DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Gönül Kimyası Aşk… Ahh…Aşk…

Aşk… Ahh…Aşk…

Yazdır

Bezmi elestte sana hayran olmuşuz Ebedi Sevgilimiz.
Dünya sevgisinden ayır kalbimizi, Senin İlahi aşkınla dolsun. 
İçimizdeki sevgi; saf ve tertemiz. Menfaatsiz, beklentisiz, çocuk kalbindeki masum sevgiler gibi…
Cennet sevdasıyla yada cehennem korkusuyla değil, taze bir bebeğin annesine duyduğu özlem ne ise, biz de onu duyuyoruz. Ney sesinin verdiği huzur ile elest bezmini hatırlıyoruz. Anımsatıyor bize ne için yaratıldığımızı. Geçmişten bir seda idi, kulaklarımızdan gönlümüze giren ve gönlümüzü titreten. Görmeden sevdiğimiz Mevlamız…Ebedi Sevgilimiz…
Biz sende tamamlandık. Zerreydik. Bütün olduk. Yarımlığımız bitti. Aşkına aşık olduk. Aşkınla var olduk. Bundandı belkide diğer aşkların yarım kalışı…Vuslatsız aşkların sırrı Senin Vuslatına ermekti belkide…

Biliyormusun, hüzünlermiş bizi sana yaklaştıran sır. Ne zaman rahatlasak, senden uzaklıkla imtihan oluyoruz. En acısı da bu biliyormusun…Senden uzak kalmak. Hasretinde ateşi varmış, yakıp kavuran bir ateş ve acı. Aşıkların neden gözleri yaşlı olurmuş, sonbahar yağmurları gibi.Toprağın yanan bağrını gözyaşları dindirirmiş.
Gecelerimizde Sen varsan kaybetmedik.
Ömrümüz bereketlenir.Öyle bir pencere ki bu, gecelerde tüm aleme bir davet var …
Aşkınla demli olanlara açılan bir seda bu.
Hiç istemezler sabah olsun. Sabah olması Sevgiliyi paylaşmak demek.
Gündüzler de, öyle bir gürültü olur ki, Sevgiliyi hissiyatımızda duymamız zorlaşır. Ancak namaz zamanlarında hasretimiz diner.
Geceler öylemi ya… 
Geceler hasretin değil, vuslatın yoğun yaşandığı bir dem…
Allah dostlarından uzak kalmak aşkımızın ateşini azaltıyor. Bizim dinimiz sohbet dini. Peygamberimiz H.z Muhammed {s.a.v} sahabelerine yaptığı sohbetleri ile elmaslar haline gelmelerine vesile oldu. Ya bizler sohbetsiz nasıl canlanırız.
O aşk dolu gözleri seyredemedik. O gözlerde neler gördüler kimbilir; H.z Ebu Bekir{r.a.},H.z Ömer {r.a.}, H.z Ali {r.a.}, H.z Zeyd {r.a.}, H.z Hatice {r.a.}, H.z Aişe {r.a.}, H.z Fatıma {r.a.}, H.z Hüseyin {r.a.}, H.z Hasan {r.a.}, H.z Caferi Tayyar{r.a.} ,H.z Sad bin ebi Vakkas {r.a.}, H.z Bilal{r.a.},H.z Hamza {r.a.}, H.z Ukkaşe {r.a.}
H.z Habbab bin Eret {r.a.}…
Ne olaydı bir kez göreydik rüyamızda, o aşk dolu gözleri…

Gönül dostu ile sohbet; pillerin iki kutbu bir araya gelince nasıl enerji üretirse, gönlü ilahiaşk ile yanan dostlar ile sohbette bizim gibi ışıksız, aşksız kalmışlara demdir, ilaçtır, şifadır.

