DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Makaleler HİZMETTE FREKANS UYUMU

HİZMETTE FREKANS UYUMU

Yazdır
HİZMETTE FREKANS UYUMU
Hayrın olduğu yere, şeytan gelir kurulur.
Sevgi ve hakkâniyet hissedenler korunur.
 
Sesin perdesini belirleyen sayısal değere frekans denir. Frekansların uyuşmadığı yerde ton bozuk, cızırtı çok olur. Nedir cızırtı? Aşınmadan kaynaklanan ve kulak tırmalayan gürültü. Bir de insan ilişkilerindeki aşınmadan kaynaklanan ve gönül tırmalayan durum var ki biz ondan bahsedeceğiz. 

Birkaç kişinin bir araya gelerek, hayırlı bir işi ortaklaşa yürütmeye çalıştığı yerlerde, frekans uyumu son derece önemlidir. Lâkin frekans uyuşmazlığından kaynaklı cızırtılar, bilhassa Allah rızâsı için hizmet edilen her yerde kısmen hâzırdır ve şeytanın tezâhüratıyla sürekli sahadadır. Fıtratların farklılığı ve nefislerin kabarıklığı tarafından da körüklenince, bir ateşe dönüşür ve hayırları yakmaya başlar. Yangın çıkan yerde de huzur kalmaz.
Kimileri sert, kimileri pamuk, kimileri taş, kimileri sırça gibiyken… Duyarlısı, duyarsızı, sorumlusu, sorumsuzu, çalışkanı, tembeli, acemisi, ustası, biliri, bilmezi, dertlisi dertsizi, zengini fakiri hizmet etmek isterken… Herkesin yarası bir başka yerden açık ve herkes bir başka tavırdan alınmaktayken… Alı, moru, karası, beyazı rengârenk onlarca karakter, yüzlerce farklı ton varken… Kimileri bağırarak, kimileri susarak dövmekteyken… Kimileri gülerek kimileri kaş çatarak sevmekteyken… Yani insan sayısınca usûl, nefisler sayısınca ses varken, bu frekans uyumu nasıl yakalanır?
Öncelikle şunu herkesin hatırlaması lâzım: Allah rızâsını kazanmak adına hizmet edenlerin, dayanıklılıkta çelik gibi olma zarureti vardır. Kişiyi çelikleştirecek en önemli duygu da sevgidir. Gerçek bir sevgi, beraberinde fedâkârlığı, ölçülü bir toleransı, hakkâniyeti ve saygıyı getirir. Bu dört kavramın hayata geçirilebildiği yerde uyum; frekansların uyuşmadığı yerde ise cızırtı olur. O halde kişinin kendini bilmesi ve kendi fıtratıyla uyum içinde çalışabileceğine inandığı kimselerle bir arada bulunması, hem kendisinin hem de muhataplarının hayrınadır.
Eğer Allah için yapılan bir îkaz nefsimizi kabartıp zorumuza gidiyorsa, zaten hak ettiğimiz bir sözü işitmek bizi incitiyorsa ve her fırsatta kırılıp dökülüyorsak, fıtratımız sırça, sevgimiz hamdır. Bu durumda, kimseyi kırılmamızdan mes'ul tutmamamız, muhataplarımıza suç yüklemememiz icap eder. Bir kişinin, kendine âit kusurları görmezden gelip, her hatâyı muhatabına yüklemesi hem bencillik hem de çok ciddi bir gaflet ve mes’ûliyettir.
Sırça fıtratlı kimselerin öncelikle, her zaman okşanma ve takdir beklemenin ne kadar ütopik olduğunu kabul etmeleri gerekir. Bu fıtratta yaratılanların, eğer bulabilirlerse, kendilerine uyum sağlayabilecek, derya gönüllü, yumuşak lisanlı kimselere yakın hizmet etmelerinde faydalar vardır. Böyle kimselerin yanında bile kırılmaktan vazgeçemiyorlarsa, evlerine çekilip namaz ve dua ile hayra katkıda bulunmalarında, hizmetin zaman zaman çokça zorlaşan temposundan uzak durmalarında faydalar olur. Aksi taktirde hem kendileri gereksiz yere yıpranırlar hem de muhataplarına sürekli gönül yükü olurlar.
Bu bağlamda zaman zaman ayrılıkların, zaman zaman yer değişikliklerinin yaşanması, rahmettir. Tebdil-i mekânda ve tebdil-i arkadaşta, gizli ve açık nice hayırlar vardır. Nasıl ki radyodan sağlıklı bir ses çıkması için ayar yapıyoruz, bazen, hizmetlerin sağlıklı yürüyebilmesi adına da hiç çekinmeden ayar yapabilmek gerekir.
