DEĞERLER KULÜBÜ ORG

... ŞAHSİYETLİ BİR NESİL İÇİN

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Ana Sayfa Edebiyat, Şiir Yolcuma Mektup...

Yolcuma Mektup...

Yazdır
Olmayacak böyle Yolcum; olmayacak. Sen susuyorsun, geceler büyüyor...
 
Bürümcük kumaşlarda büzüldü içsel yanlarımızın yüz örtüsü. Ütüsüz ayrılıklara hüküm giydik; kırışmış entarisi, örtülü şal deseniyle. Şık durur mu üzerimizde bu susuş, inan ki bilmiyorum. Aşk, aralık aylarına sığar da, aralıksız bırakır mı cadde kollarını? Câmid hırkalarda üşüsün mü çocukluğum? Hasretin bürdesini sorsun mu yoksulluğum? Yarınların notlarında ücretsiz târifelere kaçtığını sandı hayatımız. Dünler, hesabı tam ödenmemiş bir sofra nimetiydi. Öderdik nasılsa beş parasızken. Hem mutfak denilen sığınaklarımız, bulaşık eylerdi ellerimizi içimizin tezgâhında / kırılıp dökülür müydük? Kızar mıydı kızgınlığımız bize? Ya kırgınlığımıza ne demeli? Hadi itiraf et, üşütmüşüm belli...
 
Sararmış bardağı, böğründe demlikleri bitiren çayımızın. Çay olup akmışız, yol kuşluklarının saklısı leyl düşlerine. Arkı, arkada kalmış bu hayâlin. Gerçek, koca bir rüyanın tâbir sahasıymış. Yol, verir miydi kendini; günleri karıştıran yolcularına? İbretsiz, mihnetsiz, meşakkatsiz düpedüz yani yamuk gidenlere bağışlar mıydı nimetini? Çukurlara, çamurlara, çisim çisim yağışlara, dağlık bayırlık yokuşlara yani sırata açılır mıydı ellerimiz? Sırlar atılır mıydı her yılımızın başına?
 
Sorularım tek bir sancıda olsaydı, bir semâda yansırdı görüntüm. Oysa öyle değil; yedi kat giyinmekten bahsediyorum, yedi kat titremekten, yediye yenilen meclisimden. Yemişler acı. Yemişler acımı, anlıyor musun? Yedi lokmada bitmiş. Göreni de görmüş Hakk. Bu dava görülmüş. Sistem kilitlenmiş sonra. Nâçâr kalmışım, suallerim cevap yanlısı, yalnız kalmış. Dil bağlanmış çevrim içine, çemberime...
 
Al yazmaydı değil mi, sana yazışlarım? Bir gün şişeleri kıracaksın diye korkuyorum. Bir gün saklımı saklından çıkartırsın da, yollara döke döke saçarsın sanışlarında sıçrıyorum. Bir anış belki sessizce geçtiğim, bir müddet dalgalanacak belki uzay boşluğunda ve belki de karanlık gözlerinde batacak. Ümit işte burada parlıyor, gözlerinde. Ruhun aynası, sefer hâtırası gözlerinde. Toprak olacak bölümünü demiyorum sana. Ölümsüzlüğünün önsözü orada yazılı değil mi? Bakışımda kan gördüğüm yeryüzü, gökyüzüne bayrağımı asıyor. Ayım, Yıldızım diyorum; “Yolcum”demek en çok içime siniyor. Öyle bir sinmişsin ki; sil sil geçmiyor. Sistem kilitlenmiş, dedim ya...
 
Mır mır kedilere döndü sokaklar. Bu tını da nereden çalınıyor? Mırıldanışlarda mahmur nakaratı oluyorum tutunduğum demirlerin. Daha dün konuştuğum sen, bugün yine ölüyorsun. Hücre dirilişleri gibi gün be gün; tekrar hayata dönüyorsun. Ne gidişine ne de geliş haberlerine kanıyorum. Adresimi arama sen. Ölüler mahallesinde kalıyorum. Kabir ehlinin ziyaretçi defteri olur mu? Yazarlar mı, üç beş harf? Ne anlama gelir hem? Anlama gelir mi idrak atı dolu dizgin? Yokuşu çıkamaz mı, saplanıp toprağın öğüt bıçağına? Yüz-beniz atar değil mi; ya kalp? Tıkanırsa nasıl açarız gözyaşı borularını? Yakıcı bir ilâç lâzım Yolcum; temizlesin ve arındırsın yolları. Peki aşk, broşürlere yazılır mı? Dağıtıp her bir tarafı, kartvizitine neyi ekler? "Yeni yerimiz erenler, ölüler mahallesi"mi derler? Eğer temizlemiyorsa kötülüklerden kişiyi, kini ve nefreti uzaklaştırmıyorsa, bütün anları yıkayıp kefenleyip namazın kılınmasına geçit vermiyorsa; aşk, ne kadar yoklaşarak var edebilir ki bir yüreği?
 