Yüreğimiz kanatlanır coşar.
Bulut oluruz.
Damlalar buharlaşır .
Yeryüzü zindanından bir pencere bulur, özgürlüğe kanat çırparız.
Öyle bir iksir ki bu sevda…
Mekke’de başladı. Medine’den tüm dünyaya dağıldı. Güneşimiz doğmamış olsa idi nereden bilecektik aşkın sırlarını. Peygamberimiz H.z Muhammed {s.a.v} aşk için yaratılmıştı. Sen olmasan onsekiz bin alemi yaratmazdım demişti, Ebedi Sevgilisi.
(Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim Senden daha sevgili hiç bir şey yaratmadım Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım) [Mevahib-i ledünniyye]
Hira’da buluştular. Aşk ile yanan gönlü uzaklaştırdı, O’nu; ailesinden, evlatlarından, akrabalarından, dostlarından.
Hira’da sakinleşti. Müjdelendi.
Şükür makamını tattı.Maşukluğun,Naz makamının sırlarını keşfetti. 
Nasıl şükretsek azdır gönül nimeti için.
Gönül olmasa idi nasıl bulurduk Ebediyyet sırlarını.
Bir aşk ile Allah nidası, gönüldeki tüm dertleri sıkıntıları pasları temizliyor.Yüreğimiz kaynıyor, ağyardan ne varsa yakıp yok ediyor.
İnsan bir fener gibi yanmazsa rahat bulamaz. Gönül fitilini tutuşturacak aşkîler lazım.Bir mum bin mumu tutuşturur. Sönmeyen bir nur aleme yayılır.Önce gönüller aydınlanır . Zulmetler yok olur. Dalga dalga bu nur tüm aleme yayılır. 
Dünya karanlıklardan kurtulur. Barış, kardeşlik,dostluk hakim olur.
Kapılar kilitlenmez artık, çünkü hırsız kalmamıştır, herkes zengindir.


 

Aşk yoksa Namaz ruhsuzdur
Aşk yoksa Yemek tatsızdır
Aşk yoksa Meclis feyizsizdir
Aşk yoksa Çocuk neşesizdir
Aşk yoksa Evlilikler, soğuk-robotvaridir.
Aşk yoksa Sanatlar devamsızdır
Aşk yoksa Secdeler açılmayan kapılardır
Aşk yoksa Hac turizmdir,seyahattir.
Aşk yoksa Mesafeler çoktur
Aşk yoksa Ruhlar uzak birbirinden uzaktır
Aşk yoksa Ümmet peygambersizdir
Aşk yoksa İstanbul ilimsizdir
Aşk yoksa Türbeler garip, ziyaretçisizdir
Aşk yoksa Yollar zikirsiz, korna gürültüleri doludur
Aşk yoksa Eyüp Sultan tanınmaz
Aşk yoksa Aziz Mahmut Hüdayi’nin kalbiyle ısıttığı su anlaşılmaz
Aşk yoksa Merkez Efendinin merkezi bilinmez
Aşk yoksa Şehidin kurbanlığı anlaşılmaz
Aşk yoksa Gelinlerin kınası bilinmez
Aşk yoksa Kurban bayramının hakikati nereden bilinir
Aşk… ah… aşk…
Aşk yoksa Kelebek neden ateşe atlar bilinmez
Aşk yoksa Bedenen kavuşamayan canların rabıtası nereden bilinir
Aşk yoksa Dört mevsimin hikmeti nasıl bilinir
Aşk yoksa Kabz ve bast halleri nasıl çözülür
Aşk yoksa Hasret ve vuslatın
Kerem ile Aslı’nın
Leyla ile Mecnun’un neden kavuşamadığı nasıl bilinsin
Leyla’dan Mevla’ya geçmenin tadını
Fenafillaha ermeyi, gönül haccını tadmayı
Bekabillah’ta hizmet aşkıyla tutuşup, Ebedi Sevgiliye; lekesiz, kusursuz,en nadide nakışlar ile en güzel çeyizleri (salih amelleri) hazırlamayı
Ölümün bu kadar güzel oluşu, Sevgiliye kavuşmanın heyecanı,
Kur’anın kölesi olmayı, H.z Muhammed (a.s)ın yolunun tozu olmayı,
Ezanların buluşma davetiyesi oluşları, sıcacık yataklardan o eşsiz davet ile Sevgilinin evine toplanıp, O’nun manevi ikramları ve aşkı ile nasiplenmenin güzelliğini nereden bileceğiz.