Bir kişinin, birkaç sene hizmet ettiği bir kurumdan kendi rızasıyla ayrılmasında ya da gönderilmesinde, yas tutacak, küsecek bir durum yoktur. Hatta bu tarz değişimler, bir insana ya da kuruma bel bağlamamak, bir beşere ya da makâma gereğinden fazla dayanmamak, bir fânîye lüzumundan fazla güvenmemek gibi erdemlere kapı aralar ve her iki tarafı da Allah’a daha çok yaklaştırır.
Zaten yangın yerine dönmüş olan Dünya’da, bir de fıtrat farklılıklarından kaynaklanan frekans problemleriyle kaybedecek zaman yoktur. O halde, gönüllerin daralmasına ve hayırlı işlerin tıkanmasına yol açan zorlama beraberlikler yerine, gönül ferahlatacak ve hayırların önünü açacak değişimlerin tercih edilmesi gerekir.
Önemli olan hangi dilde söylediğin değil, ne söylediğindir. Hakkı ve hakikati birkaç farklı dilden söyleyebiliyorsan, elbette bu aliyyül âlâdır; fakat kullandığın dilin, karşındaki kişi tarafından ne kadar anlaşıldığı çok önemlidir. Eğer kendi kendine konuşuyorsan, vermeye çalıştığın mesaj muhatabına ulaşmıyorsa, yani anlaşma yoksa uyum da olmaz.
Evet, lisan önemlidir ve leyyin bir lisan ile Peygamberî bir üslupla ikaz etmek, en güzelidir. Lâkin muhatabından Peygamber tavrı bekleyenlerin, kendi nefsine de Peygamber ahlâkına uygun davranmayı telkin etmesi gerekir. Namaz kılarken, seccâdesinin secde yerine ayakkabısıyla basarak geçen bir Müslümana kızdığı için “Sabır!” ikazına muhatap olanlar, o edepsizliği yapan Müslümana da “Edep!” ikazının yapılmasını haklı olarak arzu etmektedir. Bekletildiği için sabrı taşıp kızan birine, “Çok sabırsızsın, Peygamber böyle miydi?” diye soranların, bir de “Haklısınız, bekletmek peygamber ahlâkına uygun değildir, hata ettik.” demeyi denemeleri gerekir.
İşini eksik yapan birinin, “Ben bu hâlimden memnunum, tamam olmaya da niyetim yok” dediği yerde, işler her zaman yarım kalır. Yarım iş de hizmetin şânına yaraşmaz. Bu durumdan rahatsız olup uyaran kişiye “Abartıyorsun, olana şükret” demek yerine, “Evet, haklısınız. Zira Peygamber aleyhisselâm da vefat eden oğlu İbrâhim için kazılan kabirde bir açıklık görüp düzeltilmesini istemiş ve Allah, kul bir iş yapınca onu en düzgün şekilde yapmasını ister, buyurarak kabrin düzeltilmesini sağlamıştır. ” diyebilmek gerekir. (1) Hatanın kabûlü, haklı ve mağdur olan tarafı sâkinleştirir. Frekans uyumunu kolaylaştırır.
Allah rızâsı için gösterilen titizliği kapris ve huysuzluk olarak algılamak, abestir. İkazın uygun bir lisanla yapılması ne kadar sünnetse, ikaza mahâl vermeyecek bir hassasiyet sergileyerek, işini doğru düzgün yapmak ve birlikte çalıştığı arkadaşını yormamak da o kadar sünnettir. Herkesin aşkla ve şevkle işine odaklandığı bir hizmet ortamında, nefislerin birbiriyle uğraşmaya zamanı kalmaz.
Kendi nefsi için hassas olanların, muhataplarının nefsi ve Allah rızâsı için de hassas olması çok önemlidir. Bu inceliklerin devreye giremediği, gereksiz alınganlıkların ve tavır almaların baş gösterdiği yerlerde, gönüllerin temelli soğumasındansa, vakitlice helâlleşip çevre değiştirmek ve farklı alanlarda hizmete yönelmek en iyisidir. Zaten ayrılmak, ayrılığa düşmek değildir. Nice ayrılmalar, daha kuvvetli berâberliklere vesile olur. Nice bir arada görünenler ise hakikatte ayrıdırlar.
Hizmet ortamlarında nefsiyle değil, rızâya ermek arzusuyla bulunmak lâzımdır. Hüsn-ü zanda sebat ve tekâmüle niyet şarttır. Zaten, sevgide kemâle eren ve birbirini her türlü çıkar duygusundan arınmış olarak sadece Allah için sevenler arasında, frekans uyuşmazlığı da pek yaşanmaz. Gelin görün ki bu ideal hizmet arkadaşlığı, her kula nasip olmaz.
Allah her bir hizmet erini hakikatli sevgiyle nasiplendirsin. Yük hafifleten, yormayan, kırmayan ve kırılmayan arkadaşlar olmak güzelliğine her birimizi erdirsin. Âmin.
1- İbn-i Sa'd, Tabakat c.1, s.131-144
 
 
 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.” (Âl-i İmrân, 118)