Esintisi öte kokan bir serenat bu. Nâleme nun bildirisi. Gizlenmiş mim'in mimikleri. Kırbacın vurduğu yerin zerresi. İz bulutundan yağmurlar yükseliyor gemine. Bu tufan diner de, çalkantılı ömrüm menzile girer mi? Yücelerin âleme saldığı duyurudan bir pay düşse hâneme. Hanlar çoktan yıkılmış biliyorum. Restore edilen geçmişe, tuğla olmuş muyum, örülmüş müyüm, oldu sanıp dökülmüş müyüm? Kaç gece kandım nefs illetine. Hep iyi diye aldattı beni. İyi değilim Yolcum; bunu bil! Görüntü farklı olsa da, aynı isimle gelecek birileri ölsem bile; bunu da bil, dedim senin gibi işte...
 
Yoksa gün geçtikçe sana mı benziyorum Yolcum? Hastalıklı hâlime geçer ümidiyle bakamıyorum. Faturam aşka yazılır mı; ki ezelden yanığım. Yanık kremlerinin faydası olsa da çâresi yok, su toplayan canıma. Deşilmek istiyor yara, sadece İlâhî Hekim'in aşk pansumanıyla. Uzman diye geliyorlar da, can damarımı kesiyorlar. Toptan temizlik mi bu Yolcum? Toparlanamıyorum...
 
Yağmur, nasıl düşerdi toprağın avucuna? Damlalar penceremden cihan camına vuruyor. Buğulu fesleğenleri kış uykusuna yatırdım. Çukurlar açıldı, erdem tarlalarına. Yağmur, zemheriye meleklerle geliyor... Kaygan bir zeminde şaşmaz mı hiç pusula? Uçtu uçtu'da kaldı bütün hayâllerim... Yüreğini koy kovama, bugün kan çekiyorum geceden. Kopmuş taneleri birleştirmeye çalışıyorum. Bulamadıklarımı, gözyaşlarımı diziyorum. Bu diziyi seveceksin izle gönül aynanda, seni oynuyorum. Yolcum; oturamadığını biliyorum, durak yok! Dizlerinde kireç kırılmaları, metro hızından daha süratli sancıların. Ağrılarına hap olmak istesem de, dünya tarafından yutuluyorum. Kursağında kalsın ve çıkarsın beni. Buralı olmadığımı şehirlere söylüyorum.
 
Yolcum; mürekkebini batır saman çöpüme. Gül yaprağından şikeste, bestele feryat satırlarımı. Sükûtun ses rengine uymalı bergüzârım. Hâl-i hazırda ateştendir buz dağım. Dinletemedim, söyletemedim, bir yolunu bulup bildiremedim. Ne kadar da yitiğim? Yolculuk, yitikliğin albümü. Kimleri döktüm, kimler döktü beni yoluna? Sen gel de kaygılanma; kayıklar alabora, fikirler mefluç... Oldu sanıp da karışamamak hamura, fırında pişememek, konulamamak sofraya. Kutsal sanıp kendini,kurban bağışı aşka. Bu nasıl bir tezat ki; fırça temizliğinde dil. Elimde değil, her seferinde aşk, "sus ve kendine bak" diyor. Seferler, susmalar iyi beslendi, kilodan düşmüyor.
 
