DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Makaleler Mutsuzluk Alameti

Mutsuzluk Alameti

Yazdır

Aslında mutluluk ve mutsuzluk izafi şeyler olup kişilerden kişilere değişiklik arz eder. Onların inancı, sosyal durumu, kültürel yapısı ve aile statüsü gibi…durumlarla yakından ilgilidir. Meslek ve meşreplerle de yakın ilişkisi vardır. Mesela, bir kısım tasavvuf ehline göre mutsuzluğun belirtileri sıralanırken şu noktalara da yer verilmektedir:

a- Dünyayı sevip, ona bağlanmak ve bu yüzden de ahreti unutarak orası için hiçbir hazırlıkta bulunmamak.

b- Uzun yaşamak için çırpınıp durmak, ölüm içinse hiçbir hazırlık yapmamak,

c- Evini, çevresini bayındır hale getirdiği halde kabir için bir ışık hazırlamamak,

d- Paranın peşinden durmadan koşmak, haram-helal sınırlarına dikkat etmemek ve kıyamette bunların hesabının sorulacağını akla getirmemek,

e- Halktan birçoklarını sevdiği halde, Hak’kı sevememek…

Konuyla ilgili bazıları demektedirler ki: “Seven, sevdiğinin sözlerinden ve ondan söz edilmesinden usanmaz. Tilkinin kırk fıkrasından kırkının da tavuk üzerine olduğu gibi, sevenin her düşüncesi de sevdiği ile olur. Yani mümin her zaman Allah Teala’yı hatırlar. Çünkü böylece huzura kavuşur. Allah’ı unuttukça da sıkıntılar başlar ve mutsuz olur.

Yahya b. Muaz Hz. leri buyurur ki, ‘Üç haslet kendisinde bulunmayan kimse gerçek aşık değildir. Allah’ın kelamını başka sözlere, Allah’a kavuşmayı başka şeylere kavuşmaya ve Allah’a ibadeti fanilere hizmete tercih etmeyen sevgisinde samimi değildir.”

Allah Sevgisinde samimi olan kişiler, ibadete de çok önem verip, üstelik gençken yapılmasını tavsiye etmektedirler.

Molla Cami şu hatırlatmayı yapmaktadır: “Ey hakikat talibi!. Eğer ibadetinin noksansız olmasını istiyorsan, gençlikte ibadet ve taate ciddiyetle devam et. Çünkü, taze bir ağacın meyvesi, kurumağa yüz tutmuş olanınkinden daha lezzetlidir.”

Allah’a gerektiği şekilde ibadet etmeyip O’nu gerektiği şekilde hatırlamayan müminlerin ideal anlamda huzurlu olmaları düşünülemez. Çünkü onlar bilmektedirler ki: Allah Teala sayısız nimetler vermiştir, buna karşılık kul, O’na şükran borçludur, bunu da ibadetiyle yerine getirir. İşte Allah’ın emrettiği şekilde bu kulluk borcunu ödemeye ibadet denmektedir. Kur’an’ın önsözü mahiyetinde olan ‘Fatiha’ suresinde şu mesaj bulunmaktadır: “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”

Düşünülecek olursa dünya hayatı sonsuz değildir. Dinimize göre bu hayat, bize emanet olarak verilip bir gün bundan hesaba çekileceğiz. Allah, insanoğlunu kendini bilsinler ve ibadet etsinler diye yaratmıştır. Bundan dolayı da bu dünyada kalacağımız süre zarfında O’nu bilip, emirlerini yerine getirme mecburiyetimiz vardır. Eğer imanımız varsa ibadetimizin de olma mecburiyeti vardır. Çünkü, ibadet imanın koruyucusudur. İbadetsiz iman tehlikededir. Tıpkı bir mum gibidir ki, ufacık rüzgarlarda söner. Bu yüzden olacak ki İbadet için “İMANIN FANUSUDUR” demişlerdir.

İnsan için şu soru sorulmaktadır: “Evrende her şey bize hizmet ediyor. O halde biz kime hizmet edeceğiz?”

Peygamber efendimiz şu hatırlatmada bulunmaktadır: “Allah Teala, dünyaya şöyle emir verir:

- Ey dünya, bana kulluk ederek yolumda hizmet edene yardım et. Yolumdan şaşıp sana koşmak isteyeni de kendin için çalıştır ve yor.”

Mehmet Coşar, Altınoluk 251.sayı

 

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

“Müʼmin, bir bal arısına benzer. Temiz olanı yer (yani helâl yer), temiz olan şeyler ortaya koyar (yani Hakkʼın rızâsına uygun olan işleri yapar, sâlihlerle, sâdıklarla beraber olur), konduğu yeri ne kırar ne de bozar (orayı ihyâ eder).” (Ahmed bin Hanbel, II, 199)