İlahiaşk ile Huzura erdik
Kamil insana mutlak sevgi ikramdır.
Çektiği ahların mükafatıdır
Aşık maşuğu ile buluşur
Damla deryada yok olur
Yüzünde güller açar
Gönül sarayı ağyardan temizlenir.
Açılan dua ellerine damla damla nurdan feyiz yağar.
Saatin tiktakları aşk aşk diye atar
Kuşlar nağmelerini aşk aşk diye öter
Allahım aç kapılarını
Allahım aşk kapılarını
Aç… 
Bizleri ilahiaşkın ile canlandır yeniden.
Yeni Fetihler nasip et.
İlahiaşkın ile dolsun cümle alem…
 

Neyleyim sen yoksan eğer, dünyanın servetini
Neyleyim sen yoksan eğer,ahretin cennetini
Neyleyim sen yoksan eğer, sahilleri,kırları
Neyleyim sen yoksan eğer, yazı, kışı, baharı
Neyleyim sen yoksan eğer, İstanbul’da
Ne de haklıymış meğer, Aşk uğruna yananlar…
Nağmelerini hatırlıyorum sadece… İşte… İşte … Bu anlardı…İlahi sevgiye, ilahi aşka yüreğimin kaydığı, manevi köprüden geçtiğim saniyeler…

Artık savaş bitmiş,huzur hakim olmuştu. Ve ben camdan dışarıyı farklı gözler ile seyreder olmuştum. Dünya artık gözlerime başka görünüyordu.Yüreğime taklidi olarak yaptırmaya çalıştığım ibadetlerin sevgisi,Mevlamın sevgisi tahkiki bir sevgiye dönüşüyordu. Özümde yanan bir ateş tutuşmaya başlamıştı.
Değişim demek buydu. Bir an da, bir nefes te,hiç beklenmeyen bir dem de…

Ey aşkını yüreğime kor bir alev gibi yakan Yar
Neyleyim Sen Olmasan dünyanın servetini
Neyleyim Sen olmasan ahretin cennetini
Neyleyim Sen olmasan sahilleri, kırları
Neyleyim Sen olmasan yazı, kışı, baharı
Neyleyim Sen olmasan İstanbul’da
Seninle güzel yaşamak
Seninle güzel nefes almak
Seninle güzel…Mevlam…



Bir Leyla Düşlemesi 

Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.
Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.
Mecnun’a özendik sevdamızı bir Leyla’ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab–ı hayattı aşkı filizlendiren.
Ferhat olup Şirin’ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla’ya, Şirin’e, Aslı’ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.

“Aşk” ile “ilgi duyma”nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin “Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!” dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.

Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.
Sonu “kaf”la biten, “aşk”ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye “aş” (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.
Mecnun’un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla’yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla’dır buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla’nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.

Biz sevemedik yaratılanı Yaratan’dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.
Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva’dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.
En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, “Ben sana âşık olmuşam ey şerif!” hitabının tatlı sıcaklığı vardı. “Levlake…” hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.
Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla’ya, son Leyla’ya, en Leyla’ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe’sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
“Kimsin?” diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık “benim” der. Ve tekrar seslenir sevgili. “Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular.” Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. “Sen’im” der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.
Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.

Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla… Buram buram hep Leyla… Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla’sıdır yağmurun; toprağın Leyla’sı yağmur…
Mecnun’a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk…

Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla’nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.
Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.
“Cennet gözlüm” dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza…
“Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!” deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla’nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla’yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla’dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?
Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün… Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla’dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun’a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. “Kusura bakma derviş baba, ben Leyla’nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla’nın aşkından beni nasıl gördün?”

Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla’nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla’ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla’ya uzanır.

İçinde yanan ilahiaşk ile kainatı tavaf etmeye başlar

Gönlünün sarayında büyük bir yangın yaşamıştır

ve

bir tek O(c.c) Sultanlığını ilan etmiştir….