Yolcum! Deli sevmelerimin uslandıran yakamozu! Denizlerde görünenin göze gelmez tablosu. Hırçın ve süveydâ. O duvardan bu duvara başım vuradursun demini, aklım Kusvâ... Gittin mi şimdi, dedikleri gibi yok musun, nasıl inanırım buna? Çağlara çığ düşür bezminden. Irmaklara göz düşür. Üşür de bir fakir bîmecal kuytularda, içli içli çekmişken seni, sormaz mı gece bekçisi kuşlara? Tutmasın dizlerim, yürümesin. Seni sevmeyecekse bu yürek, yürek diye geçinmesin! Cüceni dev bakışına al. Bak ki, ışınların yarama devâ olsun. Kozmik sarsıntılarda dünya, kozmetik. Sahte yüzler estetiği masalar. Toplanılmış duygular, dirilikten bîhaber. İçlerini okuyorlar herkesin evvel beyler. Okunan bir şey gerçekten var mı Yolcum; yoksa hâlâ aynı replik, aynı mâsiva...
 
Dürt karanlığımı Yolcum, uyuyorum! Gece tehlikelidir bütün yollar. Baykuşlar, çalılar, civarlar. Ayyuka çıkmak isteyen de, sâfilîn'e giden de. Düş pazarlarında fırsat kolluyor hırsız. Düşümü sen çalıp götür Yolcum; koy Rahmân'a ıssız. Kalmışlığıma kamış bil varlığımı. Üfle aşk kundağından kem nazarları. Tozunu sil aynanın. Parlat ki, ecnebi yalnızlıklar engel olmasın yola. Parlat ki, kırık bile olsa ayna aynadır diyelim. Şâd eylesin Sevgili, mücevhere gidelim. Duvarlar rutubetli, aylar zemheri.
 
İyi mi; sevdim sevdiklerini. Gönle eğilen âleminden fehmettim, mahfil-i edebîn, mâhir mâsumiyetin ve ıtır kokularının mahfazasında. Dalga, çarpsın kıyıları boydan boya, sevdiklerini sevdim... Kurumuş hurma kütüğü olamasam da yine de özlemim var. Önce yaş olabileyim ki, kuruyabileyim. Dalımdan kopup mekteb-i aşkın alfabesini dinleyeyim. Kulak ver Yolcum; ses, özel frekansında. İnsaniyet makamında "sus"la başlıyor tüm iç yanışları...
 
Yeni tutuştu say bu kalbi.
Yolcum; çıtır çıtır sessizliği duyuyor musun? Kuruların yanında bak yaşlar da yanıyor...
 
"Mahrem olmayanlar anlamasınlar diye, dilime kilit vurdum."
( Hz. Mevlânâ )
 

Yorumlar 

 
+1 #2 Fâtıma Zehra Merinos 18-04-2020 16:40
Merhabalar...
Bir yazı dizisi yazmıştım adı "Seyyah Suskunluğu- Yolcuma Mektup" isminde. Burada o yazılarımdan birine tevâfuk etmiş olmak güzel. Fakat adımı yazılmış göremedim.. Selâm ile.

Fâtıma Zehra Merinos

Yazar adı özelliği kapalı olduğundan gözükmemiş. Ayarı düzelttik. Haber verdiğiniz için teşekkür ederiz.
 
 
+1 #1 Darussefa 07-08-2010 08:12
Adresimi arama sen. Ölüler mahallesinde kalıyorum. Kabir ehlinin ziyaretçi defteri olur mu? Yazarlar mı, üç beş harf? Ne anlama gelir hem? Anlama gelir mi idrak atı dolu dizgin? Yokuşu çıkamaz mı, saplanıp toprağın öğüt bıçağına? Yüz-beniz atar değil mi; ya kalp? Tıkanırsa nasıl açarız gözyaşı borularını? Yakıcı bir ilâç lâzım Yolcum; temizlesin ve arındırsın yolları. Peki aşk, broşürlere yazılır mı? Dağıtıp her bir tarafı, kartvizitine neyi ekler? "Yeni yerimiz erenler, ölüler mahallesi"mi derler? Eğer temizlemiyorsa kötülüklerden kişiyi, kini ve nefreti uzaklaştırmıyorsa, bütün anları yıkayıp kefenleyip namazın kılınmasına geçit vermiyorsa; aşk, ne kadar yoklaşarak var edebilir ki bir yüreği?

Müthiş bir yazı defalarca okudum.Mübtelanız oldum.Kaleminize ve yüreğinize sağlık.
 

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“(Rasûlüm!) De ki: Sizin kulluk, duâ ve yalvarmanız olmasa, Rabb’im size ne diye değer versin!? (Ne kıymetiniz var!?)…” (Furkan, 77)