbur olacaktı!

Egemen güç İngiltere'ydi ve istediği oluyordu! Planı yapan, bize küçük, iddiasız, içeride kavga eden, parasız, yoksul ve çok parçalı bir YAPI bıraktı!

Bu, BÜYÜMEMEK için atılan çok akıllıca bir FORMATTI!
Cama yapışan sinek gibiydik!

Kurtulmaya çalıştıkça camda köşeden köşeye sürükleniyorduk! Bir süre sonra hayatı camın yüzeyi sandık! Gerçek değildi bu ama göremiyorduk! Oysa geldiğimiz ve geride bıraktığımız tarih dibimizdeydi! Aklımızı kullanmak yetecekti! Düne kadar yapamadık!

Yaptırmadılar!

1948'de İsrail'i Ortadoğu'nun tam ortasına yerleştirenler kendi kadrolarıyla Türk Devleti'ni de ele geçirdi! Öyle bir plan vardı ki ne içeride İsrail'i ne de dışarıda İngiliz'i görebiliyorduk! İsrail'i var eden akıl, seçtiği ailelerle İstanbul ile Ankara'yı Tel Aviv'e bağladı! Bütün kurumlarımız böyleydi! Zaten bunu sorgulayacak bir AKLIMIZ ve MEDYA DÜZENİ yoktu!

Magazinden başımızı kaldıramıyorduk!
Kurtulanlar ise FUTBOLLA esir alınıyordu!

Kraliçe'nin dünyada uyguladığı sistem en iyi şekilde Türkiye'de işliyordu! Müstemlekeydik, haberimiz yoktu! Para onlarındı! İhtiyacınız olduğunda koşup gelenler de onların adamıydı! Dün İngiltere'de yaşayan Yahudi bankerler, bugün de onların kurduğu ama isimlerinin yazmadığı IMF gibi kuruluşlar geliyordu!

PARA sopaydı! Bizi onunla terbiye ediyorlardı! Dayağı yedikçe içimize kapanıyor, birbirimizin boğazına yapışıyorduk!
Parayla gelenler kendilerine bağlı inanılmaz bir sınıf yaratmıştı!

SOLda, SAĞda, MUHAFAZAKAR kesimde, her yerde en etkili kişiler bunlara sadıktı!

Ülkede kimin önü açılacaksa bunlar karar veriyordu! Eğer SOL yürüyecekse gelen SOL bunlarındı!

İsim vermiyorum ama SAĞ için de çok kullanışlı adamları vardı! Bütün bu aktörler Türkiye'nin ENERJİ meselesini "halletmemek" için hazırda bekletiliyordu! Enerji ile buluşmak için İngilizler'in kurduğu sistemin değişmesi ve TÜRK MODELİNİN gelmesi gerekiyordu! Ama peşinden koştuğumuz kafatası milliyetçiliği ile karşılığı olmayan LAİKLİK buna izin vermiyordu! Durum böyle olunca ne İsrail'i, ne arkasındaki BARONLARI ve ne de tepedeki İngilizler'i görebiliyorduk! Kontrolün bizde olduğunu sanarak yaşıyor ve her türlü operasyona kolayca boyun eğiyorduk!

Şimdi işler değişti!

10 Ağustos'tan sonra daha da değişecek...
 

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“İsrâfa ve gurura saplanmaksızın yiyiniz, içiniz, giyiniz, sadaka veriniz.” (Buhârî, Libas, 1; İbn-i Mâce, Libas, 23)