DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Gönül Kimyası KENDİNE BENZEYENİ SEVERSİN

KENDİNE BENZEYENİ SEVERSİN

Yazdır

İnsan kendine benzeyeni severmiş, kendisine benzemesede zamanla sevdiğine benzermiş.

Senin cismin nur, benim cismim nar. Eşya ki zıddıyla kaim.İnsan ki en çok kendine zıt olana ilgi duyar. Sen nur ben nar, birbirine uzak ama birbirine yaklaşma himmetinde. Bütün zıtlıklarla gelmeye çalışıyorum sana,ne olur uzak durma. Nur narı da dize getirir. Tıpkı evvel vakitte Hz İbrahim için dize gelen Nemrut’un devasa ateşi gibi. Âlemin yaktığı ateş Hz İbrahim’in nurunda güle dönmüştü. Ateş nedir ki yaratılan olduktan sonra, yaratıcı imana karşılık gül eylemezmiydi narı.

Özümdeki ateşle sana geliyorum, gül eyle beni imanın gücüyle. Uzak olma bana uzaklığı bekleme benden. Kerem et sana gelmeye çalışan bu köleye.

Nurunun resmini çizemiyorum, hasretinden uzaklığından dertlenişimi yazamıyorum. Ateşim beni sadece benliğimi yakarken yazabildiğim tek şey sana yakın durmak.

Secdelerim seni dilemekte, sabır tesbihim, ayrılığına çekilmekte.

Yangın yeri ömrümün ab-ı hayatı, ya sana yaklaşacağım ya da yangınımda kül olacağım. Nur'um kerem eyle,aşka perdeler gerip örtme aydınlığımı, bilirsin ki imanın ışığını aşk yansıtır.

Ölmüşte dirilmiş gibi şaşırtma ruhumu. Beni her geçtiğim yoldan bir daha geçirtme. Ben ki geçmiş yollarıma tövbeliyim, pişmanlığımdır beni ileriye götüren, gözyaşlarımdır nedametimi samimileştiren.

Şimdi en başında gibiyim yolun, korkuyorum yol ayırımlarından. Kararsızlık kast ediyor canıma. Yol ayırımları ki dizlerimin üzerine çöktürür. Yol aynı yol, başında aşk, sonunda ayrılık var. Ortası ise hep hasret hep hasret.

Şu yanan benliğimi senden gayrı hangi nur serinletir. Gözlerim ve gönlüm sana mühürlenmişken ve anahtarlar sana verilmişken hangi kapıyı çalayım. Her arayan bulmuş mudur aradığını ve her bulan aramışmıdır elde ettiklerini.

Öyle bir ateş ki benliğimde yanan, her dokunduğum benlimle yanıyor. Kimse yaklaşamıyor bana ben ise sana gelmek arzusundayım.

Kâr etmiyor teselliler, uykularım her gece benden kaçıyor. Bilirmisin kaç pervaneyi yaktım, kaç ümidi kül ettim yokluğunda.

Bu kadar gönlümde iken nasıl olurda benden bu kadar uzaksın. Uzaklık kelimesi âşıkların lügatinde yazılmaz. Hem âşık ol, hem uzak olma. Bense hem âşık hem uzak. Âşık değilsem neden bu yangın yahut âşık isem neden bu uzaklık.

Sana gelmek istediğimde neden adımlarım terk ediyor beni yahut neden bana dönmüyor adımların. Hayli zamandır seni çağırıyorum, aleve bulanmış sesimle.

İnan ki senden ayrı geçen her gün de başka bir tabiata dönüyorum. Ya soğuyor ya da üşüyor yüreğim, bazen ateşte hayata tutunuyorum. Bazen rüzgâr gibi esiyorum gittiğin yollara.

Dört tabiatın ana maddesi aşk, aşk dört tabiattan müteşekkil. O yüzden âşıklık halden hale girmektir. Bu gün ve bu gece ateş olmuş, sabırla kendimi yakıyorum, belki bir kulaç yaklaşırım sana diye.

Öyle ki artık sadece sana benzemeyi seviyorum. Senin gibi bakmak, senin gibi gülü koklamak senin gibi sevmek, senin gibi gelmek ve bir gün gideceksem eğer senin gibi gitmek.

Ben ki taklidin tahkikine yürümekteyim. Ayrılık yoluma çıkmış ne gam yolum sana çıkacaksa dört mevsim yürürüm yollarında.

Sadiye Erol Aykaç

 

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“İsrâfa ve gurura saplanmaksızın yiyiniz, içiniz, giyiniz, sadaka veriniz.” (Buhârî, Libas, 1; İbn-i Mâce, Libas, 23)