Yüreğinde taşıdığı ebedi sevdayı ilmine akıtmıştır…

 

Artık sağ elimi kaldırdım(Mevlasından aldığı ilahiaşk enerjisiyle)
sol elimi daldırdım (Halka hizmet şuuruyla bir canı daha Mevlasıyla buluşturma şevk ve gayretiyle, eli Kârda gönlü Yar’da….)

Aşk-ı İlahi

Mahluk hilkâtine vesile benim, 
Zerrât ve gezegenleri döndüren, 
Mahlukta Hâkk’ın mührünü gösteren, 
Allah’a (c.c) muhâbbette zirve benim…

Kâinat dar gelir yerim gönüller, 
Benden nasipsize zordur ölümler, 
Nasiplime ölüm olur düğünler, 
Ölümü Şeb-i Arus kılan benim…

Fânilerde arama bulamazsın, 
İlâhiyse tadıma doyamazsın, 
Yerime hiçbir şeyi koyamazsın, 
Kâinatın özü odağı benim…

Kırmızı güldeki saklı mânâyım, 
Gözlerde damla gönülde deryayım, 
Neyin hasretle dolu feryadıyım, 
Kulu Mevla’ya ulaştıran benim…

Bülbülü güle tutsak eylemişim, 
Numunemi faniyle göstermişim, 
Gülün kısa ömrüne yetmemişim, 
Bülbüle serenât yaptıran benim…

Mecnun’un Leyla’da aradığıyım, 
Ferhat’ın Şirin ile yandığıyım, 
Kerem’im Aslı ile andığıyım, 
Fani muhabbette aranan benim…

Adem’e (a.s) Havva ile göründüm, 
İblis’in iddiasıyla ölçüldüm, 
Tövbe gözyaşıyla dirildim, 
Habil’i Kabil’den ayıran benim…

Nuh’un (a.s) gemisi benimle yükseldi, 
Tufanın öfkesi sayemde düzeldi, 
Balığın karnında Yunus (a.s) seslendi, 
Çareyi imdada koşturan benim…

Ad da Semud da beni tanımadı, 
Bana çağrılınca kulak asmadı, 
Beni unuttu da çaresiz kaldı, 
Yerine musibet getirilen benim…

Musa’nın (a.s) Tur Dağında düştüğü, 
Yakub’un (a.s) Yusuf (a.s) ile güldüğü, 
Nemrut’un İbrahim’den (a.s) ürktüğü, 
Kıssaların ardındaki asıl benim…

Aziz Mahmut’a Hüdâi dedirten, 
İbrahim Ethem’i tahttan geçirten, 
Oğlundan vuslatta yüz çevirten, 
Uğrunda dünyadan geçilen benim…

Ahmed’i (s.a.v) âlemlere rehber eden, 
Mevlana’yı insanlara sevdiren, 
Yunus’a Tabdug ile huzur veren, 
Sebepler ardındaki sırlar benim…

Mu’sab’ı (r.a) her şeyinden geçirtenim, 
Zeyd’i (r.a) taşlar önünde set çekerim, 
Hamza’yı (r.a) şehitler piri edenim, 
Yollarında canlar verilen benim…

Allah’ı idrakte en üst noktayım, 
Gönlün kendini bulduğu safhayım, 
Can kafesindeki kalbi saftayım, 
Beden ölse de ebedi yaşarım, 
Zira aşktır adım, bendeniz AŞK’ım…..

