DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Kıssadan Hisseler MISIR'DAKİ HAZİNE

MISIR'DAKİ HAZİNE

Yazdır

Bağdat'ta büyük mîrâsa konmuş bir adam vardı, kısa zamanda onca serveti saçıp savurdu, yoksul ve muhtaç bir hâle geldi. Miras malın vefâsı yoktur, insana fayda vermeden geçip gider. Mirasa konan malın kıymetini bilmez. Çünkü onu hiç emek sarf etmeden elde etmiştir.

Mirasyedi fakirleşip sıkıntıya düşünce, el açıp Allah'a yalvarmaya başladı. Günlerce yalvardıktan sonra nihâyet bir gece rüyâsında: 'Rızka kavuşman için Mısır'a gitmen gerek, orada büyük bir hazîneye ulaşacaksın.' denildi.

Adam uyanınca hiç vakit kaybetmeden Mısır'ın yolunu tuttu. Bu uzun mesâfe ona çok ağır gelmişti. Aç, susuz, bitkin, bir haldeydi. Günlerce perişan bir vaziyette, Mısır sokaklarında dolaştı. Ne bir parça ekmek bulabildi, ne de hazînenin izine rastladı. Nihâyet dilenmeye karar verdi, gündüz utandığı için geceleri dilenecekti. Gece olunca sokaklarda dolaşmaya başladı. Tesâdüf bu ya o sırada Kahire'de hırsızlar çoğalmıştı. Bekçi onu yakaladı, hırsız sanarak güzelce bir dövdü. O zaman acemi dilenci, zavallı yoksul: 'Ne olur vurma. Mesele çok başka. Dövme, sana işin gerçeğini söyleyeceğim!'diye feryad etti.

Bekçi: 'Peki söyle bakalım, gecenin bu vaktinde burada ne arıyorsun? Belli ki yabancısın. Sakın yalan söyleme, bana doğruyu söyle.' dedi.

Adam yeminler ederek olanları anlatmaya başladı: 'Ben ne hırsızım ne de yankesici, garip bir Bağdatlıyım.'diye başlayarak rüyasını ve aradığı defîneyi anlattı.

Bekçi onun doğru söylediğine inandı: 'Bre ahmak sen nasıl akılsız bir adamsın ki bir rüyâya inanarak, bir hayâle kapılıp buralara kadar gelmişsin! Ben yıllardır Bağdat'ta, falan mahallenin falan sokağındaki evin şurasında bir defîne vardır diye görüp dururum. Hiç böyle şeye inanılır mı? Bre akılsız adam, yürü git bir daha da gözüme görünme. Yoksa elimden bir daha kurtulamazsın.'dedi.

Bunları duyan adamın sevincine sınır yoktu, çünkü bekçinin tarif ettiği ev Bağdat'ta bulunan kendi eviydi. Koşarcasına Bağdat'a doğru yola çıktı. (Mesnevî, C. VI, beyit: 4206 vd.)

AÇIKLAMA:

İnsan oğlu bâzan ham bir hayal peşinde koşmaktan kendini alamaz. Kimileri de elindeki kıymetin, evinin içindeki hazînenin farkına varamaz da diyar diyar dolaşıp durur. Hz. Mevlânâ defîne peşinde koşan adama şöyle söyletir: 'Meğer ben defînenin başında yoksulluktan ölmüşüm de haberim yok! Çünkü gaflette imişim, gaflet perdesi arkasında imişim.'

Hikâyede olduğu gibi bâzan da çok yakınındaki nîmet ve imkânlara nice zahmetler ve sıkıntılardan sonra ancak kavuşabilir. Eh bu da bir şanstır, hiç yoktan iyidir.

Bu hikâye şöyle de yorumlanabiliyor: Aslında hazîne bir semboldür, ulaşılmak istenen şey aşktır, ilâhî aşk hazînesidir. Veya asıl hazîne kendimizdedir. Kendi içimizdeki hazîneye ulaşmayı amaç edinmeliyiz.'Bir ben vardır bende benden içeru'sırrı bu hazîneye işâret eder.

Son Güncelleme: Cumartesi, 26 Eylül 2015 00:53  

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe, 128)