DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa İz Bırakanlar Hayatımda İz Bırakan Güzel İnsan; “NİLGÜN ATEŞÇİ” Ablam

Hayatımda İz Bırakan Güzel İnsan; “NİLGÜN ATEŞÇİ” Ablam

Yazdır

Hayatımda İz Bırakan Güzel İnsan; “NİLGÜN ATEŞÇİ” Ablam
 
Fâni imtihan dünyasında en büyük hazine hakiki bir dosta sahip olmaktır. İnsanlar vardır ki, vefatlarının ardından hayatınızda bıraktıkları boşluk aşikâr hissedilir.
 
Nilgün ablam, örnek şahsiyeti ile hayatımı güzellikleriyle aydınlatan güzide bir dostum, arkadaşım, sırdaşım oldu.
 
Kendisiyle 1991 senesinde bir aile meclisinde karşılaştık. Samimiyetiyle ve yakın alakasıyla ilk günden dikkatimi çekmiş, gönlüme sevgi tohumları saçmıştı. Allah kendisinden razı olsun; benimle ve eğitimimle çok alakadar oldu. O vakit üniversite öğrencisiydim. Okul dersleri ve hayatın zorlukları ile mücadele karşısında yorgun düşmüş bir ruh haline sahiptim. Çok çalışıyordum, yoruluyordum fakat ruh dünyamdaki boşluğa mana veremiyordum. O boşluğun sebebine işaret eden ve vesile olan oydu.
 
1993 senesinde babam vefat ettiğinde, o zor zamanlarımda yanımda olup maddi ve manevi destek olmasını asla unutamam. Her zaman hedefimin olmasını arzu eder Allah’ın rızasını (c.c.) kazanmak için her daim gayretli olmamı teşvik ederdi.
 
Hayatının her karesinde hizmet etmenin ehemmiyetini müşahede ettim. Yalnızca hizmet etmekle kalmaz hizmet etmeme de imkân verir, yol gösterir, tarif ederdi. Onun yanında kendinizi rahat ve huzurlu hissederdiniz. Küçük çocuğu olmasına rağmen her zaman hizmete koşar, “Hizmet etme fırsatı olduğunda çekingen olmayın; kendinizi yetiştirin, bir vesile bulup hizmete koşun” derdi. Peygamber Efendimizden misaller verir; “Ne kadar hizmetimiz varsa o kadar muvaffakiyetimiz var; yaptıklarımız her ne kadar başkası için gibi görünse de, aslında yaptıklarımız hep kendimize!” derdi.
 
Beyi Muradiye Okullarında koordinatör müdürdü. Nilgün ablam okulun yurdunda kalan talebelere kıyamaz; onları kahvaltıya, akşam yemeğine, ramazanda iftarlara davet ederdi. Talebelere hürmet eder, hizmet eder, gönüllerine girerdi. Yurtta kalan talebeleri ziyarete gider, vakit ayırır, onlarla hasbihal eder, o gurbet kuşlarının adeta gözlerinin içini güldürürdü.
 
Feraset ehliydi. Yüzünüzdeki ifadeden sıkıntınızı sezer, derdinize ortak olurdu. Allah’ın rahmetinin sıkıntı ve imtihanlarda olduğunu söyler; “Hadi bi çay demle de içelim!” derdi. Sıkıntılı zamanlarda zorlukların arkasından gelecek kolaylığı, mutluluğu gösterirdi. Hayata pozitif bakmanın, insan ruhundaki muhteşem huzurunu anlatırdı.
 
Bir gün ziyaretime geldiğinde ruh halimi yine farketti. “Dertlerimizi kalbimize yük etmeyeceğiz, arkamıza atacağız. Sıkıntılar insana vazife olarak gelir. İşleri bitince çeker giderler. İmtihanlar insanı olgunlaştırmak içindir.” dedi. Tuzlu halka yapmayı o gün tarif etmişti.  Mayalı hamurdan küçük parçalar koparıp açıyor, ortadan delip kenarlara doğru genişleterek halka şekli veriyorsunuz. Sonra da kızgın yağa atıp kızartıyorsunuz. Ne zaman bu halkalardan yapsam hep Nilgün ablamı hatırlarım. Ahirete uğurlandığı Bursa Nilüfer Mihraplı Camiinde ablamın tuzlu halkalarından dağıttılar. Ah Nilgün ablam son gününde de ikramını yaptın, yüreğimi yaktın da gittin…
 
Hep sadeliği tercih ederdi. Evinde, elbiselerinde, sözlerinde sadelik ön plandaydı. Sadeliğinin beraberinde mütevaziliğini, letafet ve zarafetini görürdünüz. Sözleri sade olsa da deruni manalarıyla yüreğinize işlerdi. Hatanızı yüzünüze vurmazdı ama hal lisanıyla size belli ederdi. Muhataplarını iyi tanır, ona göre konuşurdu. Herkesle özel ilgilenir, tek tek hatır sorar, sevgi ve muhabbetini esirgemezdi. Öyle ki sorsanız herkes en çok kendisini sevdiğini düşünürdü. 
 
