DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Üç Elbise

Yazdır

Her Müslüman’ın, her insanın hayatında unutamadığı üç elbisesi vardır.

Bunlardan birincisi evlendiği gün giydiği elbise olan gelinliktir. Gelinlik, genç kızlarımızın daha evlenmeden gündemlerinde, gönüllerindedir. Delikanlılar da damatlık beyaz gömleklerini itina ile muhafaza ederler.

İkincisi ise hac ve umrede giyilen ihramdır. Birçok Müslüman yıllarca bunun duasını yapar: “Ah bir ihram giyebilsem, Lebbeyk diyebilsem, Kâbe’yi görebilsem, ziyaret edebilsem” diye o günlerin hayalini kurarlar.

Üçüncü elbise ise öldüğümüz gün giyeceğimiz kefendir.

Bu üç giysinin insan hayatında ayrı bir yeri vardır. Her bir giysinin farklı bir misyonu, farklı bir mesajı vardır.

 Evlendiğiniz gün giydiğiniz elbiseyle baba evinden eşinizin evine gidersiniz.

 Hacda umreye giderken giydiğiniz ihramla kendi evinizden Allah’ın evine gidersiniz.

 Üçüncü olarak giydiğiniz kefenle dünya evinden ahiret evine gidersiniz.

Ancak dördüncü bir elbise vardır ki o olmaksızın bu üç elbise ile korunamazsınız.

 Bu üç elbise yeterli gelmez. Dördüncü bir elbisenin peşinde olmak lazım.

 Dördüncü elbise nedir? Araf Suresi’nin 26. ayetinde belirtilen “Takva elbisesi”dir.

Ben bunu bir hac sırasında anlatıp arkasından hacı adayı kardeşlerime dedim ki: “Bakınız, ta Türkiye’den kalkıp buraya geldiniz, çok zahmetler çektiniz. Yıllarca belki bugünü beklediniz. Size tavsiyem takva elbisesini almadan Türkiye’ye dönmeyiniz.

Takva elbisesi olmaksızın günahlardan korunamazsınız. Sizi her türlü kirlilikten, çirkinlikten, çarpıklıktan, yanlışlıktan koruyacak olan takva elbisesidir.

Tavsiyem ne yapıp edin dönerken takva elbisesi alın. Ben biliyorum sizin ticaretten anladığınızı, alışverişi becerdiğinizi, Türkiye’den gelen hacı ve umrecilerin bu konuda ne kadar mahir olduklarını biliyorum. Gösterin maharetinizi şu elbiseyi temin ediniz.”

Sohbetimi biraz da ironik bir cümle ile bitirdim. Arafat vakfemizi yaptıktan sonra Ahmet Bulut Hocamla Mekke’de karşılaştık. Beni görünce; “Hocam, Allah hayrını versin. Sen sizin hacılara ne anlattın? Sizin hacılardan birkaç kişiyle geçen karşılaştım. Bana ‘Ramazan Hoca bize bir elbise tembih etti. Aradık taradık, bulamadık. Bize yardımcı olur musun?’ dediler” demez mi...

Ben de dedim ki: “Ben konuşmalarımın biraz etkili olduğunu biliyordum ama bu kadar etkili olduğunu bilememiştim. Beni anlayamadılar. Bir kişi anladı o da yanlış anladı.”

Ramazan Kayan

 

 

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

“Müʼmin, bir bal arısına benzer. Temiz olanı yer (yani helâl yer), temiz olan şeyler ortaya koyar (yani Hakkʼın rızâsına uygun olan işleri yapar, sâlihlerle, sâdıklarla beraber olur), konduğu yeri ne kırar ne de bozar (orayı ihyâ eder).” (Ahmed bin Hanbel, II, 199)