Şair:Adem Kaçar
 

Aşk

Tarifi olmayan lezzetlerin en üst seviyesi,
Kelimelerin aciz kaldığı üç harf.
Girdiği gönülleri altüst eden kulağı sağır gözü kör eden aklı gideren 
akıl alırmı aklı gidereni 
aklı gideriyor ama gönül direniyor 
direnirken yanıyor yandıkça direniyor 
aşka yürekmi dayanır yanıyor gönül cayır cayır kül oluyor.
Kül gönülde hastalıkmı kalır tertemiz bir gönül ve Aşk yerleşiyor oraya.O gönül gül oluyor sonra kul 
Ruh haykırıyor aşk aşk diye.Nerdesin aşk kimin gönlündesin kimi yaktın ezelden bugüne,
hangi yürek dayandıki buna nerde o aşk nerde
çöller gezen mecnundamı 
dağları delen ferhattamı
Şemsde eriyen Mevlanadamı
Allah diyen dildemi o dil benim aşkım,
sırat-ı müstakimde yürüyen ayakmı o ayak benim aşkım,
Zikir eden dudaktamı o dudak benim aşkım,
Allah diyen yürektemi o yürek benim aşkım.
Öldür nefsini artık ne verdiki bunca zaman.
Mevlam aşkı yaratmış aşkla bulalım diye.
Allah aşkla bulunur.Aşktır ibadeti ibadet yapan.Aşktır kulu kul yapan.Aşktır kula Maşuğu bulduran
Aşkın varsa bulursun kurtulursun
Aşkın yoksa sen yoksun,yoksun!

Gel Beraber Yanalım..

Eğer ki O kerem sahibine firkat acısıyla yanarken biçare dilinle bir dem dahi “Hû” demediysen, kalbin zelzeleleri aşıkan meclisinde bikes olarak bitap düşmüş halde Rahim olana “Rabbim sana geldim” derken bir damla gözyaşını veremediysen..

Gel Beraber Yanalım..

Gözün açık iken bile uyanmamışsan, gönül kuşun ruh kafesinde çırpınırken bidayet ile hidayet arasında derbeder olmuşsan, aşk gönlüne düşmesine rağmen fermana teslim olmaya gücün yoksa..

Gel Beraber Yanalım..

Gaflet uykusu bir dilenci yapmadıysa halen seni, inzivayı halk içinde arıyorsan, kevseri dünyada, hakikati rüyada soruyorsan, letaiften ahfaya geçip, sırdan mehduş oluyorsan, fakirliği kabul ediyorsan..

Gel Beraber Yanalım…

Aşkın şarabını içmeden kendinden geçiyor, yunusun adını duyunca uçuyor, Mevlana ile dönüp, Arabi ile sönüyorsan, daha zaman var deme sakın, ölüm dediğin nedir, göz açmaktan başka, artık zaman geldi.. işte mahbub gidelim biz büyük aşka, var mı hakikatten daha başka…

Gel Beraber Yanalım..

Yanalım da “HÛ” ya kanalım, masivayı bırakıp Rahman ile dolalım, gerekirse aç susuz kalıp biçare bir nalân gibi solalım.. Düşten çıkıp aşıklar meclisine konalım…

Gel Beraber Bir Olalım..
 


 

Bir dem ki Huzura ermek 
Bir dem ki dertlerin yok olması 
Bir dem ki aşığın maşuğuna kavuşması
Vuslatı

Mevlam istedimki bu sayfayı 
sana olan özlemimi dindirebilecek bir hatırlatıcı yapayım,
istedim ki dağılan halimi toparlayabileyim,
istedim ki sana sevgimi 
dem dem gelip anlatabileyim 
hasbihal edebileyim ….


Senin aşkın öyle bir iksir ki Mevlam,
geldiği anda yürekte ne sızı,
ne hüzün bırakıyor….
Şiddetli bir kış geçiren yeryüzü nasıl ki 
ilkbahar neşvünemasıyla dirilirse 
senin aşkında
bela ile yoğrulan,
kışa dönen gönülleri 
bahar gülleri ile dolduruyor…
Sarmaşık gülleri sarıyor tüm benliğimizi 
öyle bir sarıyor ki 
benliğimiz senin aşkında yok oluyor eriyor….