Hâl lisanı ile örnek olması ne kadar güzeldi. Sevmek emek vermekti, fedakârlıktı, vefaydı, kıymet bilmekti. Sevmek, “seni seviyorum!” demenin içini doldurabilmekti.
 
Nilgün ablam: Önce sen bizi sevdin, sonra biz seni sevdik.
 
Ankara’da ikamet ettiği yıllarda çok hatıralarımız oldu. Evlendiğimde evimizin evlerine yakın olmasını arzu ettik. Aile dostumuzdu. 2004 yılında İstanbul’a taşındılar ve benim için gurbet ve hasret dolu yıllar başlamış oldu. Sevilene hiç doyulmuyor. Yakınımda olmamasının gurbet olduğunu uzaklara gittiğinde hissettim. Hayatımızda gel-gitler hiç bitmiyor ki… İmtihanlarla dolu bu hayatta, hasret de insanı olgunlaştırıp inceltecek bir törpü sanki…
 
Nilgün ablamda böbrek yetmezliği vardı. Yıllar itibariyle rahatsızlığı iyice ilerlemiş, iki böbreği de vazifesini yerine getiremez olmuştu. Günde iki defa diyaliz makinesine girmek, saatlerce bir makineye bağlı olmak ne kadar zor olsa da; halinden hiç şikâyet ettiğine şahit olmadım. Nilgün ablam saatlerce diyalizde kalmanın verdiği yorgunluğa rağmen; aradığımda mutlaka konuşurdu. Diyaliz saatlerini bildiğimden ona göre arardım; onu yormamaya dikkat ederdim. Aradığımda kendinden konuşmaz; hep beni, çocuklarımı, Ankara’daki ortak tanıdıklarımızın halini hatırını sorardı.
 
Nilgün ablam benim yüreği yanık ama her daim yüzü gülen bülbülümdü…  Bir gün kendisine uzunca bir mektup yazmıştım. Mektubuma cevap vereceği hiç aklıma gelmemişti. Posta kutumda bir mektup görünce çok şaşırmıştım. Ne kadar ince ruhlu ve nezaketli olduğu bir kez daha zihnime kazındı. Nilgün ablamdan bana yadigâr kalan nadide bir mektup. Şimdi bu mektup benim için ne kadar da kıymetli bir hazine…
 
Gönlümün bülbülü Nilgün ablam, 27 Nisan 2018 Cuma günü Bursa’da Hakkın rahmetine kavuştu. 28 Nisan 2018 Cumartesi günü de Bursa Nilüfer Mihraplı Camiinde öğle namazını müteakip cenaze namazı kılındı. Sevenlerinin ve yakınlarının dualarıyla, o çok sevdiği memleketine, Gölyazı köyünde Gölyazı Kabristanlığına defnedildi.
 
Sağlığında Bursa’ya çok davet etti ama gidip onu görmek nasip olmadı. Ama takdiri ilahi, onu ebedi yolculuğuna uğurlamak nasip oldu elhamdülillah.
 
Ankara-Bursa yolunda Yunus Emre’nin:
   Sordum sarı çiçeğe
   Benzin neden sarıdır?
   Çiçek eydür derviş baba
   Ölüm bana yakındır.
   Sordum sarı çiçeğe
   Sizde ölüm var mıdır?
   Çiçek eydür derviş baba
   Ölümsüz yer var mıdır?
 
Mısralarını terennüm ettim. İnşaallah Rabbim onu sarı çiçekler, papatyalar ve gelincikler ile karşılamıştır. Kabristana varana kadar lisanımız duayla, gözlerimiz muhabbetiyle ıslandı…
 
Sen gittin diye kim demiş gül soldu, Gönlüme ektiğin muhabbet gonca idi gül oldu.
 
“Ya Rabbi! Biz ondan razı olduk, sen de razı ol. Onu güzel karşıla, rahmet ve merhametinle muamele eyle! Taksiratını affedip makamını ali eyle. Cennetinde Peygamberimize komşu edip her daim cemalini görmeyi nasip eyle! ÂMİN.”
 
Hayatımda emeği olan dostum, sırdaşım, yarenim Nilgün ablamı anlatabilmek, gönlümdeki muhabbetini kelimelerle izah etmek kolay değil. Sadece M. Akif’in mısralarıyla diyorum ki:
   Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
   Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
 
Bir muhabbet tütsüsü ki gönülde hep tüten; Hiç unutulur mu Allah için sevilen!…
 
Merhum Nilgün ablamı tanıyan veya şu aciz kelimelerimle bir nebze de olsa tanıyacak olan herkesten onun latif ruhu için bir Fatiha ve üç İhlası Şerif okuyup ruhuna hediye etmelerini istirham ediyorum…

“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.”
 
Rahime Öztürk, 12.05.2018, ANKARA

 

 

Yorumlar 

 
+9 #1 bekir sami ateşci 12-05-2018 23:07
Allah razı olsun, dualarınızı eksik etmeyin...
 

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“İsrâfa ve gurura saplanmaksızın yiyiniz, içiniz, giyiniz, sadaka veriniz.” (Buhârî, Libas, 1; İbn-i Mâce, Libas, 23)