Aşk: “SARMAŞIK”
BAŞI; “Karışık”
ORTASI; “Karmaşık”
SONU; “Karmakarışık”
Aşk: “SARMAŞIK”
“Aşk, muhabbetin seveni kavraması, bütün vücûduna yayılması âdeta onu SARMAŞIK dalları gibi kucaklamasıdır.”
“Aşk yapışkan bir bitkidir. İnsanların sevgisine aşk denmesi, kalbe yapışmasındandır.”(Ferra)
Bu yapışkanın adı; “SARMAŞIK” tır. Ve “Işk” kelimesinden alınmıştır. SARMAŞIK sarıldığı yeri nasıl kaplarsa, aşk da girdiği kalbi öyle sarar, sarmalar, kök salar. Kalpte yeşerir, zamanla sararır ve sâhib-i kalbi de sarartır. Aşkın kolları öyle güçlüdür ki; ne aşka tutunanlar, ne de aşkta tutuklu kalanlar ondan kurtulamazlar. Karışan kafalarında aşka dâir sonu gelmeyen sorular belirir.
Aşk mıdır cân u dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sînemin içre gelip câ eyleyen
Aşk mıdır boynuma takıp belâ zincîrini
Gezdirip Mecnûnleyin âlemde rüsvâ eyleyen
(Muhibbî)
Aşk; âşıkların ışığıdır. Bütün yangınların âteşidir. Mansur’un celladı, Şîrin’in Ferhad’ıdır. Halîl’in “Verd” i, Züleyhâ’nın “Derd”idir.
Aşk imiş ışık veren âşıklara
Aşk imiş âteş veren yanıklara
Aşk imiş derde bırakan dem’i
Aşk imiş deva veren âşıklara
(Hicrânî)


VE İNCE BİR nimettir! Ve dahi hikmetle anlaşılmaya, şefkatle sevilmeye lâyıktır. İbrahimî “Lâ uhibbu’l-âfilîn” feryadının üç harf ve altı noktaya dökülmüş halidir aşk.
Güzelliğe iştiyaktır ve hakikî güzeli gösteren bir pusuladır.
Batıp yitenin sevgili olamayacağını haykıran bir dellâldır.
Kalbimin ebedî aşk için yaratıldığını ve sadece ama sadece Ona ayna kılınan o kalbe, kaybolup giden zeval mahkûmlarının giremeyeceğini anlatan bir işarettir.
Aşk ile ebede yönelirim ve aşk gözyaşlarıyla Ebedî Sevgili’yi ararım.
Geldim Mevlam kabul edermisin bu aciz kulunu! 


 

Ey Allah’ım!..
Seni Seviyorum! Seni Seviyorum Allah’ım! 
Ne olur, ne olur sen de beni sev! Ne olur sen de beni sev!… 
Beni sevginle yaşat ve Sevginle canımı al! 
Sevginle dağıt bedenimi, Tekrar sevginle bir araya getir! 
Sevginle çıkayım kabirden, 
Sana koşayım yüreğimdeki sevginle! 
Ya Nur! Alemleri ve gönülleri aydınlatan, 
nur üstüne nur olan Allah’ım! 
Nurunla nurlandır yüzümü, 
Nurunla nurlandır bedenimi, 
Nurunla nurlandır yüreğimi… 
Ya Sultan! Kendine esir et beni! 
Ya Canan! Kendine meftun et beni! 
Ya Allah! 
Ya Allah! 
Ya Allah! 
Ey En Büyük Sevgili! 
Ben seni çok seviyorum yarabbi, ne olur sen de sev beni! 
Varsın hiç kimse bilmesin beni, 
Varsın hiç kimse sevmesin beni, 
Yeter ki sen sev beni Allah’ım, yeter ki sen sev beni!…. 

Neyleyim Dünyayı Bana Allah’ım Gerek
Neyleyim Ukbayı Bana Allah’ım Gerek
Neyleyim Sensiz Yazı Kışı Baharı
Neyleyim Seni Bilmeyen Bir Beni
Mevlam Cemalullahına kavuştur bizleri! AMİNNN

 

 

Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;  "Kim bana bir kitapta/yazıda salâvat-ı şerife getirirse benim ismim bu kitapta/ yazıda olduğu müddetçe melekler ona istiğfar getirmekten hiç ayrılmazlar."